1915 yılında Albert Einstein tarafından ortaya konulan ve uzay-zaman dokusunun bükülmesi fikrine dayanan Genel Görelilik Teorisi, bir asrı aşkın süredir hem modern fiziğin hem de evreni algılayışımızın temelini oluşturuyor. Kara deliklerden astrofiziğe kadar bilimin kapılarını aralayan bu teoriyle birlikte, zaman üzerine düşünmek sadece evrensel sırları çözmekle kalmıyor; aynı zamanda insanın kendi varoluşunu anlamlandırmasının da bir aracı haline geliyor. Günümüzde yapay zekanın hayatımızın her noktasına nüfuz etmesi, kurgu ile gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştırırken, pandemi döneminde mecburen yavaşlayan hayatlarımızın hızla akıp gitmesi “zaman ne ara geçti?” sorusunu akıllara getiriyor. Tıpkı Marcel Proust’un meşhur Madlen Pasajı’nda bir parça kurabiye ve çay kokusuyla çocukluğuna dönmesi gibi, zaman algımız anılar ve hislerle şekilleniyor.
Toplumsal Zaman Algısı ve “Geç Kalma” Endişesi
Zaman kavramı, fiziksel bir boyut olmanın ötesinde toplumsal bir anlaşma dili olarak da hayatımızı yönetmektedir. Ancak bu yönetim biçimi, bireyler üzerinde “erken” veya “geç” olma baskısını da beraberinde getiriyor. Toplumun belirlediği görünmez takvim, yaşamımızın dönüm noktalarını şu şekilde etiketliyor:
- 5 yaşında okula başlamak “erken”,
- 50 yaşında evlenmek “geç”,
- 25 yaşında sahil kasabasına yerleşip sakinliği seçmek “erken”,
- 48 yaşında üniversite okumaya veya oyunculuğa başlamak “geç” olarak nitelendiriliyor.
Kitaplar, çevre baskısı ve sosyal medya tarafından dikte edilen bu zaman çizelgeleri, bireylerin kendi iç sesini duymasını engelliyor. Başkalarının eylemleri üzerinden şekillenen bir yetişme telaşı, “doğru zaman” kavramını sorgulatıyor.
OG Galeri’de Masalsı Bir Yolculuk: Late Bloomer
Sanatçı Zeynep Solakoğlu, OG Galeri’de sanatseverlerle buluşan “Late Bloomer” (Geç Açan) isimli sergisinde, zamanın üzerimizde kurduğu bu baskıyı merkeze alıyor. Sergi, izleyicisini tıpkı Alice Harikalar Diyarında olduğu gibi aniden renkli ve özgün bir masalın içine çekiyor. Bosch’un ünlü eseri “Yeryüzü Zevkleri Bahçesi”ni andıran detay zenginliğiyle dikkat çeken eserlerde; sanatçının otoportreleri, iyicil ve kötücül karakterlerin maceraları ve kendi ritminde yaşayan bir salyangoz gibi figürler göze çarpıyor.
Doğanın Ritmi vs. İnsan Hızı
Sanatçının kişisel ikonografisinde şekillenen sergi, geç kalmışlık hissiyatını sorguluyor. Solakoğlu, serginin temelini oluşturan felsefeyi ve “Late Bloomer” kavramına bakışını şu sözlerle ifade ediyor:
“Late Blooming, bir şeyleri geç yapan anlamına geliyor. Araştırmaya başladıkça kendi içinde anlamsız bir terim olduğunu düşünmeye başladım aslında. Herkes ‘late bloomer’ olduğunu düşünüyor bir şekilde. Çünkü insanları geç kaldıkları ve yapamadıkları şeylere odaklanmaya zorluyor bu kavram. Her şeyi her zaman yapma baskısı ve durmadan devam eden bir rekabet ortamı var. Her şeyi agresif ve hızlı bir şekilde takip etme ve bunun karşısında bir ödüllendirme sistemi… Oysa doğada böyle bir şey yok. Kimse bir çiçeği mevsiminden önce açtı diye yargılamıyor. Her şeyin kendine ait bir ritmi ve zamanı var. Sadece insanlar birbirini geç kaldı ya da yapamadı diye yargılıyor. Oysa biz doğanın sadece bir parçasıyız. Bu düşünce bana geri adım atmayı ve aslında sessizce işleyen bir sistemin küçük bir parçası olduğumu hatırlattı.”
Malzeme Çeşitliliği ve Hikaye Anlatıcılığı
Zeynep Solakoğlu’nun ilk kişisel sergisi olma özelliğini taşıyan bu seçki, sanatçının izolasyon sürecinde ürettiği işlerden oluşuyor. Solakoğlu için yalnızlık, sosyalliğin zıttı değil, yaratıcılığı besleyen zorunlu bir alan. Sergide tuval resimlerinin yanı sıra seramik eserler de yer alıyor. Resim ve çamurun birlikteliği, aynı dünyanın parçaları olarak kurgulanmış.
Sergideki anlatı, sanatçının 2014 yılında yazdığı bir hikayeye dayanıyor. Hikayede, başı bir kurt tarafından çalınan ve yarısı buz, yarısı alevden bir kafese hapsedilen bir kızın öyküsü anlatılıyor. Kızın başı zamanın içinde asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyaya kök salıyor; hayal kurdukça başı bedeninden uzaklaşıyor. Sanatçı bu metaforu şöyle açıklıyor:
“Bu hikayeyi 2014’te yazmıştım. Late bloomer terimini araştırırken temaya yakın bulduğum için yeniden resimlendirdim. Çok kafamın içinde yaşayan biriyim, bazen kendi dünyamda kayboluyorum; bu da hayatı kaçırıyormuşum gibi hissetmeme neden oluyor. Bu anlatı, o hissi kendi görsel dilimle ifade etme biçimim aslında.”
Sergi Ziyaret Bilgileri
Kendi zaman diliminde yaşamanın neşeli ve çocuksu tarafını vurgulayan bu sergiye dair detaylar aşağıdadır:
| Mekan | OG Galeri |
| Son Tarih | 14 Mart |
| Ziyaret Günleri | Pazar ve Pazartesi hariç her gün |
| Ziyaret Saatleri | 11.00 – 18.00 |
