Pakistan arabuluculuğunda yürütülen süreçte nükleer denetim, balistik füzeler ve bir aylık geçici ateşkes mekanizması masada.
ABD ile İran arasında bölgesel gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabalar kritik bir evreye girdi. İsrail Kanal 12 ve New York Times’ın raporlarına göre, iki ülke arasında bir aylık geçici ateşkes mekanizması kurulması ve Orta Doğu’daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan 15 maddelik kapsamlı bir plan üzerinde çalışılıyor. Anlaşma trafiğinin merkezinde, önceki Gazze ve Lübnan müzakerelerine benzer bir yapı kurgulayan Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimlerin olduğu belirtiliyor.
Önerilen 15 maddelik plan, İran’ın nükleer kapasitesine dair radikal hükümler içeriyor. Buna göre, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) tüm tesislere tam erişim yetkisi verilecek ve İran elindeki zenginleştirilmiş uranyumu ajansa teslim edecek. Müzakerelerin yalnızca nükleer başlığı değil, aynı zamanda İran’ın balistik füze programını ve stratejik deniz yollarının güvenliğini de kapsadığı ifade ediliyor.
Diplomatik sürecin en dikkat çeken figürü ise Pakistan Ordu Komutanı Mareşal Syed Asim Munir oldu. Pakistan’ın iki ülke arasında “birincil muhatap” haline geldiği ve planın Tahran’a iletilmesinde kilit rol oynadığı bildirildi. Türkiye ve Mısır’ın da İran’ı sürece yapıcı katılım sağlaması yönünde teşvik ettiği kaydedilirken; İsrail’in bu diplomatik açılıma vereceği destek ve İran içindeki Devrim Muhafızları kanadının plana tepkisi, anlaşmanın hayata geçmesi önündeki en büyük belirsizlikler olarak değerlendiriliyor.
Finans Hattı Yorum:
ABD ve İran arasındaki bu beklenmedik yakınlaşma sinyalleri, küresel finans piyasaları ve enerji jeopolitiği açısından “tektonik bir sarsıntı” yaratma potansiyeline sahip. Özellikle bir aylık ateşkes ve nükleer denetim mekanizmasının hayata geçmesi, küresel petrol fiyatları üzerindeki “jeopolitik risk primini” hızla eritebilir. Brent petrol fiyatlarında son dönemde görülen dalgalanmaların temelinde yatan Hürmüz Boğazı’nın kapatılma riski, bu anlaşma ile yerini arz güvenliği istikrarına bırakacaktır.
Ekonomik perspektiften bakıldığında; İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesi, Batı’nın İran’a yönelik uyguladığı ağır ekonomik yaptırımların kademeli olarak esnetilmesinin önünü açabilir. Bu durum, İran petrolünün yasal yollarla küresel piyasalara tam kapasite dönmesi ve günlük yaklaşık 1.5 – 2 milyon varillik ek arz anlamına gelir ki; bu da enerji enflasyonunun düşmesine ve küresel dezenflasyon sürecine pozitif katkı sağlar.
Bölgesel bazda ise Türkiye ve Mısır gibi aktörlerin sürece dahil olması, Orta Doğu eksenli “Gelişmekte Olan Piyasalar” (EM) için yatırım iştahını artıracaktır. Ancak yatırımcılar için en büyük risk, İsrail’in bu plana dahil edilmemesi veya İran içindeki radikal grupların sabotaj ihtimalidir. Eğer bu 15 maddelik plan bir “çerçeve anlaşmaya” dönüşürse, güvenli liman arayışındaki sermayenin altın ve dolardan çıkarak gelişmekte olan piyasa varlıklarına ve riskli varlıklara yöneldiği bir ralli izleyebiliriz. Finans dünyası için asıl soru şudur: Bu bir stratejik barış mı, yoksa tarafların yeniden silahlanmak için zaman kazandığı taktiksel bir mola mı? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki 30 günlük ateşkes deneme süresinde netleşecektir.

