Yönetim Danışmanı Barış SAZAK tarafından kaleme alınan analize göre, küreselleşme kavramı köklü bir değişim geçiriyor. Geçmişte devletlerin sadece oyunun kurallarını belirlediği ve şirketlerin bu sınırlar içinde rekabet ettiği yapı, yerini devletlerin ekonomik rekabetin tam merkezinde yer aldığı yeni bir sisteme bıraktı. Washington’dan Pekin’e, Brüksel’den Londra’ya kadar uzanan hatta, politika yapıcılar artık verimlilikten ziyade tedarik güvenliğine ve stratejik yatırımların kontrolüne öncelik veriyor.
Devlet Müdahalesi ve Korumacılık Duvarları
Son dönemde sanayi politikaları ve tedarik zinciri güvenliği, jeopolitik riskleri yönetmenin birincil aracı haline gelmiş durumda. Yerli endüstrileri koruma duvarları yükselirken, kritik sektörlerdeki büyük yatırımlara doğrudan devlet müdahaleleri görülüyor. Batı bloğunda, özellikle ABD ve AB ekseninde şekillenen gümrük tarifeleri ve yeni ticaret diplomasisi, geçtiğimiz yılın en çok tartışılan konuları arasındaydı.
“America First” ve “Made in Europe” politikalarının etkileri, başta ihracatçı sektörler olmak üzere Türkiye’de de hissediliyor. Tüm bu stratejilerin merkezinde ise Çin’e karşı önlem alma çabası yatıyor. 2018 yılında ABD’de birinci Trump hükümetiyle başlayan ticaret savaşları, bugün çok daha değişken ve karmaşık bir ticari atmosfer yaratmış durumda.
Tedarik Zincirinde “Nearshoring” ve Bölgeselleşme
COVID-19 pandemisinin yarattığı şok dalgaları, Los Angeles gibi ana limanlardaki yığılmalar ve Süveyş Kanalı’ndaki tıkanıklıklar, küresel şirketlerin iş modellerini derinden etkiledi. Karlılıkların ve talep tahmin modellerinin bozulması, şirketleri “nearshoring” (yakından tedarik) gibi yeni paradigmalara ve bölgeselleşmeye yöneltti. Hem ABD’li hem de Avrupalı yöneticiler, dayanıklılık adına bu yaklaşımları Çin’e karşı bir önlem olarak benimsedi.
Çin İhracatının Yeni Rotası
Batı’nın tüm önlemlerine rağmen Çin cari fazlasını artırmaya devam etti. İstatistikler, Meksika’nın evvelki yıl ABD’nin en büyük ticaret ortağı olarak Çin’i geride bıraktığını ve Çin’in ABD’ye ihracatının zayıfladığını doğruluyor. Ancak Pekin, ihracat sepetini ve hedef pazarlarını optimize ederek diğer bölgelerdeki performansıyla rekor kırmayı başardı. Yeni kapasiteler Meksika, Orta ve Doğu Avrupa ile MENA bölgesine kayarken, Çin gücünü korumayı sürdürdü.
15. Beş Yıllık Plan ve Teknoloji Vizyonu
Çin, 2026 yılı itibarıyla 15’inci beş yıllık kalkınma planını devreye sokmaya hazırlanıyor. Bu plan, ülkenin iddialı 2035 hedeflerine ulaşması için bir yol haritası niteliğinde. İnovasyon, dayanıklılık ve güvenlik kavramları artık Çin stratejisinin merkezinde yer alıyor. İlk kez 2023’te Komünist Parti tarafından (NQPF) sloganıyla tanıtılan bu yaklaşım, yüksek teknoloji ve temiz enerjiye devasa yatırımları öngörüyor.
Yeni dönemde Çin’in odaklandığı ve kamusal destek sağladığı geleceğin sektörleri şunlardır:
- Yapay Zekâ (YZ)
- Robotik Teknolojiler
- Kuantum Bilişim
- Biyomedikal
- 6G Teknolojileri
Bu dönüşüm kapsamında bölgesel kalkınma modeli de revize edildi. Şangay, Chengdu ve Şenzen’i kapsayan “The Great Bay Area” gibi merkezler, ulusal önceliklerle uyumlu hale getirilerek merkezi bir yapıya evriliyor.
Yapay Zeka Rekabetinde Uygulama Farkı
Yapay zeka alanında ABD, büyük proje bütçeleriyle öncü araştırmalarda liderliğini korurken, Çin tarafı teknolojinin saha uygulamalarına odaklanıyor. ChatGPT ve DeepSeek platformları ile çip altyapısı rekabetin görünür yüzü olsa da, Çinli şirketler YZ’yi e-ticaret, lojistik ve sağlık sektörlerine entegre ediyor.
| Sektör / Firma | Yapay Zeka Kullanım Alanı |
|---|---|
| Temu / Alibaba | Ürün açıklamaları, reklam metinleri ve çok dilli ilanların otomatik üretimi. |
| SF Express / STO / JD | Rota ve yük planlaması ile “son kilometre” navlun maliyetlerinin düşürülmesi. |
Bu yetenekler, Güneydoğu Asya başta olmak üzere dış pazarlara açılan platformlar aracılığıyla ihraç ediliyor. Çin ekosistemi artık sadece ucuz donanım değil, sektörlere gömülü YZ çözümleriyle de varlık gösteriyor.
Jeopolitik Dengeler ve Gelecek Beklentileri
Geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen APEC zirvesi, ABD ve Çin arasındaki “kontrollü rekabetin” süreceğini teyit etti. Askeri iletişim hatlarının yeniden açılması ve bazı tarife düzenlemeleri taktiksel anlaşmalara alan bırakıldığını gösteriyor. Dikkat çeken bir diğer gelişme ise Çin’in Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) müzakerelerinde “özel ve farklı muamele” talebinden vazgeçmesi oldu. Bu hamle, Çin’in küresel ticari etkisinin daha sıkı denetleneceği anlamına gelse de, ilerideki küresel reformlar için bir zemin oluşturuyor.
Sonuç olarak, Çinli firmalar küresel pazarlardan çekilmek yerine dışa açılma stratejilerini değiştiriyor. “Çin’de üret, ucuza sat” modelinin sürdürülebilir olmadığının farkında olan şirketler; marka, tasarım ve yazılım ortaklıklarıyla değer zincirinde yukarı tırmanıyor. Otomotiv ve dijital teknolojiler başta olmak üzere, Güneydoğu Asya, Avrupa ve Orta Doğu’daki yerel ekosistemlere hızlı ve esnek bir şekilde entegre oluyorlar.

