Hane halkları banka mevduatlarını azaltarak hisse senedi alımlarını artırıyor; Şanghay Endeksi dış gerilimlere rağmen 6 aydır yükselişte.
Çin’de hane halklarının risk iştahı artıyor ve paranın adresi banka mevduatlarından hisse senedi piyasasına kayıyor. Çin Merkez Bankası (PBOC) verilerine göre, hisse senedi ve fon alım-satımı için kullanılan banka dışı finansal kurumlardaki mevduatlar, Ekim ayında 1,8 trilyon yuan (yaklaşık 250 milyar dolar) artarak 34,9 trilyon yuana yükseldi.
Bu güçlü artış, Eylül ayında yaşanan 1,1 trilyon yuanlık düşüşün geçici bir sapma olduğunu gösterdi. Verilere göre, Ekim ayı, fon akışlarının son 10 yıllık dönemin ortalamasını aştığı üst üste dördüncü ay oldu. Bu durum, yerel yatırımcının borsaya olan ilgisinin istikrarlı bir şekilde arttığına işaret ediyor.
Hisse senedi alımlarındaki bu canlanma, Şanghay Bileşik Endeksi’nin Ekim ayında yüzde 1,9 değer kazanmasıyla aynı döneme denk geldi. Endeks, ABD-Çin ticaret gerilimlerinin yeniden alevlenmesine rağmen kazançlarını altıncı aya taşıyarak psikolojik olarak önemli olan 4.000 puan seviyesinin üzerinde kalmayı başardı.
Bu tablonun diğer yüzünde ise hane halklarının geleneksel tasarruf alışkanlıklarındaki değişim yer alıyor. Hane halkı yuan mevduatları Ekim ayında 1,3 trilyon yuan düşerek 162,2 trilyon yuana geriledi. Bu durum, tasarruf sahiplerinin paralarını daha yüksek getiri potansiyeli sunan hisse senedi piyasasına yönlendirdiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Finans Hattı Yorumu:
Çin Merkez Bankası’nın verileri, Çin ekonomisinde ve yatırımcı psikolojisinde önemli bir tektonik kaymayı gözler önüne seriyor. Bu, basit bir para hareketinden çok, bir “güven oylamasıdır”. Hane halklarının, geleneksel olarak en güvenli liman olarak gördükleri banka mevduatlarından çıkarak paralarını hisse senedi piyasasına aktarması, yerel piyasanın geleceğine yönelik artan bir iyimserliğin en somut kanıtıdır.
Bu değişimin arkasında birkaç temel dinamik yatıyor. Birincisi, düşük mevduat faiz oranları, tasarrufları reel olarak eritiyor ve yatırımcıları alternatif arayışlara itiyor. İkincisi, emlak piyasasındaki yavaşlama, geleneksel olarak en büyük yatırım aracı olan konutun cazibesini azaltmış olabilir. Üçüncüsü ve en önemlisi, Pekin yönetiminin yerel borsayı destekleyen ve istikrarlı bir büyüme ortamı yaratan politikaları, küçük yatırımcıya güven veriyor.
Bu trendin en önemli sonucu, Çin borsasının artık yabancı fon akışlarına daha az bağımlı hale gelmesidir. Güçlü bir yerel alıcı kitlesi, piyasayı dış şoklara ve jeopolitik gerilimlere karşı daha dayanıklı kılan bir “tampon” görevi görüyor. Şanghay Endeksi’nin ABD ile yaşanan gerilimlere rağmen 6 aydır yükseliyor olması, bu içsel gücün en net ispatıdır. Bu durum, Çin’in kendi kendine yeten bir finansal ekosistem yaratma stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Ancak bu aynı zamanda bir riski de beraberinde getiriyor: Piyasadaki olası sert bir düşüş, milyonlarca küçük yatırımcının servetini eriterek sosyal bir soruna dönüşebilir. Bu nedenle Pekin’in, bu “içsel boğa piyasasını” dikkatli bir şekilde yönetmesi gerekecektir.

