Devlet şirketleri seyahat yasağı getirdi, turlar iptal edildi, filmler rafa kalktı. Pekin, Tokyo’nun Tayvan açıklamalarına ekonomik misilleme ile yanıt veriyor.
Çin, Japonya Başbakanı’nın Tayvan konusundaki sert açıklamalarına, ekonomik ilişkileri hedef alan bir dizi misilleme adımıyla karşılık vererek iki ülke arasındaki tansiyonu son yılların en yüksek seviyesine çıkardı. Pekin’in hamleleri arasında devlete ait işletmelerin çalışanlarına Japonya’ya seyahat yasağı getirmesi, organize tur gruplarının iptal edilmesi ve Japon yapımı filmlerin gösterimlerinin durdurulması gibi adımlar bulunuyor.
Gerilimin fitilini, Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin, Çin’in Tayvan’a saldırması halinde Tokyo’nun askeri karşılık verebileceğini söylemesi ateşledi. Çin’in bu açıklamaya tepkisi, Pekin’in ekonomik gücünü diplomatik bir silah olarak kullanma stratejisinin en son örneği oldu.
Somut adımlar hızla devreye alındı. Shanghai, Zhejiang ve Hunan gibi önemli eyaletlerde faaliyet gösteren en az dört büyük devlet işletmesinde çalışanlar, yönetimden Japonya’ya yapacakları tüm seyahatleri iptal etmeleri yönünde talimat aldıklarını bildirdi. Hatta Zhejiang merkezli bir grup, çalışanlarına gönderdiği resmi yazıda “Çin-Japonya ilişkilerindeki gerginlik nedeniyle” Japonya’ya kişisel seyahat izinlerinin durdurulduğunu açıkça belirtti. Bu adımlara ek olarak, büyük bir forumun askıya alındığı da gelen bilgiler arasında.
Yaşanan kriz, eski Başbakan Shinzo Abe’nin Tayvan hakkında yaptığı benzer açıklamaların ardından yaşanan gerilimle paralellikler taşıyor ve son beş yıldaki en ciddi diplomatik sürtüşmelerden biri olarak değerlendiriliyor.
Finans Hattı Yorumu:
Çin’in Japonya’ya yönelik bu hamleleri, Pekin’in dış politikasında ustalaştığı “ekonomik zorlama” (economic coercion) taktiklerinin klasik bir uygulamasıdır. Bu, askeri bir çatışmadan kaçınırken, karşı tarafa ciddi bir bedel ödetmeyi amaçlayan asimetrik bir stratejidir. Hedef alınan sektörlerin seçimi ise tesadüfi değildir.
Turizm, Pekin’in en sevdiği silahlardan biridir. Çinli turistlerin Japonya’ya gitmesini engellemek, Japonya’nın perakende ve hizmet sektörüne doğrudan ve hızlı bir darbe vurur. Bu, hükümet üzerinde yerel işletmelerden gelen bir baskı oluşturmayı hedefler. Çin bu taktiği daha önce Güney Kore’ye (THAAD füze krizi) ve Avustralya’ya karşı da başarıyla kullanmıştı.
Kültürel ambargo, yani filmlerin yasaklanması ve forumların iptali ise, ekonomik etkisinden çok sembolik bir mesaj taşır. Bu, “sadece ticaretimizi değil, kültürel ilişkilerimizi de dondururuz” tehdididir ve iki ülke arasındaki normalleşme sürecini baltalar.
Yatırımcılar ve şirketler için bu durum, jeopolitik riskin artık ne kadar somut ve öngörülemez olduğunun bir kanıtıdır. Japonya’nın turizm, perakende ve havacılık sektörlerindeki şirketlerinin hisseleri bu gerilimden doğrudan etkilenebilir. Daha da önemlisi, bu tür bir kriz, tedarik zincirlerinde de aksamalara yol açma potansiyeli taşır. Otomotivden elektroniğe kadar birçok alanda birbirine entegre olan iki dev ekonomi arasındaki bu gerilim, sadece bölgesel değil, küresel piyasalar için de bir istikrarsızlık kaynağıdır. Bu olay, artık şirketlerin yatırım ve tedarik zinciri kararlarında “jeopolitik risk primini” çok daha ciddiye almaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.