Yapay zeka iyimserliği ve Fed’in faiz indirimi beklentisiyle risk iştahı geri döndü. ABD, Avrupa ve Asya fonlarına net giriş yaşanırken, tahvil fonları da rekor talep gördü.
Küresel hisse senedi fonları, üç haftalık net çıkışın ardından yeniden yatırımcıların radarina girdi. 24 Eylül’de sona eren haftada, küresel hisse senedi fonlarına 28,36 milyar dolarlık güçlü bir net giriş yaşandı. LSEG Lipper verilerine göre bu geri dönüşün arkasındaki ana itici güçler, yapay zeka (AI) konusundaki yenilenen iyimserlik ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yakın zamanda faiz indirimine gideceği yönündeki beklentilerin kuvvetlenmesi oldu.
Haftalık Küresel Fon Akışları (Milyar Dolar)
| Fon Tipi | Net Giriş / (Çıkış) | Önemli Not |
| Küresel Hisse Senedi | +28,36 | 3 haftalık çıkış serisi sona erdi |
| ABD Hisse Senedi | +12,06 | Girişlerde lider konumda |
| Avrupa Hisse Senedi | +10,73 | Güçlü talep |
| Asya Hisse Senedi | +4,12 | Girişler devam etti |
| Küresel Tahvil | +22,96 | 2022’den bu yana en yüksek giriş |
Barclays: “Hisse Senetleri Tahvillerden Daha İyi Performans Gösterecek”
Barclays’in küresel araştırma başkanı Ajay Rajadhyaksha, müşterilerine gönderdiği bir notta piyasalardaki pozitif havayı özetledi: “Yapay zeka ivmesi, Fed’in potansiyel gevşeme politikası ve gümrük vergisi risklerinin azalması, küresel büyümeyi desteklemek için bir araya geliyor. Hisse senetlerinin yakın vadede sabit getirili menkul kıymetlerden daha iyi performans göstereceğini bekliyoruz.”
Para Her Yere Aktı: ABD, Avrupa ve Asya’da Alımlar Güçlü
Verilere göre, 12,06 milyar dolarlık girişle ABD hisse senedi fonları pastadan en büyük payı alırken, onu 10,73 milyar dolarla Avrupa ve 4,12 milyar dolarla Asya fonları izledi. Bu durum, iyimserliğin sadece bir bölgeyle sınırlı kalmayıp küresel çapta yayıldığını gösteriyor.
Sektör bazında ise sanayi (1,65 milyar $), finans (1,45 milyar $) ve teknoloji (1,01 milyar $) fonları en çok sermaye çeken alanlar oldu.
Tahvil Fonlarında da Rekor Talep
Risk iştahındaki artışa rağmen, tahvil fonları da son yılların en iyi haftalarından birini yaşadı. Kısa vadeli, Euro cinsinden ve şirket tahvillerine olan yoğun ilgiyle, küresel tahvil fonlarına 22,96 milyar dolarlık net giriş yaşandı. Bu rakam, en az 2022’den bu yana kaydedilen en yüksek haftalık giriş olarak kayıtlara geçti.
Finans Hattı Yorumu:
Bu veri, piyasalardaki “risk alma iştahının” (risk-on) üç haftalık bir aranın ardından ne kadar güçlü bir şekilde geri döndüğünün en somut kanıtıdır. Bu, sadece bir para girişi değil, yatırımcı psikolojisindeki bir dönüşümün işaretidir.
-
Rallinin İki Temel Direği: Bu geri dönüşün arkasında iki güçlü ve birbiriyle bağlantılı hikaye var:
-
Yapay Zeka (Uzun Vadeli Büyüme): Teknoloji ve sanayi sektörlerine olan girişler, yatırımcıların yapay zeka devriminin yaratacağı uzun vadeli yapısal büyüme hikayesine olan inancının tam olduğunu gösteriyor.
-
Fed’in Gevşemesi (Kısa Vadeli Destek): Finans sektörüne olan girişler ve tahvil fonlarındaki rekor talep, piyasaların Fed’den gelecek “ucuz para” beklentisini satın aldığını teyit ediyor. Düşük faizler, hem şirketlerin borçlanma maliyetini düşürür hem de hisse senedi değerlemeleri için pozitif bir ortam yaratır.
-
-
Tahvil Girişleri Neden Önemli?: Hisse senedi fonlarına giriş yaşanırken, tahvil fonlarına da rekor bir giriş olması, bu rallinin körü körüne bir spekülasyondan ibaret olmadığını gösteriyor. Yatırımcılar, bir yandan hisse senetleriyle büyüme potansiyelini hedeflerken, diğer yandan tahvillerle (özellikle şirket tahvilleri) “yumuşak iniş” senaryosunu fiyatlıyor. Bu, ekonomiye duyulan güvenin de bir işaretidir.
-
Kırılgan Bir İyimserlik: Bu pozitif tablonun sürdürülebilirliği, tamamen bu iki temel direğin ayakta kalmasına bağlı. Özellikle Fed’in gerçekten de faiz indirimlerine devam edip etmeyeceği, önümüzdeki haftalarda açıklanacak olan enflasyon ve istihdam verileriyle test edilecek. Enflasyonda yaşanacak olası bir yukarı yönlü sürpriz, bu sermaye akışını geldiği hızla tersine çevirme potansiyeli taşır.
Sonuç olarak, piyasalar şimdilik “parti devam ediyor” modunda. Ancak bu partinin müziğinin ne kadar daha çalacağı, tamamen merkez bankalarının ve makroekonomik verilerin ritmine bağlı olacak.

