Merz: “Polonya Saldırısı Yeni Bir Boyut, ABD ile Ticaret Anlaşmazlığı Hızlıca Çözülmeli”
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rus insansız hava araçlarının bir NATO ülkesi olan Polonya’nın hava sahasını ihlal etmesinin ardından, ittifakın savunma kapasitesine yönelik bugüne kadarki en sert eleştirilerden birini yaptı. Merz, “NATO’nun hava savunması çalıştı fakat böylesine büyük sayıda insansız hava aracının Polonya hava sahasına girmesini önleme ve bunları tespit edip savunma açısından gerektiği gibi çalışmadığı açıkça ortada,” diyerek, Avrupa’nın hava savunma sistemlerinde ciddi bir zafiyet olduğunu ima etti.
AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile Berlin’de düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Merz, Polonya Başbakanı ile görüştüğünü ve saldırının “Avrupa’da barış için ciddi bir tehdit” ve “yeni bir boyut” olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirtti. Merz, Rusya’nın saldırıların “tesadüfi” olduğu yönündeki iddialarının “inandırıcı olmadığını” da sözlerine ekledi.
İsrail’in Doha Saldırısına Eleştiri: “Yasa Dışı ve Uluslararası Hukuka Aykırı”
Başbakan Merz, gündemdeki bir diğer sıcak başlık olan Ortadoğu’daki krize de değindi. İsrail’in yanında olduklarını ancak eylemlerini eleştirebileceklerini belirten Merz, İsrail’in Katar’ın başkenti Doha’ya düzenlediği saldırıyı net bir dille kınadı: “Bu, yasa dışı, uluslararası hukuka aykırı bir askeri harekattır. Arabulucu rolü üstlenen Katar’ın egemenliği ihlal edilmiştir.”
Ancak Merz, bu eleştirilere rağmen Almanya’nın bu aşamada Filistin Devleti’ni tanımayacağını ve BM’deki sürece katılmayacağını da açıkça belirtti.
ABD’ye Ticaret Mesajı: “Hızlı Bir Anlaşma Bekliyorum”
Merz, transatlantik ilişkilerdeki en büyük sorun olan ticaret anlaşmazlıklarına da değinerek, “ABD ile AB arasında hızlı bir anlaşma bekliyorum. Yalnızca üzerinde mutabık kalınan gümrük vergileri konusunda değil, aynı zamanda çelik ve alüminyum üzerindeki vergiler konusunda da. Çünkü Avrupa ekonomisi bu durumdan zarar görüyor,” dedi.
Finans Hattı Yorum:
Almanya Başbakanı Merz’in bu açıklamaları, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu güvenlik, diplomasi ve ekonomi alanlarındaki çoklu krizleri ve Almanya’nın bu krizler karşısındaki pozisyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
1. “Hava Savunması Çalışmadı”: Savunma Sanayii İçin Milyarlarca Euro’luk Yeni Pazar
Bu, bir başbakanın yapabileceği en sert askeri eleştirilerden biridir ve doğrudan finansal sonuçları olacaktır. Merz’in bu “itirafı”, NATO’nun ve özellikle Avrupa’nın hava savunma sistemlerinin, modern tehditler olan “drone sürüleri”ne karşı yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu durum, önümüzdeki yıllarda Avrupa ülkelerinin hava savunma sistemlerine (radarlar, anti-drone sistemleri, füzeler, komuta-kontrol sistemleri) on milyarlarca, hatta yüz milyarlarca Euro’luk yeni yatırım yapmasını kaçınılmaz kılacaktır. Bu, başta Alman Rheinmetall ve Hensoldt, Fransız Thales, ABD’li Raytheon ve Lockheed Martin ve Türkiye’den ASELSAN ve ROKETSAN gibi bu alanda faaliyet gösteren tüm savunma sanayii şirketleri için devasa bir pazar potansiyeli anlamına gelmektedir.
2. İsrail Konusunda “Dengeli” Ama “Net” Duruş:
Merz, Almanya’nın geleneksel “İsrail’in güvenliğine bağlılık” politikasını sürdürürken, aynı zamanda uluslararası hukuku ihlal ettiğine inandığı eylemleri de (Doha saldırısı gibi) eleştirmekten çekinmeyerek hassas bir denge kuruyor. Filistin’i tanımayacaklarını belirtmesi ise, bu eleştirilerin henüz somut bir siyasi adıma dönüşmeyeceğinin sinyalini vererek, ittifak içindeki tansiyonu bir miktar düşürmeyi amaçlıyor.
3. ABD’ye “Ekonomik Sitem”:
Merz’in ABD ile ticaret anlaşmazlıklarının Avrupa ekonomisine zarar verdiğini bu kadar net bir şekilde ifade etmesi, transatlantik ilişkilerdeki ekonomik gerilimin hala ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Bu, özellikle ihracata dayalı Alman ekonomisinin ve otomotiv (VW, BMW), makine ve metal sektörlerinin bu korumacılıktan ne kadar olumsuz etkilendiğinin bir itirafıdır.
Sonuç olarak, Merz’in bu konuşması, dünyanın daha tehlikeli ve daha karmaşık bir yere dönüştüğünü ve Almanya’nın da bu yeni gerçekliğe adapte olmak için hem askeri harcamalarını artırmak hem de daha iddialı bir dış politika izlemek zorunda kalacağını ortaya koymaktadır. Bu durum, savunma ve sanayi sektörleri için yeni fırsatlar yaratırken, küresel piyasalardaki genel jeopolitik risk algısını da yüksek tutmaya devam edecektir.

