Pekin’in İhracat Kontrolleri Sonrası Üretim Kesintisi Endişeleri, AB’yi Doğrudan İletişim Kanalı Oluşturmaya İtti
Avrupa Birliği, yeşil ve dijital dönüşümün temelini oluşturan elektrikli araçlar ve rüzgar türbinleri gibi teknolojiler için hayati öneme sahip nadir toprak elementlerinin tedarikinde yaşanan aksaklıkları gidermek için Çin ile özel bir iletişim kanalı kurduğunu açıkladı. Bu hamle, Çin’in yıl başında uygulamaya koyduğu ihracat kontrollerinin Avrupa’da ciddi üretim kesintisi endişeleri yaratmasının ardından geldi.
AB Ticaret Komiseri Maros Sefcovic, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile konuyu defalarca görüştüğünü ve kötü yönetilen ihracat prosedürlerinin AB üretimi üzerinde “çok olumsuz etkiler” yaratabileceğini net bir şekilde ilettiğini belirtti. Sefcovic, kurulan bu yeni ve doğrudan kanal sayesinde artık Avrupa şirketlerinden gelen başvuruların önceliklendirildiğini ve izin süreçlerinin hızlandırıldığını söyledi.
Çin’e Avrupalı şirketler tarafından yaklaşık 2.000 başvuru yapıldığını belirten Sefcovic, bu başvuruların yarısından fazlasının onaylandığını açıkladı. Brüksel, kalan başvuruların da hızla işleme alınması için Pekin üzerindeki diplomatik baskıyı sürdürürken, bir yandan da Estonya’daki nadir toprak ve mıknatıs üretimi gibi alternatif yerli kaynaklar üzerinde de çalıştığının altını çizdi.
Finans Hattı Yorumu: Bu gelişme, Avrupa Birliği’nin kritik hammadde tedarik zincirindeki kırılganlığını ve Çin’e olan bağımlılığını ne kadar ciddi bir şekilde ele aldığını gösteren stratejik bir hamledir. Kurulan bu “özel iletişim kanalı”, bir yandan AB’nin diplomatik bir başarı elde ettiğini gösterse de, diğer yandan bu kanalın kurulmasına ihtiyaç duyulması bile Pekin’in elindeki gücü ve Batılı ekonomiler üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. AB, bu hamleyle tam bir ticaret savaşına girmek yerine, sorunu diyalog yoluyla çözmeye çalışarak pragmatik bir yaklaşım sergiliyor.
Ancak bu, madalyonun sadece bir yüzüdür. Brüksel’in aynı zamanda Estonya gibi yerlerdeki yerli üretim projelerinden bahsetmesi, AB’nin uzun vadeli stratejisinin iki ayaklı olduğunu kanıtlıyor: Kısa vadede, Çin ile ilişkileri yöneterek mevcut tedarik zincirini akıcı tutmak. Uzun vadede ise “stratejik otonomi” hedefine ulaşmak için bu kritik bağımlılığı azaltacak yerli üretim kapasiteleri oluşturmak. Bu özel kanal, AB endüstrisinin acil ihtiyacı olan “nefesi” sağlarken, aynı zamanda bloğun kendi kendine yeterlilik yolunda zaman kazanmasını sağlayan taktiksel bir adımdır. Çin’in ihracat lisanslarını bir koz olarak kullanma potansiyeli devam ettikçe, AB’nin bu yerli üretim çabalarını daha da hızlandırdığını göreceğiz. Bu, “riskten arındırma” (de-risking) stratejisinin en somut örneklerinden biridir.
