Apsiyon Raporu: Son 3 Yılda Aidatlar %367 Arttı, İstanbul’da 117 Bin Kişi Yüksek Aidat Nedeniyle Taşındı
Türkiye’de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonist ortam, hanehalkı bütçelerindeki en büyük gider kalemlerinden biri olan “barınma maliyetini” derinden sarsıyor. Site ve apartman yönetim platformu Apsiyon’un yayımladığı “Toplu Yaşam Alanlarında Aidat ve Yönetim – 2025 Veri Analizi” raporu, apartman ve site aidatlarının artık kira kadar belirleyici bir gider kalemi haline geldiğini ve rekor seviyelere ulaştığını gözler önüne serdi.
21 binden fazla bina ve 1,5 milyon konuttan derlenen verilere göre, 2025 yılında Türkiye’de ortalama aidatların en yüksek olduğu il 8.710 TL ile Muğla oldu. Muğla’yı 6.629 TL ile İstanbul, 5.049 TL ile Ankara ve 4.919 TL ile İzmir takip etti.
Son 3 Yılda %450’yi Aşan Artışlar: Neden Tatil Bölgeleri?
Rapora göre, son üç yılda Türkiye genelinde ortalama aidat artışı %367‘ye ulaşırken, bu oran Muğla’da %455 gibi astronomik bir seviyeye çıktı. Bu rekor artışın arkasında;
-
Havuzlu, güvenlikli ve geniş sosyal alanlı sitelerin çokluğu,
-
Pandemi sonrası uzaktan çalışmayla bu bölgelere yerleşen beyaz yakalıların yoğunluğu,
-
Artan personel, su ve enerji maliyetleri yatıyor.
İstanbul’da 117 Bin Kişi Taşındı
Yüksek aidatların en somut sonucu ise, büyük şehirlerdeki “zorunlu göç” oldu. Apsiyon verilerine göre, 2025’in ilk yarısında sadece İstanbul’da 117 binden fazla konut değişikliği yaşandı. Bu durum, hanehalkının bütçelerini dengelemek için daha düşük aidatlı ve daha ekonomik yaşam alanlarına doğru taşınmak zorunda kaldığını gösteriyor. İstanbul’un Beşiktaş, Sarıyer gibi merkez ilçelerinde aidatlar 10.000 TL’yi aşarak orta gelirli aileler için sürdürülemez bir hale geldi.
Artışın Arkasındaki Ana Nedenler: Asgari Ücret ve Enflasyon
Rapora göre, aidatlardaki bu baş döndürücü artışın arkasında iki temel makroekonomik faktör yatıyor:
-
Asgari Ücret Artışı: 2022’de brüt 4.253 TL olan asgari ücretin 2025 ortasında 22.800 TL’ye ulaşması (%419’luk artış), sitelerin en büyük gider kalemi olan personel maliyetlerini (güvenlik, temizlik, bakım) doğrudan katladı.
-
Genel Enflasyon: Aynı dönemde TÜFE’deki %310’luk artış, elektrik, su, doğalgaz, bakım-onarım ve yedek parça gibi diğer tüm ortak giderleri de rekor seviyelere taşıdı.
Finans Hattı Yorum:
Apsiyon’un bu kapsamlı raporu, Türkiye’deki “barınma krizinin” sadece kira ve konut fiyatlarından ibaret olmadığını, “aidatların” da bu krizin önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
1. “Gizli Enflasyon” ve Hissedilen Yoksulluk: Aidatlar, resmi TÜFE sepetinde doğrudan ve ağırlıklı bir kalem olarak yer almasa da, milyonlarca hane için en temel ve en zorunlu harcamalardan biridir. Aidatlardaki bu %300-400’leri bulan artışlar, vatandaşın “hissedilen enflasyonunun” resmi rakamların neden çok daha üzerinde olduğuna dair önemli bir açıklama sunuyor. Bu durum, hanehalkının harcanabilir gelirini eriterek yoksulluk algısını derinleştiriyor.
2. İç Talep ve Tüketim Üzerindeki Baskı: Hane bütçesinden barınmaya (kira + aidat) ayrılan payın rekor seviyelere ulaşması, tüketicilerin diğer mal ve hizmetlere yönelik harcama kapasitesini doğrudan kısıtlar. Bu durum, perakende, dayanıklı tüketim, eğlence ve yeme-içme gibi iç talebe duyarlı sektörler için bir “talep şoku” riski yaratır. Şirketlerin ciro ve kârlılık hedefleri, tüketicinin cebinde ne kadar para kaldığına doğrudan bağlıdır.
3. Gayrimenkul Piyasası ve Sosyal Etkiler: Yüksek aidatlar, gayrimenkul piyasasında yeni bir dinamik yaratıyor. Artık bir evin sadece satış fiyatı veya kirası değil, aidat tutarı da en önemli karar verme kriterlerinden biri haline geliyor. Bu durum, yüksek aidatlı lüks sitelere olan talebi baskılayabilirken, daha mütevazı ve düşük aidatlı apartmanlara olan talebi artırabilir. İstanbul’daki 117 bin kişilik “aidat göçü”, bu sosyal ve demografik değişimin en somut kanıtıdır ve şehirlerin sosyo-ekonomik haritasını yeniden şekillendirme potansiyeli taşır.
Sonuç olarak, aidat sorunu artık sadece bir “site yönetimi” meselesi değil, doğrudan makroekonomik istikrarı, sosyal refahı ve iç talebin geleceğini ilgilendiren, politika yapıcıların da gündemine alması gereken birinci dereceden bir ekonomik sorundur.

