Banka, yıl sonu enflasyonunu %31 olarak öngörürken, Kasım verilerinin TCMB’yi 100 baz puanlık bir indirime cesaretlendirebileceğini ancak büyüme verilerinin risk oluşturduğunu belirtti.
Uluslararası finans kuruluşu ING Global, Türkiye ekonomisine ve para politikasına ilişkin beklentilerini içeren yeni bir rapor yayımladı. Türkiye’nin enflasyon düşüş politikasındaki kararlılığını sürdürdüğünü vurgulayan banka, yıl sonu enflasyon beklentisini %31 civarında belirledi.
Raporda, özellikle Kasım ayında açıklanan ve beklentilerin altında kalan enflasyon verilerinin, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı (TCMB) gevşeme patikasında kalma konusunda cesaretlendirebileceği ifade edildi. Ancak banka analistleri, son açıklanan büyüme verileri ve öncü göstergelerin enflasyon üzerinde yukarı yönlü risklere işaret ettiğine de dikkat çekti.
Bu karmaşık tablo ışığında ING Global, TCMB’nin Aralık ayı toplantısında atacağı adım için şu öngörüde bulundu: “Bu ortamda TCMB’nin aralık toplantısında ihtiyatlı kalarak 100 baz puanlık ölçülü bir faiz indirimi yapmasını bekliyoruz, bununla birlikte daha büyük bir faiz indirimi ihtimalini de yok saymıyoruz.”
Finans Hattı Yorumu:
ING Global’in raporu, piyasaların TCMB’den beklediği faiz indirimi döngüsünün başlaması konusunda uluslararası kurumların da ikna olduğunu gösteriyor. Ancak “ihtiyatlı” ve “ölçülü” vurgusu kritik önem taşıyor. Kasım enflasyonunun düşük gelmesi TCMB’nin elini teknik olarak rahatlatsa da, büyüme verilerinin (özellikle iç talebin) hala canlı olduğuna dair işaretler, Merkez Bankası’nı agresif bir indirimden alıkoyuyor.
100 baz puanlık bir indirim tahmini, TCMB’nin piyasayı test etme ve “sıkı duruşun sürdüğü ancak finansal koşulların kademeli olarak gevşetildiği” mesajını verme stratejisiyle uyumlu görünüyor. Eğer TCMB, ING’nin belirttiği gibi 100 baz puanın üzerinde bir indirim yaparsa, bu piyasada “erken gevşeme” olarak algılanabilir ve kur üzerinde baskı yaratabilir. Bu nedenle, Aralık toplantısı sadece faiz oranı açısından değil, verilecek sözlü yönlendirme açısından da 2026’nın para politikası rotasını belirleyecek en kritik viraj olacak.
