Yüksek faiz cazibesiyle Türk lirasına yönelen Japon bireysel yatırımcıların pozisyonları rekor seviyelere yaklaştı. Uzmanlar, olası sert kur hareketlerine karşı “büyük kayıp” uyarısında bulunuyor.
Japon bireysel yatırımcılar, yüksek faiz getirisinin cazibesine kapılarak, yıl içinde yene karşı %16’dan fazla değer kaybetmiş olmasına rağmen Türk lirasına yeniden yoğun ilgi göstermeye başladı. “Bayan Watanabe” olarak da bilinen bu yatırımcı kitlesinin, yüksek riskli “carry trade” (faiz farkından para kazanma) işlemleriyle liradaki pozisyonlarını tehlikeli seviyelere çıkardığı belirtiliyor.
Bloomberg News’un haberine göre, Tokyo Finans Borsası verileri, 12 Kasım itibarıyla lira-yen paritesini takip eden yaklaşık 900.000 vadeli marjin sözleşmesi tutulduğunu gösteriyor. Pozisyonların toplam büyüklüğü 32,8 milyar yen (yaklaşık 220 milyon dolar) seviyesine ulaşmış durumda. Bu durum, lirada yaşanabilecek olası sert bir harekette, kayıpların sadece bu yatırımcılarla sınırlı kalmayıp diğer piyasalara da sıçrayabileceği endişelerini artırıyor.
Yatırımcıları bu riskli pozisyona iten ana neden, Türkiye’deki yüksek faiz oranları. Yıllıklandırılmış üç aylık getirinin %30’u aşması, liranın yen karşısında devasa bir faiz avantajı sunmasına neden oluyor. Yatırımcılar, bu yüksek faiz gelirini elde etmek için liranın değer kaybı riskini üstleniyor.
Ancak uzmanlar, bu stratejinin büyük tehlikeler barındırdığı konusunda uyarıyor. Mizuho Securities’ten Shoki Omori, yatırımcıların geçmişte defalarca zarar ettiren bu işleme geri dönmesinin riskleri büyüttüğünü belirtti. Nitekim Mart ayında Türkiye’de yaşanan siyasi bir gerilim sonrası liranın bir günde %11 düşmesi, küçük yatırımcıların pozisyonlarının %26’sını zararına kapatmasına yol açmıştı.
Finans Hattı Yorumu:
Japon bireysel yatırımcıların Türk lirasına yönelik bu ilgisi, finans dünyasının en bilinen ve en riskli oyunlarından birinin yeniden sahnelenmesidir: “Carry Trade”. Japonya’da faizlerin sıfıra yakın olması, tasarruf sahiplerini dünyanın dört bir yanında yüksek getiri aramaya itiyor. Türkiye’nin sunduğu %30’u aşan reel faiz ise bu arayış için biçilmiş kaftan. Yatırımcılar, düşük faizli yen borçlanıp, bu parayla yüksek faizli Türk lirası varlıklara yatırım yaparak aradaki faiz farkından para kazanmayı hedefliyor.
Ancak bu strateji, “üzerinde yürünen ince bir ip” gibidir. İşlemin kârlı olabilmesi için, kazanılan faiz gelirinin, Türk lirasının yen karşısında yaşadığı değer kaybından daha fazla olması gerekir. Liradaki en ufak bir ani ve sert düşüş, aylarca biriktirilen faiz gelirini bir anda silip süpürmekle kalmaz, ana paranın da erimesine neden olur. Mart ayında yaşanan %11’lik bir günlük düşüşün, pozisyonların dörtte birini nasıl yok ettiği, bu riskin en acı örneğidir.
Mevcut durumda riskler daha da artmış durumda. Bir yanda, Türkiye’deki ekonomi yönetiminin “liranın reel değer kaybını sınırlama” politikası bu yatırımcıları cesaretlendiriyor. Diğer yanda ise, Japonya Merkez Bankası’nın olası bir döviz müdahalesi veya Türkiye’deki para politikasında beklenmedik bir değişiklik, lira-yen paritesinde deprem etkisi yaratabilir. Japon yatırımcının bu riskli bahsi, küresel piyasalardaki getiri arayışının ne kadar tehlikeli sulara yelken açtığının ve bir “siyah kuğu” anında ne kadar büyük bir kayıp potansiyeli taşıdığının en net göstergesidir.
