Türkiye’nin “dünyanın en büyük ikinci rezervi” olarak sunduğu nadir toprak elementleri, Çin’in küresel hakimiyetine karşı bir koz olabilir mi? Uzmanlar uyarıyor: Asıl mesele rezerv değil, işleme teknolojisi ve şeffaflık.
ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Eylül’de yapacağı kritik zirvenin gündemine, Eskişehir Beylikova’daki devasa nadir toprak elementleri (NTE) rezervinin de gireceği iddiaları, Türkiye’nin bu stratejik madenler üzerindeki planlarını ve olası uluslararası iş birliklerini yeniden alevlendirdi. Yüksek teknoloji ve savunma sanayiinin “vazgeçilmezleri” olan bu elementler, Türkiye’yi küresel rekabette yeni bir oyuncu yapma potansiyeli taşıyor.
Nadir Toprak Elementleri (NTE) ve Türkiye’nin Pozisyonu
| Kategori | Detay |
| NTE Nedir? | 17 kritik elementten oluşan, yüksek teknolojinin (EV, rüzgar türbini, savunma) “vazgeçilmez” girdisi. |
| Türkiye’nin Rezervi | Eskişehir Beylikova’da ~694 milyon ton cevher (Dünyanın en büyük ikinci rezervi). |
| Mevcut Kapasite | Yıllık 1.200 tonluk pilot tesis. |
| Hedeflenen Kapasite | Yıllık 570 bin ton cevher işleyecek endüstriyel tesis. |
| Küresel Hakim | Çin (Üretim, ayrıştırma ve rafinajda %80’den fazla pazar payı). |
| Uzman Uyarısı | “Rezerv büyüklüğü tek başına bir şey ifade etmez, asıl değer işleme teknolojisindedir.” |
“Çin’den Sonraki En Büyük Rezerv” İddiası ve Uzman Şüpheleri
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na göre, Eskişehir Beylikova’daki saha, yaklaşık 694 milyon tonluk cevherle Çin’deki Bayan Obo sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci NTE rezervine ev sahipliği yapıyor. Bu potansiyeli işlemek üzere 2023’te Eti Maden tarafından açılan pilot tesis, yıllık 1.200 ton kapasiteyle çalışıyor. Hükümetin nihai hedefi ise yılda 570 bin ton cevher işleyecek tam kapasiteli bir endüstriyel tesis kurmak.
Ancak enerji uzmanı Necdet Pamir gibi isimler, bu rakamlara temkinli yaklaşıyor. Pamir, açıklanan rezerv miktarının “henüz bilimsel açıdan güvenilir olmadığını” ve asıl stratejik üstünlüğün rezervin büyüklüğünde değil, bu cevheri ayrıştırma, rafine etme ve mıknatıs gibi nihai ürünlere dönüştürme teknolojisinde yattığı konusunda uyarıyor. Pamir, “Kazanan ülkeler, sadece rezervi olanlar değil, bu mineralleri ucuza işleyip nihai ürüne dönüştürenler oluyor,” diyor.
Çin Hakimiyetine Karşı Batı Alternatif Arıyor
NTE pazarında Çin’in ezici bir hakimiyeti bulunuyor. Küresel üretimin ve daha da önemlisi, işleme kapasitesinin %80’inden fazlasını elinde tutan Pekin, bu durumu stratejik bir koz olarak kullanıyor. Bu bağımlılıktan kurtulmak isteyen ABD ve Avrupa Birliği ise hummalı bir çalışma içinde. Washington, kendi üreticilerini desteklerken, AB de “Kritik Hammaddeler Yasası” ile Fransa ve Estonya’daki yeni tesislere yatırım yapıyor.
Türkiye’nin Beylikova rezervi, tam da bu noktada Batı için Çin’e karşı stratejik bir alternatif olarak öne çıkma potansiyeli taşıyor. Erdoğan-Trump görüşmesinde konunun gündeme gelme ihtimali de bu potansiyelden kaynaklanıyor.
Şeffaflık ve Denetim Tartışmaları
Ancak projenin geleceği, siyasi ve idari tartışmaların da gölgesinde. Muhalefet, rezervin yönetimi ve özellikle 2024’te Çin ile imzalanan “Madencilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”nın şeffaflığı konusunda endişelerini dile getiriyor. TMMOB gibi meslek odaları ve Sayıştay raporları da, bu stratejik varlıkların yönetiminde kamu yararını önceleyen, şeffaf ve denetlenebilir bir yapı kurulması gerektiğinin altını çiziyor.
Finans Hattı Yorumu:
Beylikova’daki NTE rezervi, Türkiye için bir “yüzyılın fırsatı” olma potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin somut bir ekonomik ve stratejik kazanıma dönüşmesi, birkaç kritik koşulun yerine getirilmesine bağlı.
-
Teknoloji ve Yatırım: Bu işin en zor kısmı, toprağın altındaki cevheri çıkarmak değil; o cevheri yüksek saflıkta ayrıştırıp, mıknatıs gibi katma değeri binlerce kat artan nihai ürünlere dönüştürecek teknolojiye sahip olmaktır. Türkiye’nin bu teknolojiye tek başına sahip olması zor. Bu noktada, ABD, AB veya Japonya gibi Batılı teknoloji devleriyle yapılacak “kazan-kazan” odaklı bir ortaklık, en mantıklı yol gibi görünüyor. Erdoğan-Trump görüşmesi, böyle bir ortaklığın kapısını aralayabilir.
-
“Ham Madde İhracatçısı” Tuzağına Dikkat: Türkiye’nin en büyük riski, bu değerli madeni sadece ham cevher olarak, ucuza yurt dışına satmak ve işlenmiş nihai ürünü binlerce kat fiyata geri ithal etmektir. Bu, Türkiye’yi sadece bir “maden ocağı” konumuna düşürür. Bu nedenle, yapılacak her anlaşmanın teknoloji transferini ve katma değerli üretimin Türkiye’de yapılmasını şart koşması hayati önemdedir.
-
Şeffaflık ve Ulusal Çıkar: Bu, sadece bir maden değil, bir ulusal servettir. Bu servetin hangi koşullarda, hangi yabancı ortaklarla ve nasıl bir gelir paylaşım modeliyle işletileceğinin son derece şeffaf olması ve tüm sürecin bağımsız kurumlarca denetlenmesi, projenin meşruiyeti ve ulusal çıkarların korunması için olmazsa olmazdır.
Sonuç olarak, Beylikova kartı doğru oynanırsa, Türkiye’yi küresel yüksek teknoloji tedarik zincirinde vazgeçilmez bir oyuncu yapabilir. Yanlış oynanırsa, ülke zengin bir maden yatağının üzerinde oturan fakir bir bekçi konumuna düşebilir. Zirveden çıkacak sonuçlar, hangi senaryonun masada olduğunu anlamamız açısından kritik ipuçları verecektir.
