Doğanın en görkemli serüvenleri sadece karada veya gökyüzünde kanat çırpan kuşların rotalarında yaşanmıyor; asıl büyük hayatta kalma mücadelesi nehirlerin akıntılı sularının derinliklerinde veriliyor. Ancak güncel veriler, bu hayati yaşam döngüsünün kopma noktasına geldiğini acı bir şekilde kanıtlıyor.
Brezilya’da Birleşmiş Milletler Göçmen Yaban Hayvanları Türlerinin Korunması Sözleşmesi (CMS) tarafından kamuoyuna duyurulan ‘Göçmen Tatlı Su Balıklarının Küresel Değerlendirmesi’ raporu, biyolojik çeşitlilik krizinin en sarsıcı bilançosunu gözler önüne serdi. 1970 yılından bu yana göçmen tatlı su balıklarının popülasyonunda tam yüzde 81 oranında bir erime yaşandı. Bu çarpıcı veri, yeryüzündeki büyük omurgalı grupları arasında bugüne kadar kaydedilen en dik ve en endişe verici düşüşlerden biri olarak kayıtlara geçti.
Ekosistemlerin Parçalanması ve Küresel Tehditler
Tatlı su ekosistemleri, karasal ya da okyanus sistemlerine oranla çok daha süratli bir çöküş sürecinden geçiyor. Bu durumun temelinde, göçmen balıkların doğaları gereği birbirine ‘bağlantılı’ su yollarına ihtiyaç duyması yatıyor. Bir balığın üreme sahasından beslenme bölgesine ulaşmak için katetmesi gereken binlerce kilometrelik yolculuk; günümüzde devasa barajlar, endüstriyel kirlilik ve kontrolsüz avlanma nedeniyle kesintiye uğramış durumda.
Rapordaki verilere göre, dünya kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 47’si ortak nehir havzaları içinde bulunuyor ve yeryüzünde 250’den fazla sınır aşan nehir yer alıyor. Bu tablo, bir ülkenin nehir üzerine inşa ettiği bir setin, binlerce kilometre ötedeki başka bir ülkenin gıda güvenliğini ve ekolojik dengesini doğrudan sarsabileceği anlamına geliyor.
Amazon Havzası ve Altın Yayın Balığının Ekonomik Mirası
Güney Amerika’nın can damarı olan Amazon Havzası, göçmen balıklar için dünyadaki son sığınakların başında geliyor. Bölgedeki balıkçılık faaliyetlerinde avlanan türlerin tam yüzde 93’ünü göçmen balıklar oluşturuyor. Bu devasa ekosistem, her yıl tahmini 436 milyon dolar değerinde bir ekonomik hacmi ayakta tutuyor. Özellikle 2 metre boyuna kadar ulaşabilen ‘Dorado’ (altın) yayın balığı, And Dağları’ndan kıyı bölgelerine uzanan 11 bin kilometrelik mesafeyle dünyanın bilinen en uzun tatlı su göçünü gerçekleştiriyor. Fakat bu dev canlıların geleceği, yeni baraj projeleri ve habitat bozulmaları nedeniyle büyük bir risk altında.
Kıtalar Bazında Risk Altındaki Türler
Uzmanlar, nehirlerin artık sadece ‘ulusal su yolları’ olarak değil, ‘birbirine bağlı ekolojik sistemler’ şeklinde yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Raporda, halihazırda koruma altında bulunan 24 türe ek olarak, acil uluslararası iş birliği ve sıkı koruma tedbirleri gerektiren 325 yeni tür aday olarak belirlendi. Bölgelere göre riskli türlerin dağılımı şu şekildedir:
| Bölge | Risk Altındaki Tür Sayısı | Kritik Nehir Sistemleri |
|---|---|---|
| Asya | 205 | Mekong ve Ganj-Brahmaputra |
| Güney Amerika | 55 | Amazon ve La Plata-Paraná |
| Avrupa | 50 | Tuna Nehri |
| Afrika | 42 | Nil Nehri |
“Kriz Fark Edilenden Daha Ciddi”
Eğer koordineli bir eylem planı; yani mevsimsel balıkçılık kısıtlamaları, göç koridorlarının yeniden açılması ve sınır ötesi izleme çalışmaları devreye alınmazsa, milyonlarca insanın protein ve geçim kaynağı olan bu türler tarih sahnesinden silinebilir. Çalışmanın baş yazarı Dr. Zeb Hogan, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Dünyanın en büyük yaban hayatı göçlerinin çoğu su altında gerçekleşiyor. Bu değerlendirme, göçmen tatlı su balıklarının ciddi tehlike altında olduğunu ve onları korumak için ülkelerin nehirleri birbirine bağlı, verimli ve yaşam dolu tutmak için birlikte çalışması gerektiğini gösteriyor.”
Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı-ABD (WWF) Başkan Yardımcısı ve Tatlı Su Bölümü Başkan Yardımcısı Michele Thieme ise krizin boyutuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Nehirler sınır tanımaz; onlara bağımlı olan balıklar da öyle. Su yollarımızın altında gelişen kriz, çoğu insanın fark ettiğinden çok daha ciddi ve zamanımız tükeniyor. Nehirler, sınır ötesi koordinasyonla birbirine bağlı sistemler olarak yönetilmeli ve bu göçler sonsuza dek kaybolmadan önce havza genelinde çözümlere yatırım yapılmalıdır.”

