ABD ve İsrail’in 28 Şubat tarihinde İran’a yönelik başlattığı, ardından karşılıklı misillemelerle alevlenen saldırılar zinciri, küresel ekonomi üzerinde kara bulutlar dolaşmasına neden oluyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin felç olması ve tarafların stratejik enerji altyapılarını vurması, piyasalarda adeta deprem etkisi yaratarak enerji fiyatlarını alt üst etti.
Enerji Arz Güvenliği Tehlikede: Nerede ve Nasıl Başladı?
Dünya üzerindeki günlük petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sinin transfer edildiği kritik rotanın işlevsiz hale gelmesi, küresel tedarik zincirinde derin endişelere yol açtı. Fiyatlardaki tırmanışı hızlandıran ana unsurlar arasında; İran’ın Katar topraklarında bulunan bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç tesisini vurması ve İsrail’in İran’a ait Güney Pars Gaz Sahası’nı hedef alması yer alıyor.
Kriz öncesi dönemde varil başına 70-80 dolar bandında işlem gören Brent petrol, yaşanan bu jeopolitik şokların doğrudan bir sonucu olarak 114 dolar seviyesine kadar fırladı.
Arz Desteklerine Rağmen Dinmeyen Fiyatlar
Fiyatlardaki bu keskin yükselişi dizginlemek amacıyla Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkeler, 400 milyon varil gibi tarihi bir miktarda stratejik petrol rezervini piyasaya sunma konusunda anlaştı. Buna ek olarak ABD yönetimi, denizcilik yasalarını askıya aldı ve denizde bekleyen Rus petrolüne uygulanan yaptırımlara geçici bir muafiyet sağladı. Ancak tüm bu olağanüstü adımlar, petrol fiyatlarındaki ateşi söndürmeye yetmedi.
Piyasa analistleri, Orta Doğu eksenli bu krizin küresel enflasyonu üç temel yoldan vurabileceğini belirtiyor:
- Enerji maliyetlerindeki sıçramanın tüketici fiyat endeksine (TÜFE) doğrudan etki etmesi.
- İşletmelerin katlanan maliyetlerini nihai ürün fiyatlarına yansıtmasıyla çekirdek enflasyonun yukarı yönlü ivmelenmesi.
- Uzayan belirsizlik sürecinin ücret taleplerini ve enflasyon beklentilerini bozarak fiyat artışlarını kalıcı hale getirmesi.
Küresel Çatışmaların Emtia Piyasalarına Yansıması
Krizin emtia ve akaryakıt piyasalarına yarattığı tahribat rakamlarla net bir şekilde görülüyor:
| Ürün / Piyasa | Önceki Durum | Güncel Durum | Değişim / Artış |
|---|---|---|---|
| Brent Petrol (Varil) | 70-80 Dolar | 114 Dolar | Ciddi Yükseliş |
| ABD Benzin (Galon) | ~2,9 Dolar (1 ay önce) | ~3,9 Dolar | >%30 |
| ABD Motorin (Galon) | – | 5 Doların üzeri | ~%40 |
| Avrupa TTF Doğal Gaz (MWh) | 32 Avro (27 Şubat) | 61 Avro (19 Mart Kapanış) | >%90 |
| Üre ve Azot Bazlı Gübre | – | – | %25 – %35 |
Küresel Kurumlardan Peş Peşe Uyarılar: Kim, Ne Dedi?
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, bu ayın ilk günlerinde bölgedeki krizin yaratacağı enflasyonist tehlikelere dikkat çekmişti. Georgieva’nın projeksiyonlarına göre, petrol fiyatlarındaki yüzde 10’luk bir yukarı yönlü hareketin yılın büyük kısmına yayılması halinde, küresel enflasyonda 40 baz puanlık bir yükseliş yaşanabilir. Dün bir basın toplantısı düzenleyen IMF Sözcüsü Julie Kozack da, enerji faturalarının uzun süre kabarık kalmasının manşet enflasyonu doğrudan yukarı çekeceğini vurguladı.
Fitch Ratings Başekonomisti Brian Coulton ise arz kısıtlarının ve fiyat artışlarının uzaması durumunda enflasyonun keskin bir şekilde tırmanabileceği uyarısında bulundu. Coulton, petrol fiyatlarının bir yıl boyunca 100 dolar sınırında seyretmesinin dört çeyreklik dilim sonunda küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’yı yarım puan aşağı çekeceğini belirterek, “Bu da 500 milyar dolarlık bir şok anlamına gelir.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, sadece enerji değil, aynı zamanda küresel LNG ve gübre sevkiyatının da kalbi olan bölgedeki bu kaos, üre ve azot bazlı gübre fiyatlarında yüzde 25 ila yüzde 35 arasında şok artışlara neden oldu. DTÖ’nün bu hafta revize ettiği “Küresel Ticaret Görünümü ve İstatistikler Raporu”nda, çatışmaların uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın kalıcılık sağlaması senaryosunda, merkez bankalarının faiz indirim döngülerine ara verebileceği, hatta baskıların artması halinde faiz oranlarını yeniden yükseltme yoluna gidebileceği ifade edildi.
ABD ve Avrupa Ekonomilerinde Yeni Şok Dalgaları
Artan petrol fiyatları, ABD’deki tüketicilerin cebine doğrudan yansıdı. Amerikan Otomobil Birliği (AAA) verilerine göre, ABD’de bir ay öncesine kadar galonu yaklaşık 2,9 dolar olan benzinin ortalama fiyatı, yüzde 30’un üzerinde bir artışla yaklaşık 3,9 dolar seviyelerine ulaştı. Aynı süreçte motorinin galon fiyatı da yaklaşık yüzde 40 artış kaydederek 5 dolar barajını aştı.
Bu gelişmeler ışığında Fed, enflasyon öngörülerini yukarı yönlü güncelledi. Fed, bu yıl sonu beklentisini yüzde 2,4’ten yüzde 2,7’ye, 2027 tahminini ise yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye yükseltti.
Avrupa cephesinde ise savaşın tetiklediği doğal gaz fiyatlarındaki sert dalgalanmalar yukarı yönlü bir eğilim izledi. Hollanda merkezli Title Transfer Facility (TTF) nisan vadeli sözleşmelerinde fiyatlar, 27 Şubat’ta megavatsaat başına 32 avro seviyesindeyken, 19 Mart’ta aynı gün içinde 72 avrodan açılış yapıp günü 61 avro kapanışla tamamladı. Fiyatlar gün içinde bir miktar geri çekilse de yüzde 90’ın üzerindeki artışla yüksek seyretmeye devam etti. Enerji maliyetlerindeki bu sıçramanın akaryakıt, ısınma ve elektriğe yansımasının ardından, lojistik ve üretim üzerinden daha geniş çaplı bir fiyat baskısı oluşturması bekleniyor. Bu durumun Avrupa’nın enflasyon görünümünü yeniden bozabileceği değerlendiriliyor.
Merkez Bankalarından Kritik Faiz Kararları
Euro Bölgesi’nde enerji maliyetlerindeki tırmanış büyüme görünümünü zayıflatırken fiyat istikrarı risklerini artırdı. Buna karşın European Central Bank (ECB), artan fiyat baskılarına rağmen üç temel politika faiz oranını sabit tutma kararı aldı.
ECB Başkanı Christine Lagarde, Orta Doğu’daki savaşın emtia piyasalarındaki dengeyi bozarak güven ve reel gelirler üzerinde baskı oluşturduğunu dile getirdi. Bu sebeple 2026 yılı yatırım ve tüketim projeksiyonlarının aşağı yönlü revize edildiğini duyuran Lagarde, çatışmaların büyüme için aşağı, enflasyon için ise yukarı yönlü riskler barındırdığının altını çizdi.
Benzer endişeler taşıyan Bank of England (BoE) da, Orta Doğu’daki gelişmeleri ekonomi adına ‘yeni bir şok’ şeklinde nitelendirerek kısa vadede enflasyonun yükselebileceği uyarısında bulundu ve politika faizini yüzde 3,75 seviyesinde sabit bıraktı.
