Yıllık bazda büyüme hızı %3,7 olarak gerçekleşirken, inşaat sektörü %13,9’luk artışla zirveye yerleşti. Tarım sektöründeki %12,7’lik sert daralma ve ihracattaki düşüş dikkat çekti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılının üçüncü çeyreğine (Temmuz-Eylül) ilişkin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Türkiye ekonomisi, yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre %3,7 oranında büyüme kaydetti. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH ise bir önceki çeyreğe göre %1,1 arttı.
Ekonomik büyümenin detaylarına bakıldığında, inşaat sektörü %13,9’luk büyüme hızıyla ekonominin itici gücü oldu. Onu %10,8 ile finans ve sigorta faaliyetleri ve %10,1 ile bilgi ve iletişim faaliyetleri izledi. Sanayi sektörü de %6,5 oranında büyüyerek performansa katkı sağladı. Ancak, tarım sektörü %12,7 oranında küçülerek büyüme üzerinde negatif baskı yaratan en önemli kalem oldu.
Harcamalar yöntemiyle bakıldığında, sıkı para politikasına rağmen iç talebin dirençli olduğu görüldü. Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları %4,8 artış gösterdi. Ekonominin geleceği için kritik olan yatırımları temsil eden gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise %11,7 gibi güçlü bir oranda arttı. Dış ticaret tarafında ise tablo negatife döndü; mal ve hizmet ihracatı %0,7 azalırken, ithalat %4,3 artış gösterdi.
Cari fiyatlarla GSYH, üçüncü çeyrekte 17 trilyon 424 milyar TL olurken, ABD doları bazında 432 milyar 880 milyon dolar olarak gerçekleşti. İşgücü ödemelerinin GSYH içindeki payı ise geçen yılın aynı dönemine göre değişmeyerek %35,0 seviyesinde kaldı.
Finans Hattı Yorumu:
Açıklanan %3,7’lik büyüme verisi, Türkiye ekonomisinin sıkılaşan finansal koşullara rağmen “yumuşak iniş” senaryosu dahilinde, ılımlı bir büyüme patikasında ilerlediğini gösteriyor. Büyümenin kompozisyonu incelendiğinde, inşaat sektöründeki %13,9’luk ve yatırımlardaki %11,7’lik artış, özellikle deprem bölgesindeki yeniden imar faaliyetlerinin ve kentsel dönüşümün ekonomik aktiviteyi canlı tuttuğunu kanıtlıyor.
Ancak verilerin “alarm veren” iki kritik noktası bulunuyor. Birincisi, tarım sektöründeki %12,7’lik sert daralma. Bu durum, gıda arzı ve fiyatları üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturarak enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. İkincisi ise dış ticaret dengesindeki bozulma. İhracatın eksiye düşmesi ve ithalatın artmaya devam etmesi, büyümenin dış talep yerine yeniden iç talep ve ithalata dayalı bir yapıya kayma riski taşıdığını gösteriyor. Hanehalkı tüketiminin %4,8 artması, iç talebin hala enflasyonist baskı yaratabilecek düzeyde canlı olduğunu işaret ediyor. Bu tablo, Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda aceleci davranmayıp, iç talebi daha fazla dengelemek isteyeceği tezini güçlendirebilir.










