Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, Türkiye’nin gelecekteki rekabet gücünün ucuz işgücünden ziyade tasarım ve marka değerine dayanması gerektiğini vurguladı. Zirvenin ikinci gününde konuşan Bakan Kacır, çelik, alüminyum, gübre ve plastik gibi lokomotif sektörlerin yeşil dönüşüm için önümüzdeki 25 yıl boyunca 70 milyar Euro’nun üzerinde yatırım yapması gerektiğini belirtti. Bu yatırımların hayata geçirilmesi için uluslararası finans kuruluşlarının katılımıyla uygun koşullarda finansman kaynaklarına erişimin sağlanmasının öncelikli bir strateji olduğunu ifade etti.
Dijital Dönüşüm ve Verimlilik Odaklı Rekabet
Bakan Kacır, Türkiye’nin kişi başı milli gelirin 18 bin dolar seviyesine ulaştığı bir noktada, ucuz işgücüyle sanayi rekabetini sürdürmesinin gerçekçi olmadığını belirtti. Rekabette öne çıkmanın yolunun daha verimli üretimden geçtiğini ve bunun da dijital dönüşümün hızlandırılmasıyla mümkün olacağını söyledi. Bu kapsamda, insan kaynağının güçlendirilmesi, altyapının etkin bir şekilde inşa edilmesi ve dijital dönüşüm projelerinin uluslararası kurumların desteğiyle uygun finansman koşullarıyla hayata geçirilmesi için çaba gösterdiklerini kaydetti.
Geleneksel Sektörlere Yönelik Destekler ve Yapısal Dönüşüm
Yüksek teknolojiye yapılan yatırımların yanı sıra geleneksel sektörlere de sahip çıkıldığını belirten Kacır, özellikle emek maliyetlerindeki artışın istihdam yoğun sektörlerde zorluklara yol açtığını kabul etti. Bu nedenle hayata geçirilen yeni programlarla KOBİ ölçeğindeki tekstil-hazır giyim, deri, mobilya ve ayakkabı firmalarına çalışan desteği sağlandığını açıkladı. Geçen yıl uygulanan bu destekle 415 binden fazla istihdamın korunduğunu ve 20 bin yeni istihdam yaratıldığını dile getirdi. Bu yıl ise desteğin artırıldığı ve büyük firmaları da kapsayacak şekilde genişletildiği bilgisini paylaştı.
Yeni İstihdam Destekleri ve Hedefler
* **Geçen Yıl:** Tekstil-hazır giyim, deri, mobilya ve ayakkabı sektörlerinde KOBİ’lere çalışan desteği sunuldu.
* **Sonuçlar:** 415 binden fazla istihdam korundu, 20 bin ek istihdam oluşturuldu.
* **Bu Yıl:** Destek kapsamı genişletildi ve büyük firmalara da açıldı.
* **Hedef:** 3 bin 500 TL istihdam başına destekle 1 milyondan fazla çalışanın istihdamını sürdürmek.
Sektörel Taşınma ve Katma Değerli Üretim
Bakan Kacır, bu sektörlerdeki emek yoğun faaliyetlerin İstanbul gibi şehirlerde orta ve uzun vadede sürdürülebilirliğinin sağlıklı olmadığını belirterek, bu firmaların sundukları desteklerden etkin şekilde yararlanarak Türkiye’nin Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine taşınmalarını arzu ettiklerini ifade etti. Ar-Ge, tasarım ve markalaşma yoluyla daha yüksek katma değerli ürünler geliştirmenin, üretmenin ve ihraç etmenin, bu sektörlerdeki rekabet yolculuğunun temel perspektifi olması gerektiğini vurguladı. 200-250 dolarlık ücretlerle insan çalıştıran ülkelerle değil, tasarım, inovasyon ve marka gücüyle öne çıkan ülkelerle rekabet etmenin daha doğru bir yaklaşım olduğunu sözlerine ekledi.
Finansmana Erişim ve Kredi Programları
Sanayinin finansmana erişimde yaşayabileceği zorlukları azaltmak amacıyla, 15 bankanın katılımıyla 100 milyar TL’lik bir kredi programı başlatıldığını bildiren Bakan Kacır, tüm sanayi sektörlerine yönelik 33 puan maliyetle ve 3 yıl vadeyle finansman imkanları sunduklarını belirtti. Bu programın çeşitlendirileceğini ve ilk 1-2 ay içinde ikinci paketin duyurulacağını, yıl boyunca imalat sanayinin kredi programlarıyla güçlü bir şekilde desteklenmeye devam edileceğini açıkladı. Yüksek teknoloji yatırımlarını teşvik etmek amacıyla Merkez Bankası ile 500 milyar TL ölçeğinde bir Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi programının da başlatıldığını sözlerine ekledi.
Nükleer Enerji ve Akkuyu Projesi
Bakan Kacır, 2026 yılının Türkiye’nin nükleer enerjiden faydalanmaya başlayacağı bir yıl olacağını ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ikinci, üçüncü ve dördüncü fazlarının inşa edileceğini, ayrıca ikinci ve üçüncü büyük nükleer enerji santrali projelerinin de hayata geçirileceğini müjdeledi.
Ekonomi Profesöründen Değerlendirmeler
Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Hakan Kara, merkez bankalarının enflasyon hedeflerindeki katılıklarının azaldığını ve küresel ölçekte faizlerin yüksek kalmaya devam edeceğini öngördü. Merkez bankalarının tek başına yeterli olamayacağını, maliye politikası ve diğer politika alanlarının da en az para politikası kadar belirleyici olduğunu belirtti. Toplumun tek haneli enflasyonun faydalarını yeterince içselleştirmediğini gözlemlediğini ifade eden Kara, Türkiye’nin şokları atlatma konusunda manevra alanlarının bulunduğunu ancak dış şoklar ve geciken tepkiler nedeniyle reel kurun tahmin edilenden fazla değerlenmek zorunda kaldığını söyledi. TL’nin geçici olarak değerli kalmasının reel sektör ve ihracat üzerinde tahribata yol açabileceğini ve faizlerin yüksek kalmasına neden olabileceğini vurguladı. Türkiye’nin bir noktada kur rejiminden çıkması gerektiğini, aksi takdirde durumun daha da zorlaşacağını belirtti. Petrol fiyatlarının 120-130 dolara çıkması ve orada kalması durumunda mevcut döviz kuru rejiminin gözden geçirilmesi gerektiğini, serbest kur rejimine tam geçilmese bile kurun biraz serbest bırakılmasının enflasyonist etkiyi sınırlayarak eli rahatlatacağını savundu. Türkiye’nin avantajlı potansiyeli düşünüldüğünde, makro istikrarın (enflasyon ve dış açık) sağlanması halinde not artırımlarının başlayabileceğini düşündüğünü ekledi.
Danimarka Eski Başbakanından Küresel Ticaret Politikaları Analizi
Zirvede konuşma yapan Danimarka Eski Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, tarifelerin giderek daha fazla siyasi ve stratejik bir araç haline geldiğini ve sadece ekonomik değil, jeopolitik baskı unsuru olarak da kullanıldığını belirtti. Tarifelerin “gelişigüzel bir silah” olarak kullanıldığını gözlemlediğini, özellikle Donald Trump’ın Grönland’ı istediği dönemde Danimarka’yı destekleyen ülkelere tarifeleri artırma tehdidinde bulunmasının, tarifelerin bir müzakere aracı olarak nasıl kullanıldığına dair tipik bir örnek olduğunu ifade etti.











