Gelişmiş G20 için %1,4’lük yavaşlama öngörülürken, Türkiye’nin yer aldığı grup için %3,9’luk büyüme tahmini yapıldı; aradaki fark 2,5 katı buluyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonominin geleceğine dair dikkat çekici bir rapor yayımladı. Küresel ticaret savaşları, jeopolitik gerilimler ve artan korumacılık politikaları nedeniyle dünya genelinde orta vadeli büyüme trendinin dibe vuracağı uyarısında bulunan rapor, bu kasvetli tablo içinde Türkiye’nin de yer aldığı gelişmekte olan ekonomilerin parlak bir istisna oluşturacağını öngördü.
Rapora göre, ABD, Almanya, Japonya, Fransa ve İngiltere gibi devlerin de bulunduğu gelişmiş G20 ekonomileri için 2030’a kadar öngörülen ortalama büyüme oranı sadece %1,4. Bu oran, 2009 küresel finans krizinden bu yana görülecek en düşük orta vadeli büyüme seviyesi olarak bir “kriz sinyali” niteliği taşıyor.
IMF raporunun en çarpıcı bölümü ise Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan G20 ülkeleri grubuna ait. Rapora göre, Arjantin, Brezilya, Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin oluşturduğu bu grubun orta vadeli ortalama büyüme oranının %3,9’a ulaşması bekleniyor. Bu devasa fark, Türkiye’nin yer aldığı grubun, gelişmiş ülkelere kıyasla 2,5 kat daha yüksek bir büyüme potansiyeli taşıdığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu analiz, gelişmiş ekonomiler yavaşlama sinyalleri verirken, Türkiye gibi gelişen piyasaların küresel büyümenin yeni motoru olacağını gösteriyor.
Finans Hattı Yorumu:
IMF’nin bu raporu, Türkiye ekonomisi için önemli bir “moral destek” ve potansiyelinin uluslararası bir kurum tarafından tescillenmesi anlamına geliyor. Ancak rakamların arkasındaki dinamikleri doğru okumak kritik önem taşıyor. Bu rapor, Türkiye’nin tek başına bir mucize yarattığını değil, dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin yapısal olarak Batı’dan Doğu’ya ve gelişen piyasalara kaydığı yönündeki küresel mega trendi teyit etmektedir.
Gelişmiş ekonomilerin %1,4 gibi düşük bir oranda büyüyecek olması, bu ülkelerin artık doygunluğa ulaşmış, demografik olarak yaşlanan ve verimlilik artışları yavaşlayan yapılar olmasından kaynaklanmaktadır. Buna karşın, Türkiye gibi dinamik, genç nüfusa sahip ve büyüme potansiyeli yüksek ülkeler için %3,9’luk bir büyüme, doğal bir potansiyelin yansımasıdır. Bu durum, küresel sermayenin önümüzdeki on yılda getiri arayışıyla daha fazla gelişen piyasalara yöneleceğinin de bir habercisidir.
Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için Türkiye’nin önünde önemli ödevler var. Raporda belirtilen %3,9’luk oran, bir “grup ortalamasıdır” ve Türkiye’nin bu ortalamayı yakalayabilmesi veya aşabilmesi için mevcut ortodoks ekonomi politikalarını kararlılıkla sürdürmesi, enflasyonu kalıcı olarak kontrol altına alması ve en önemlisi, bu büyümeyi finanse edecek doğrudan yabancı yatırımı çekmeye devam etmesi gerekmektedir. IMF’nin bu olumlu projeksiyonu, aslında mevcut ekonomi programının devam edeceği varsayımına dayanmaktadır. Dolayısıyla bu rapor, bir “garanti” değil, doğru politikalar sürdürüldüğü takdirde ulaşılabilecek bir “potansiyeldir”. Yatırımcılar için mesaj nettir: Küresel büyümenin motoru değişiyor ve Türkiye, doğru adımları atmaya devam ederse bu yeni dönemin kazananlarından biri olabilir.

