Açıklama: “Mülkiyet Devlette Kalacak, Süreç Yeni Değil, Yabancıya Satış Asılsız”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran “15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve otoyollar satılıyor” iddialarına ilişkin kapsamlı bir açıklama yaparak, bu iddiaların “kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir dezenformasyon kampanyasının parçası” olduğunu belirtti. DMM, söz konusu işlemin bir “satış” değil, “işletme hakkı devri” olduğunu ve bu uygulamanın hukuki zemininin 1994 yılına dayandığını vurguladı.
DMM’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, otoyol ve köprülerin mülkiyetinin devlette kalmaya devam edeceği, özelleştirme kapsamında yalnızca belirli bir süre için işletme ve bakım hakkının özel sektöre devredilebileceğinin altı çizildi.
“Uygulama Mevcut Hükümete Özgü Değil”
Açıklamada, bu tür işletme hakkı devirlerine olanak tanıyan yasal altyapının, 1994 yılında çıkarılan 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun ile oluşturulduğu ve bu uygulamanın mevcut hükümet dönemine özgü olmadığı hatırlatıldı.
“İşlem Satış Değil, Danışmanlık Alımı Süreci”
Orta Vadeli Program’da (OVP) yer alan özelleştirme gelir hedefinin de bu varlıkların mülkiyetinin satışını değil, işletme hakkı devirlerinden sağlanacak gelirleri kapsadığı belirtildi. Açıklamada, şu anki sürecin bir satış işlemi olmadığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın bu devir işlemine hazırlık amacıyla finansal ve teknik danışmanlık hizmeti almak için bir süreç başlattığı ifade edildi.
DMM, bu süreçte;
-
Dünya örneklerinin incelendiği,
-
Adil ve şeffaf ücretlendirme modellerinin geliştirildiği,
-
Devletin yatırım yükünü azaltacak alternatif finansman yöntemlerinin araştırıldığı,
-
Ve kamu yararını en üst düzeyde koruyacak stratejilerin oluşturulduğunu belirtti.
Açıklamada, varlıkların yabancılara satılacağı veya devletin elinden çıkarılacağı yönündeki iddiaların “tamamen asılsız” olduğu ve haberlerde kullanılan “satış”, “vatandaşa yük”, “peşkeş” gibi ifadelerin gerçek dışı bir algı yaratmayı hedeflediği vurgulandı.
Finans Hattı Yorum:
DMM’nin bu açıklaması, teknik bir ayrımı (satış vs. işletme hakkı devri) netleştirerek, kamuoyundaki bilgi kirliliğini gidermeyi ve potansiyel yatırımcılar nezdindeki belirsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan önemli bir “kriz iletişimi” hamlesidir.
1. “Satış” ile “İşletme Hakkı Devri” Arasındaki Fark Nedir?
Bu, sürecin en kritik hukuki ve finansal detayıdır.
-
Satış (Mülkiyet Devri): Bir varlığın tapusunun, yani mülkiyet hakkının tamamen özel sektöre devredilmesidir. Devletin o varlık üzerindeki tüm kontrolü sona erer.
-
İşletme Hakkı Devri (İHD): Varlığın mülkiyeti devlette kalır. Özel sektör, belirli bir süre (örneğin 20-30 yıl) boyunca, bir sözleşme çerçevesinde varlığı işletme, bakımını yapma ve gelirlerini (geçiş ücretleri gibi) toplama hakkını satın alır. Süre sonunda varlık, çalışır ve bakımlı bir şekilde tekrar devlete iade edilir.
2. Neden Bu Model Tercih Ediliyor?
İşletme Hakkı Devri (İHD) modeli, hem devlet hem de yatırımcılar için avantajlar sunar:
-
Devlet İçin:
-
Peşin Gelir: Devlet, gelecekteki yıllara yayılacak olan gelir akışını, bugünden tek seferde ve peşin olarak (milyarlarca dolar) Hazine’ye kazandırır.
-
Mülkiyet Korunur: Ülkenin stratejik varlıklarının mülkiyeti kamuda kalır.
-
Bakım Yükünden Kurtulur: Varlıkların periyodik bakım ve onarım maliyetleri özel sektör tarafından karşılanır.
-
-
Yatırımcı İçin:
-
Öngörülebilir Nakit Akışı: Özellikle köprü ve otoyollar gibi varlıklar, istikrarlı ve öngörülebilir bir nakit akışı (geçiş gelirleri) sağladığı için, emeklilik fonları ve altyapı fonları gibi uzun vadeli yatırımcılar için son derece caziptir.
-
3. Piyasalar İçin Anlamı: “Yabancı Yatırım” Mesajı
DMM’nin bu açıklaması, aslında uluslararası yatırımcılara yönelik bir “davet” ve “güvence” mesajı da içermektedir. “Dünya örnekleri inceleniyor, adil modeller geliştiriliyor, kamu yararı korunacak” gibi ifadeler, bu sürecin uluslararası standartlara uygun, şeffaf ve yatırımcı dostu bir şekilde yürütüleceğini taahhüt etmektedir. Bu, ekonomi yönetiminin ülkeye uzun vadeli “doğrudan yabancı yatırım” (FDI) çekme stratejisinin en önemli adımlarından biridir. Başarılı bir İHD operasyonu, Türkiye’ye tek kalemde milyarlarca dolarlık taze döviz girişi sağlayarak, hem Merkez Bankası rezervlerini güçlendirecek hem de TL’nin istikrarına katkıda bulunacaktır.

