ABD ile İsrail’in İran’ı hedef alan saldırıları, uluslararası ticaretin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda büyük bir belirsizlik yarattı. Enerji arzından tarımsal üretime kadar geniş bir yelpazede tedarik zinciri kesintileri kapıda beklerken, uzmanlar Türkiye’nin bu karmaşık süreçte yeni ve güvenli bir ticari koridor inşa ederek dengeleyici bir misyon üstlenebileceğinin altını çiziyor.
Ne Oluyor? Hürmüz Boğazı’ndaki Kriz ve Gıda Fiyatlarına Etkisi
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, ABD ve İsrail tarafından İran’a gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda Hürmüz Boğazı’nın seyrüsefere kapanma ihtimalinin, küresel ölçekteki gıda ve tarım tedariki üzerinde yaratacağı muhtemel yıkıcı sonuçları mercek altına aldı.
Prof. Dr. Gülçubuk, söz konusu su yolunun sadece fosil yakıt piyasaları için değil, uluslararası gıda ekosistemi ve besin kaynaklarına ulaşım için de hayati bir kavşak olduğuna işaret etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatının büyük bir bölümünün ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin bu bölgeden geçmesinin, tarım piyasalarını doğrudan veya dolaylı olarak şekillendirdiğini vurguladı.
Gülçubuk’a göre, Hürmüz Boğazı’nın trafiğe kapanması sigorta primlerinden lojistik harcamalarına, gübre maliyetlerinden enerji fiyatlarına dek küresel tarımsal faaliyetleri temelden sarsacak. Bu bağlamda enerji fiyatlarındaki artışın tarıma etkisini şöyle özetledi:
“Hem ülkemizde hem de dünya genelinde tarım sektörü enerjiye mutlak bağımlılık göstermektedir. Akaryakıt, elektrik, sulama, gübre, soğuk zincir, depolama ve nakliye gibi üretim ve dağıtım süreçlerinin hemen tamamı enerji maliyetleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak krizler enerji fiyatlarında, tarımsal maliyette, gıda fiyatlarında ani artışlara yol açabilir.”
Özellikle enerji harcamalarına sıkı sıkıya bağlı olan tarımsal aşamalar şu şekilde sıralanıyor:
- Akaryakıt ve elektrik tüketimi
- Tarımsal sulama sistemleri
- Gübre üretimi ve tedariki
- Soğuk zincir uygulamaları
- Ürün depolama ve nakliye süreçleri
Nasıl Bir Çözüm Geliştirilebilir? Türkiye Bölgesel Dağıtım Merkezi Olabilir
Artan girdi maliyetlerinin en büyük faturasını, gıdaya erişimde halihazırda dezavantajlı olan gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin ödeyeceğini hatırlatan Gülçubuk, Türkiye’nin bu noktada bölgesel ve küresel çapta kurtarıcı bir aktör olabileceğine dikkat çekti.
“Bu jeopolitik kriz ortamında Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel düzeyde önemli bir rol üstlenme potansiyeli belirebilir. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üstlendiği ‘Tahıl Koridoru’ rolünü bu sefer ‘enerji ve gıda koridoru’ oluşturma misyonunu yüklenerek küresel barışa ve gıda güvencesine öncülük edebilir.”
Türkiye’nin Orta Doğu, Karadeniz ve Akdeniz eksenindeki emsalsiz jeostratejik konumunun, gıda ve enerji tedarikinin sürdürülebilirliği için benzersiz bir avantaj sunduğunu belirten Gülçubuk, sözlerine şöyle devam etti:
“Liman altyapısı, depolama kapasitesi ve ticari ağları kullanılarak Türkiye, süreçte stratejik ürünlerde bölgesel bir dağıtım merkezi haline gelebilir. Bu tür bir yaklaşım yalnızca Türkiye’nin gıda güvenliğini güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda küresel gıda piyasalarında istikrarın korunmasına da katkı sağlayacaktır.”
Neden Kritik Bir Aşama? Gübre Arzı ve Alternatif Rotanın Olmaması
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Zeki Bayramoğlu ise, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü koordineli saldırıların, halihazırda zayıf olan küresel gıda tedarik ağlarındaki çatlakları iyice belirginleştirdiğini dile getirdi.
Petrol fiyatlarındaki tırmanış küresel manşetleri süslerken, tarım ekonomistleri için ufuktaki asıl felaket senaryosunun “gübre tedariki” olduğunu vurgulayan Bayramoğlu, devasa tonajlı yük gemileri için pratikte uygulanabilir başka bir güzergahın bulunmadığını da ekleyerek şu kritik bilgileri aktardı:
“Hürmüz’ün stratejik önemi enerji boyutunun çok ötesine geçmektedir. Haziran 2025 verilerine göre, dünya genelinde ticarete konu olan toplam gübre hacminin yüzde 33’ünün, sülfür ve amonyak dahil, bu boğazdan geçtiği bilinmektedir. Aylık bazda değerlendirildiğinde, bölgeden 3 ila 3,9 milyon ton gübre sevkiyatı gerçekleşiyor. Bunun 1,5 ila 1,8 milyon tonunu sülfür, 1,2 ila 1,5 milyon tonunu üre oluşturmaktadır. Katar, Suudi Arabistan ve İran, 2024 yılında, sırasıyla dünyanın en büyük azot gübresi ihracatçıları arasında üçüncü, dördüncü ve beşinci sıralarda yer almış ve bu 3 ülke küresel azot ihracatının toplam yüzde 25’ini karşılamıştır.”
Hürmüz Boğazı’nın trafiğe tamamen kapanmasının gübre piyasasında yaratacağı muhtemel sarsıntıyı anlamak adına, aşağıdaki tablo mevcut riski açıkça gözler önüne sermektedir:
| Tedarik ve Sevkiyat Göstergeleri (Bayramoğlu Verileri) | Hacim / Oran |
|---|---|
| Hürmüz’den Geçen Toplam Küresel Gübre Hacmi (Haziran 2025 verisi) | %33 |
| Bölgeden Gerçekleşen Aylık Toplam Gübre Sevkiyatı | 3 – 3,9 milyon ton |
| Aylık Sülfür Sevkiyatı Miktarı | 1,5 – 1,8 milyon ton |
| Aylık Üre Sevkiyatı Miktarı | 1,2 – 1,5 milyon ton |
| Boğaz Kapanırsa Küresel Sülfür Arzında Beklenen Daralma | %44 |
| Boğaz Kapanırsa Küresel Üre Arzında Beklenen Daralma | %30 |
| Katar (3.), S. Arabistan (4.) ve İran’ın (5.) 2024 Küresel Azot İhracatı Payı | %25 |
Modern tarımın gübreye olan bu yoğun bağımlılığının sektörel bir zayıflık yarattığına değinen Bayramoğlu, mevcut durumun ortaya çıkardığı kaçınılmaz gerçeği şöyle ifade etti:
“Küresel tarım politikalarının yalnızca üretim artışına değil, gübre arz güvenliğinin çeşitlendirilmesine, enerji girdi bağımlılığının azaltılmasına ve alternatif ticaret koridorlarının geliştirilmesine öncelik vermesi, mevcut krizin gösterdiği yapısal bir zorunluluktur.”
Kim Çözecek? “Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi” Önerisi
2022’deki Karadeniz krizinin yankıları sürerken, 2025’te patlak veren Hürmüz krizinin benzer karakteristikte olduğuna dikkat çeken Bayramoğlu, her iki çatışma ortamında da savaş sebebiyle kilit bir deniz rotasının devre dışı kaldığını ve gıda ticaretinin felç olduğunu hatırlattı. Bu gibi durumlarda tarafsız bir arabulucunun sahneye çıkmasının elzem olduğunu belirten uzman isim, şu çözüm modelini sundu:
“Mevcut krizin 2022 koşullarından yapısal açıdan farklı ve daha karmaşık bir denklem sunduğu göz ardı edilmemelidir. Karadeniz modelinden ilham alan ‘Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi’ kurgusunun hayata geçirilmesi teknik ve diplomatik açıdan mümkün görünmektedir. Bu mekanizma askeri bir deniz koridoru oluşturmak yerine gıda ve gübre tankerlerine yönelik ticari geçiş düzenlemelerini koordine edecek, ithalatçı ülkeler, ihracatçı firmalar, lojistik şirketleri ve uluslararası kuruluşların katılımıyla İstanbul merkezli platform biçiminde işletilebilecektir”
Rusya-Ukrayna savaşında hayata geçen Tahıl Koridoru projesi ile rüştünü ispatlayan Türkiye’nin, bu yeni küresel darboğazda da inisiyatif alabileceğini söyleyen Bayramoğlu, bu ihtimalin diplomatik şartların olgunlaşmasına ve Ankara’nın hamlelerine bağlı olduğunu şu sözlerle özetledi:
“Hürmüz krizinde benzer bir işlev üstlenip üstlenemeyeceği hem Ankara’nın stratejik iradesine hem de krizin çok taraflı çözüm zeminlerine ne ölçüde açık olacağına bağlıdır. Diplomatik pencereler doğası gereği geçicidir ve teknik hazırlık ile siyasi kararlılığın eş zamanlı oluşmasını gerektirmektedir.”
