Intel Hamlesi Sadece Başlangıç: Trump’ın ‘Ulusal Varlık Fonu’ Planı Şekilleniyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomi kurmaylarından gelen açıklamalar, Amerikan sanayi politikasında tarihi bir değişimin sinyalini verdi. Ulusal Ekonomi Konseyi direktörü Kevin Hassett, hükümetin çip üreticisi Intel’e yaptığı son yatırımın bir istisna olmadığını, aksine gelecekte diğer özel şirketlerden de hisse alımları yapmayı planladığını açıkladı. Bu strateji, Trump’ın uzun süredir dile getirdiği bir “ABD devlet varlık fonu” kurma planının ilk somut adımı olarak görülüyor.
CNBC’ye konuşan Hassett, “Bu sektörde olmasa bile, başka sektörlerde bir noktada daha fazla işlem olacağına eminim,” diyerek Intel anlaşmasının gelecekteki devlet yatırımları için bir şablon oluşturduğunu ima etti.
Bu yeni modelin ilk örneği olan Intel yatırımı, 2022 tarihli CHIPS Yasası kapsamında şirkete verilen yaklaşık 9 milyar dolarlık hibenin, oy hakkı olmayan hisse senedine dönüştürülmesini içeriyor. Hassett, bu hamleyle hükümetin Intel’in kontrolünü ele geçirme gibi bir niyetinin altını çizerek durumu “çok, çok özel bir durum” olarak nitelendirdi.
Hassett, bu yeni yaklaşımın ardındaki mantığı ise “Geçmişte federal hükümet şirketlere hızla para dağıtıyordu ve vergi mükellefleri karşılığında hiçbir şey almıyordu,” sözleriyle açıkladı. Hassett’e göre, hibe yerine hisse senedi almak, kamu fonlarını daha iyi koruyan ve vergi mükelleflerine potansiyel bir getiri sağlayan daha akılcı bir yöntem.
Finans Hattı Yorum:
Kevin Hassett’in açıklamaları, ABD’nin geleneksel serbest piyasa ekonomisi anlayışından, daha müdahaleci ve stratejik bir “devlet kapitalizmi” modeline doğru kaydığının en net işareti. Bu paradigma değişiminin piyasalar, şirketler ve yatırımcılar için derin sonuçları olacak.
1. Paradigma Değişimi: Hibeden Hissedarlığa
Bu, Amerikan sanayi politikasında bir devrim niteliğindedir. Devlet artık sadece teşvik veren bir düzenleyici değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve ekonomik rekabet açısından kritik gördüğü sektörlerde (yarı iletkenler, yapay zeka, yeşil enerji, biyoteknoloji vb.) doğrudan bir özkaynak yatırımcısı (equity investor) haline geliyor. Bu, kamu fonlarının riskini ve potansiyel getirisini tamamen değiştiren bir yaklaşımdır.
2. ABD Ulusal Varlık Fonu’nun Doğuşu
Trump’ın “ulusal varlık fonu” fikri artık teorik bir plan değil, fiili bir başlangıç yapmış durumda. Norveç veya Suudi Arabistan gibi petrole dayalı fonların aksine, ABD’nin varlık fonu, stratejik endüstrilere yapılan teşviklerin hisse senedine dönüştürülmesiyle organik olarak büyüyecek gibi görünüyor. Bu, uzun vadede devletin elinde milyarlarca dolarlık bir portföy birikmesi anlamına gelebilir.
3. Piyasalar İçin Fırsatlar ve Riskler:
-
Fırsatlar: Stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için bu, devasa bir sermaye kaynağına erişim demektir. Devletin “ortak” olması, büyük ölçekli ve riskli Ar-Ge projelerini finanse etmeyi kolaylaştırabilir ve özel sektör yatırımcıları için de bir güvence oluşturabilir.
-
Riskler: Bu durum, “Hükümet iyi bir yatırımcı mıdır?” sorusunu gündeme getiriyor. Devletin yatırım kararlarının ne kadar piyasa odaklı, ne kadar politik olacağı en büyük endişe kaynağıdır. Ayrıca, devletin gelecekte bu hisseleri satmaya karar vermesi, ilgili şirketlerin hisseleri üzerinde büyük bir satış baskısı yaratarak volatiliteye neden olabilir.
4. “Oy Hakkı Olmayan Hisse” Detayının Önemi:
Hükümetin özellikle “oy hakkı olmayan” hisseleri tercih etmesi, bu stratejinin en kritik detayıdır. Bu, Beyaz Saray’ın piyasalara “Şirketlerin yönetimine karışmak değil, sadece finansal getiriden pay almak istiyoruz” mesajını verme çabasıdır. Bu yaklaşım, özel sektörün özerkliğini koruyarak ve devletin aşırı müdahalesi endişelerini azaltarak, bu yeni politikanın daha kabul edilebilir olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
