Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen ve kritik meselelerin masaya yatırıldığı 60’ıncı Kabine Toplantısı’nın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, ulusa sesleniş konuşması yaptı. Küresel krizlerin, bölgesel çatışmaların ve pandeminin gölgesinde Türkiye’nin diplomatik yol haritasına dair önemli mesajlar veren Erdoğan, ülkenin önüne çıkarılan tüm engelleri vizyoner adımlarla ve en az hasarla aştığını vurguladı.
Toplumsal olaylardan doğal afetlere kadar pek çok yıkıcı gelişmeyi devletin kararlı duruşuyla geride bıraktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bağımsız siyaset anlayışının önemine dikkat çekerek, “Bugün kendi önceliklerimiz doğrultusunda kendi kararlarımızı veriyor ve bunları uygulayabiliyorsak, gerisinde işte bu vizyoner hamleler bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Kriz Dönemlerinde Nasıl Bir Tutum Sergiliyor?
Orta Doğu’da artan tansiyona ve Türkiye’nin ilkeli dış politikasına değinen Erdoğan, diplomatik tuzaklara karşı uyanık olduklarının altını çizdi. İsrail ve İran arasındaki gerilime dair devletin soğukkanlı duruşunu şu sözlerle aktardı:
“Türkiye, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme cesareti gösteren nadir ülkelerden biridir. 28 Şubat’ta komşumuz İran’a yönelik İsrail’in baskısıyla başlayan saldırılar sonrasında ülkemizin bu vasfı daha çok konuşulmaya başlandı. Türkiye, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğan bu süreci ilk günden itibaren doğru okuyan, doğru analiz eden devlet aklının temsilcisi olarak adından övgüyle söz ettiren ülkelerin en başında yer alıyor.”
Türkiye’yi çatışma ortamına sürüklemek isteyenlere karşı net bir duruş sergilediklerini belirten Erdoğan, “Bugün de birilerinin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmüyoruz. Tedbirli, temkinli ve soğukkanlı bir şekilde, sükuneti elden bırakmadan, kardeşlik ve komşuluk hukukuna riayet ederek bu süreci yönetiyoruz.” dedi.
Bölgesel yıkımın önüne geçilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Tekrar ediyorum, ülkemizi bu ateş çemberinin dışında tutmakta kararlıyız. Savaşın bölge ülkeleri arasında bir yıpratma savaşına dönüşmesini asla istemiyoruz. Şurası bir gerçek ki savaş sadece şehirlerde ve üretim tesislerinde değil, zihinlerde ve gönüllerde açtığı tahribatla derin izler bırakmaktadır. Özellikle Körfez’deki ülkelere yönelik misillemelerin böyle bir riski vardır. Bunlar karşılıklı öfkeyi büyütecek, nefreti körükleyecek, kardeşler arasına yeni nifak tohumlarının ekilmesine zemin hazırlayacaktır. Buna fırsat verilmemelidir.”
Savaşın Küresel Ekonomiye Faturası Neden Büyüyor?
Kabine’nin ana gündem maddelerinden biri de savaşın uluslararası pazarlarda yarattığı dalgalanmalardı. Enerji tedariki ve ticaret yollarında ortaya çıkan kriz, rakamlara çarpıcı bir şekilde yansıdı.
| Kritik Göstergeler ve Küresel Etkiler | İstatistiksel Veriler |
|---|---|
| Hürmüz Boğazı’nın Küresel Enerji Ticaretindeki Payı | %20 |
| Brent Petrol Fiyatlarındaki Artış (28 Şubat’tan itibaren) | %40 |
| Mevcut Krizin Odaklandığı Süre | 25 Gün |
| Savaşın Faturasını Ödeyen İnsan Sayısı | 8 Milyar |
Bu kritik veriler ışığında enerji piyasalarındaki darboğaza dikkat çeken Cumhurbaşkanı, “Bilhassa dünya enerji ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ekonomiyi ciddi bir türbülansa sokmuştur. 28 Şubat’tan bu yana Brent petrolün varil fiyatı yüzde 40 artmıştır.” ifadelerini kullandı.
Kimler Bedel Ödüyor ve Hangi Adımlar Atılmalı?
Artan maliyetler nedeniyle bazı devletlerin yakıt kısıtlamaları getirdiğini ve okulları tatil etmek zorunda kaldığını hatırlatan Erdoğan, krizin asıl sorumlusuna ve ödenen bedele dair şu sert mesajları verdi:
“Günden güne kabaran ekonomik fatura karşısında savaşın bir an önce sona erdirilmesine yönelik çağrılar hız kazanmıştır. Son 25 gün bize şunu göstermiştir, savaş, İsrail’in savaşı olmakla birlikte bedelini tüm dünya ödüyor. Savaş, Netanyahu’nun ikbal savaşı ama ceremesini 8 milyar çekiyor. Netanyahu’nun başında olduğu katliam şebekesi, bölge barışı adına, insanlık adına artık derhal durdurulmalı, her ülke bu konuda cesur ve ön alıcı bir tutum sergilemelidir. Daha fazla yıkım olmadan, daha fazla kan dökülmeden, araya daha fazla husumet girmeden, tüm bunların yanı sıra küresel ekonomide telafisi yıllar alacak tahribat oluşmadan bu anlamsız ve hukuksuz savaş bitmeli, diyalog kapısı açılmalı, sonuç alıcı müzakere sürecine süratle başlanmalıdır. İsrail’in uzlaşmaz, maksimalist, radikal tavrının diplomatik çözüm yollarını kundaklamasına müsaade edilmemelidir. Dünya barışı ve istikrarına önem veren hiçbir ülke, bundan böyle İsrail’in haksız yere bölgemizde yaktığı ateşe odun taşımamalıdır. Türkiye tüm gücüyle, tüm imkanlarıyla, uhdesinde bulunan tüm araçlarla barışın, adaletin, istikrarın tesisi için çalışmaya devam edecektir.”
İç Politikada Alınan Eylem Kararları Neler?
Dış politika kadar, vatandaşın günlük hayatına doğrudan etki eden iç meseleler de toplantıda detaylıca incelendi. Ulaşımdan enerji güvenliğine uzanan yelpazede şu başlıklar öne çıktı:
- Trafik güvenliği kapsamında, araçlardaki plaka, ses ve görüntü sistemleri hakkındaki sorunların çözülmesi.
- Vatandaşı küresel fiyat artışlarından korumak adına Eşel Mobil gibi mekanizmaların devrede tutulması.
- Ekonomik direncin temel taşı olan siyasi istikrar ve güven ortamının muhafaza edilmesi.
Gündelik hayatta şikayet konusu olan trafik düzenlemeleri hakkında konuşan Erdoğan, “Son günlerde araç sahiplerinin serzenişlerine sebep olan plaka, görüntü ve ses sistemleriyle ilgili uygulama sürecinin vatandaşlarımızda yeni mağduriyetlere yol açmadan çok dikkatli yönetilmesi noktasında İçişleri Bakanlığımızı talimatlandırdık.” bilgisini paylaştı.
Türkiye Ekonomisi Küresel Dalgalanmalara Karşı Ne Durumda?
İran merkezli gerginliğin piyasalara olan yansımalarını anbean takip ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı konusunda net teminatlar verdi:
“Petrol fiyatlarını aniden yükselten bu küresel şokun hiç kuşkusuz Türkiye ekonomisine de yansımaları olmaktadır. Tüm dünyayı olumsuz etkileyen bu süreçten vatandaşlarımızı korumak için Eşel Mobil gibi farklı tedbirleri devreye alıyoruz. Şu gerçeği bugün bir kez daha tüm samimiyetimle ifade etmek isterim, bu tür beklenmedik şoklar karşısında Türkiye ekonomisinin direnç eşiği şu an tarihinin en yüksek seviyesindedir. Bundan hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Milletim şu hususu da lütfen aklından çıkarmasın, Türkiye’nin bugünkü seviyelerine gelmesinin temelinde siyasette istikrar ve güven ortamının kökleşmesi vardır. Siyasette güveni ve istikrarı koruduğumuz sürece Allah’ın izniyle her türlü engeli aşar, her türlü sıkıntının üstesinden kolayca geliriz. Ancak burada bir zafiyet oluşursa bu sefer hep beraber zorluk çekeriz. Biz asırlara sari tarihinde feleğin çemberinden geçmiş, akrebin kıskacında yoğrulmuş bir milletiz.”
Ülkenin dinamik ve yeniden yeşeren yapısını anlatmak için yazar Alev Alatlı’nın tespitlerine atıfta bulunan Erdoğan, Alatlı’nın şu sözlerinin öneminin bugünlerde daha iyi anlaşıldığını dile getirdi: “Türkiye’yi ille de bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir asmaya benzeteceksiniz. Bir sürgünü çiçeğe dururken diğerinin kurumakta, ötekinin ise üzüm vermekte olduğunu göreceksiniz.”
Devletin ve halkın bu zorlu virajdan da güçlenerek çıkacağına olan inancını yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu iyi dileklerle noktaladı: “Rabb’im Türkiye’nin yolunu, bahtını, ufkunu açık etsin diyorum. Bu düşüncelerle Kabinemizde aldığımız kararların her bir vatandaşımıza hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Hepinizi tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

