S&P 500 Satış Stratejisi Mayıs Ayında Test Ediliyor
“Mayısta sat, git” taktiği S&P 500 verileriyle mercek altında; küresel riskler ve güçlü kazançlar mevsimselliğe meydan okuyor.
Yatırımcıların geleneksel olarak “Mayısta sat, git” stratejisini test ettiği S&P 500 endeksinde, son dönemdeki güçlü toparlanma bu yaklaşıma dair şüpheleri artırıyor. Küresel petrol arzındaki aksamaların tetiklediği satış baskısının ardından on bir işlem gününde yaklaşık %10‘luk bir kayıp telafi eden endeksin performansı, en kötünün geride kalıp kalmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Tarihsel verilere bakıldığında, S&P 500’ün 1945’ten bu yana mayıs ve ekim ayları arasındaki uzun vadeli ortalama performansı sadece %2 civarında seyrediyor. Bu oran, kasım ve nisan ayları arasındaki ortalama %7‘lik kazancın oldukça altında kalıyor. CFRA verilerine göre ise son on yılda, geçen yılki %22,1‘lik artış da dahil olmak üzere, mayıs ayı getirisi ortalama %7 seviyesinde gerçekleşti.
Carson Group Baş Piyasa Stratejisti Ryan Detrick, son on yıldaki piyasa performansının “mayısta satma” stratejisinin kesinlikle işlemediğini belirtti. Detrick’e göre, bu dönemde mayıs ayında nakde geçmek veya savunmaya çekilmek, yatırımcıların ciddi kayıplar yaşamasına neden olabilirdi. Reuters analizleri de bu durumu destekler nitelikte; mayıs 2016’dan bu yana S&P 500’e sürekli yatırılan 10 bin doların, yaz aylarında nakitte bekleyen stratejiye kıyasla yaklaşık iki katına, yani 34 bin dolara ulaştığı görülüyor.
Stratejistler, hisse senetleri için olumlu bir tablo çizen çeşitli faktörlerin, sadece takvimsel olarak olumsuz bir eğilime karşı çıktığını vurguluyor. ABD ve İran arasındaki çatışma endişelerinin azalmasıyla hisse senetleri, sert satışların ardından güçlü bir toparlanma gösterdi. Ayrıca, güçlü şirket bilançoları yatırımcı duyarlılığını artırırken, ABD ekonomisi enerji şokları karşısında önemli bir direnç sergiledi.
Ballast Rock Private Wealth Portföy Yöneticisi Jim Carroll, mevsimselliğin tamamen göz ardı edilebileceği nadir bir yıl yaşanabileceği öngörüsünde bulundu. Ancak CFRA Research Baş Yatırım Stratejisti Sam Stovall, mayıs ayında satış stratejisini terk etme konusunda temkinli olunması gerektiğini belirterek önemli bir noktaya dikkat çekti. Stovall, 2026 yılının bir ara seçim yılı olduğunu ve ana endeksin son on ara seçim yılının beşinde mayıstan ekime kadar ortalama %1,5 değer kaybettiğini hatırlattı.
Çözülmemiş ABD-İran çatışması, küresel büyüme üzerindeki potansiyel olumsuz etkisiyle ekonomik görünümü belirsizleştiriyor. Analistlerin faiz oranlarında daha dalgalı bir yol beklediği ve Kevin Warsh‘ın Jerome Powell‘ın yerini alabileceği beklentileri, yatırımcıları yeni bir Federal Reserve başkanıyla mücadele etmeye zorlayabilir. Buna rağmen stratejistler, endişe edilecek pek çok şey olsa da güçlü piyasa ivmesinin hisse senetlerinin bu engelleri aşmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor. CFRA verileri, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, hisse senetlerinin %5,5 ile %9,9 arasındaki geri çekilmelerde kaybettiklerinin tamamını geri aldıktan sonraki üç ay içinde genellikle %8‘den fazla tırmandığını gösteriyor.
Bu veriler ışığında, jeopolitik risklere ve ara seçim yılı oynaklıklarına rağmen, şirket kârlılıklarındaki güçlü seyir, yatırımcıların sadece takvimsel alışkanlıklara bağlı kalmak yerine, yıllık bazda temel ekonomik göstergelere odaklanarak mevcut yükseliş trendini sürdürebileceğini gösteriyor.
- S&P 500 için savaş ve kazanç faktörleri öne çıkıyor.
- Ekonomik direnç hisse senetlerini destekliyor.
- Ara seçim yılı temkinli olmayı gerektiriyor.
- Küresel riskler piyasa ivmesiyle karşılaşıyor.
Finans Hattı Yorum:
Geleneksel “Mayısta sat, git” stratejisinin S&P 500 özelinde tarihsel olarak her zaman geçerli olmadığına dair kanıtlar giderek artıyor. Özellikle son on yıldaki piyasa dinamikleri, bu eski kalıbı sorgulatıyor. Petrol arzındaki aksamaların yarattığı geçici düşüşün ardından endeksin gösterdiği hızlı toparlanma, küresel ve iç ekonomik dinamiklerin, sadece takvimsel etkilere baskın gelebileceğini ortaya koyuyor. ABD ekonomisinin dirençli yapısı ve şirketlerin güçlü kâr marjları, yatırımcılar için daha önemli birer gösterge haline gelmiş durumda.
Piyasada mevcut duyarlılık, karışık sinyaller taşıyor. Bir yandan jeopolitik riskler ve olası Fed başkanlığı değişimleri gibi belirsizlikler temkinli bir duruşu teşvik ederken, diğer yandan güçlü şirket bilançoları ve ekonomik büyüme potansiyeli iyimserliği körüklüyor. Özellikle ara seçim yıllarındaki tarihsel dalgalanmalar, yatırımcıların portföylerini gözden geçirmesi gerektiğini düşündürüyor. Ancak, geçmiş performanslara bakıldığında, kısa vadeli satış baskılarının ardından güçlü birer yükselişin de yaşanabildiği gözlemleniyor.
Önümüzdeki dönemde yatırımcıların dikkat etmesi gereken temel unsurlar başında ABD ile İran arasındaki tansiyonun seyrini izlemek ve Fed’in faiz politikalarına ilişkin ipuçlarını takip etmek olacaktır. Ayrıca, ara seçim yılına özgü dalgalanmalara karşı hazırlıklı olmak ve hisse senedi seçimlerinde, genel piyasa eğilimlerinin yanı sıra, temel analizlere ve şirketlerin kendi iç dinamiklerine odaklanmak stratejik bir yaklaşım olacaktır. Teknik olarak, S&P 500’ün önemli direnç ve destek seviyelerini takip etmek, olası alım ve satım fırsatlarını belirlemede kritik rol oynayacaktır.












