Ortadoğu’da tansiyonun zirveye ulaştığı son gelişmelerde İsrail ve İran arasındaki çatışmalar yeni bir boyut kazandı. İsrail Savunma Bakanlığı tarafından duyurulan ve “önleyici” nitelik taşıdığı belirtilen saldırılar sonrası bölge ateş çemberine dönerken, ABD cephesinden gelen destek mesajları ve İran’ın hızlı misillemesi küresel ölçekte yankı uyandırdı. Konuyu yakından takip eden Dünya Gazetesi yazarı ve akademisyen Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, yaşananların ABD açısından doğuracağı ağır maliyetlere dikkat çekti.
Sıcak Temas ve Gelişmeler: Neler Yaşandı?
Bölgedeki hareketlilik, İsrail ordusunun İran’a yönelik başlattığı operasyonla hız kazandı. Kudüs semalarında siren sesleri yankılanırken, eş zamanlı olarak İran’ın başkenti Tahran’da patlama sesleri duyuldu. Gelişmeler üzerine İsrail yetkilileri halka “evde kalın” uyarısında bulunurken, sivil uçuşlara kapatılan hava sahasının ardından ülkede Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi.
Operasyonun duyurulmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı büyük çaplı bir harekatın başlatıldığını açıkladı. Bu açıklamadan yaklaşık iki saat sonra ise İran, İsrail’e füzeler fırlatarak karşılık verdi. Sahadaki bu hızlı trafik, diplomasi ve askeri stratejilerin iç içe geçtiği bir süreci işaret ediyor.
Olayların Kronolojisi
- İsrail’in Hamlesi: İran’a “önleyici” saldırı düzenlendi, Kudüs ve Tahran’da hareketlilik başladı.
- Güvenlik Tedbirleri: İsrail’de halka çağrı yapıldı, hava sahası kapandı ve OHAL ilan edildi.
- ABD’nin Dahli: Donald Trump, İran’a yönelik büyük bir operasyonu duyurdu.
- İran’ın Cevabı: Yaklaşık iki saat sonra İsrail’e füze saldırısıyla misilleme yapıldı.
Diplomasi ve Askeri Kanat Arasındaki Yarış
Süreci sosyal medya hesabı üzerinden değerlendiren Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, Benjamin Netanyahu yönetiminin stratejisine ışık tuttu. Kaynak’a göre Netanyahu, ABD içerisindeki yerleşik düzenin (müesses nizam) direncini fark ederek pazarlık sürecini uzatmanın riskli olacağını öngördü ve bu nedenle öncü saldırı emrini verdi.
Prof. Dr. Kaynak, Washington ile Tel Aviv hattında askeri planlayıcılar ile diplomasi masasının farklı kulvarlarda ilerlediğini, ancak gelinen noktada ABD’nin İsrail’i yalnız bırakmayacağını vurguladı.
Washington İçin Bedel: “Yancı” Pozisyonu ve İtibar Kaybı
ABD’nin bu çatışmaya dahil olmasının Amerikan halkı nezdinde nasıl algılanacağına değinen Kaynak, savaşın bir “Amerikan ulusal çıkarı” olarak değil, İsrail’in kendi gerekçeleriyle başlattığı bir çatışma olarak görüleceğini belirtti. Kaynak, ABD’nin mevcut pozisyonunu şu sözlerle analiz etti:
“Artık bu savaş, ABD’nin her gün başka bir neden üzerinden savaş kazanını kaynattığı bir Amerikan ulusal çıkarının gereği gibi düşünülmeyecektir. Aksine İsrail’in kendi nedenleri üzerinden çıkarttığı bir savaşa, İsraillilerin ulusal savaşına dahil olan bir “yancı” pozisyonundalar. ABD, onca askeri yığınağı, ekonomik ve insani maliyeti, itibar kaybını kamuoyunun gözünde artık İsrail için ödeyecek.”
Siyasi Dengeler Değişiyor: Seçimlere Etkisi
Uzman değerlendirmesi, İsrail ile yan yana durmanın küresel algıdaki maliyetinin arttığına işaret ediyor. Prof. Dr. Kaynak, geçmişte seçim kazandıran bu ittifakın, günümüzde tam tersi bir etki yarattığını ve 2028 yılındaki seçimlerde Trump yönetimi için işleri zora sokabileceğini savundu.
Kaynak’ın analizine göre, İsrail ile ittifakın siyasi getirisi ve götürüsü arasındaki değişim şu şekilde özetlenebilir:
| Dönem | İsrail ile İlişkinin Siyasi Etkisi |
|---|---|
| Eskiden | Seçim kazandıran bir faktördü. |
| Bugün | Seçim kaybettiren, en yüksek bedele sahip bir yük. |
Prof. Dr. Kaynak sözlerini, “Bugünlerde dünyanın herhangi bir yerinde, bu İsrail’in çıkardığı bir savaşa giren kimse bundan nemalanamaz. ABD de dahil dünyanın her yerinde İsrail ile yan yana yürümenin en yüksek bedele sahip olduğu dönemdeyiz. Eskiden seçim kazandıran bugün seçim kaybettirir” ifadeleriyle noktaladı.

