İngiltere’de istihdam piyasasına dair açıklanan son veriler, kağıt üzerinde ulusal bir iyileşmeye işaret etse de, derinleşen bölgesel eşitsizlikler milyonlarca çalışanın hayatını zorlaştırmaya devam ediyor. Ülke genelinde düşük ücretli işlerin sayısı 200 bin azalarak 4,6 milyondan 4,4 milyona geriledi. Bu düşüşle birlikte oranlar yüzde 15,7 seviyesinden yüzde 14,6’ya indi. Ancak yapılan detaylı analizler, bu olumlu tablonun toplumun en kırılgan kesimlerine yansımadığını, aksine yoksul bölgelerde durumun daha da kötüleştiğini ortaya koyuyor.
Eşitsizlik Nerede Derinleşiyor?
Çalışan haklarını savunan sivil toplum kuruluşu Living Wage Foundation, İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin Yıllık Saat ve Kazanç Anketi verilerini mercek altına aldı. Ortaya çıkan sonuçlar, “çalışan yoksulluğu” kavramının belirli bölgelerde yoğunlaştığını gösteriyor. Ülke genelindeki yerel bölgelerin sadece yüzde 33’ünde düşük ücretli iş sayısında artış görülürken, gerçek yaşam ücretinin altında maaş alanların en yoğun olduğu 25 yerel yönetimin yüzde 72’sinde bu sayı artış gösterdi.
Bu veriler, en yoksul bölgeler ile ülkenin geri kalanı arasındaki ekonomik makasın açıldığına işaret ediyor. Özellikle en kötü etkilenen 25 bölge, ülkedeki toplam işlerin yalnızca yüzde 4’ünü barındırmasına karşın, düşük ücretli çalışanların yaklaşık yüzde 7,5’ini oluşturuyor. Bu bölgelerde toplamda 326 bin kişi, belirlenen yaşam standartlarının altında bir ücretle çalışmak zorunda kalıyor.
Londra’daki Kritik Bölgeler
Düşük ücret oranının zirve yaptığı üç yerel yönetimin tamamının başkent Londra’da yer alması dikkat çekiyor. Bu bölgelerdeki oranlar şu şekilde sıralanıyor:
- Redbridge: Yüzde 34,5
- Barking and Dagenham: Yüzde 31,2
- Haringey: Yüzde 29,7
Maaş Farkları ve Ekonomik Etki
Uzmanlara göre ulusal çapta görülen iyileşme “eşitsiz” bir dağılım sergiliyor ve genel ortalamadaki düşüş, gerçekteki sorunu maskeliyor. Cardiff Business School ve Living Wage Foundation iş birliğiyle yayımlanan bir diğer araştırma ise ücret artışlarının potansiyel ekonomik katkısına dikkat çekiyor. Buna göre, düşük ücretle çalışan 4,4 milyon kişinin sadece yarısının maaşı gerçek yaşam ücreti seviyesine yükseltilse, artan verimlilik ve tüketim harcamaları sayesinde İngiltere ekonomisine 1,6 milyar sterlin katkı sağlanabilir.
Hükümetin belirlediği yasal asgari ücret ile yaşam maliyetlerine göre hesaplanan gerçek yaşam ücreti arasındaki farklar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
| Ücret Türü | Saatlik Tutar |
|---|---|
| Hükümet Ulusal Yaşam Ücreti | 12,21 Sterlin |
| Gerçek Yaşam Ücreti (Ülke Geneli) | 13,85 Sterlin |
| Gerçek Yaşam Ücreti (Londra) | 14,80 Sterlin |
Yaşam Mücadelesi ve İşverenlerin Rolü
Gerçek yaşam ücretinin altında maaş alan çalışanlar için hayat standartları giderek düşüyor. Birçok kişi öğün atlamak zorunda kalıyor, gıda bankalarına başvuruyor ve kış aylarında ısınma masraflarını kısmak için kaloriferlerini kapatıyor. Düşük ücretin sadece ekonomik bir veri olmadığı, aynı zamanda bireylerin sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi tahribatlar yarattığı vurgulanıyor.
Bu olumsuz tabloya rağmen, İngiltere’de 16 binden fazla işveren “akredite işveren” statüsü alarak çalışanlarına gerçek yaşam ücreti ödemeyi taahhüt etmiş durumda. Kampanyanın yürütüldüğü son 25 yıl içerisinde, bu sayede düşük ücretli çalışanların cebine toplam 4,7 milyar sterlin ek gelir girdiği belirtiliyor.
Konuyu değerlendiren Living Wage Foundation Direktörü Katherine Chapman, düşük ücret oranlarının ulusal bazda düşmesine rağmen en kırılgan bölgelerin geride bırakıldığını ifade etti. Chapman, daha fazla işverenin gerçek yaşam ücreti standardına geçmesi gerektiğini savunarak, mevcut ilerlemenin yetersiz kaldığını belirtti.

