ABD Başkanı, göç ve Ukrayna krizindeki başarısızlıkla suçladığı Avrupa’da kendi vizyonuna yakın siyasi adayları destekleyeceğinin sinyalini vererek transatlantik ilişkilerde yeni bir krizin fitilini ateşledi.
ABD Başkanı Donald Trump, POLITICO’ya verdiği röportajda transatlantik ilişkilerde deprem etkisi yaratacak açıklamalarda bulundu. Trump, Avrupa’yı “zayıf” insanlar tarafından yönetilen “çürüyen” bir uluslar grubu olarak nitelendirerek, geleneksel müttefiklerini göç kontrolü ve Rusya-Ukrayna savaşı konularındaki başarısızlıkları nedeniyle sert bir dille eleştirdi.
Bu açıklamalar, Başkan’ın bugüne kadar Batı demokrasilerine yönelik en şiddetli kınaması olarak kayıtlara geçerken, Fransa ve Almanya gibi ülkelerle zaten gergin olan ilişkilerde kesin bir kopuş riskini gündeme getirdi. Trump, Avrupalı liderler için “Zayıf olduklarını düşünüyorum. Ama aynı zamanda çok politik doğrucu olmak istediklerini de düşünüyorum. Avrupa ne yapacağını bilmiyor” ifadelerini kullandı.
Daha da ileri giden Trump, kıtaya ilişkin kendi vizyonuyla uyumlu Avrupalı siyasi adaylara destek vereceğinin sinyalini vererek, Avrupa’nın iç siyasetine müdahale edebileceğini ima etti. Bu çıkış, Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirme müzakerelerinin kritik bir aşamasında geldi. Avrupalı liderlerin, ABD’nin kıtayı Rus saldırganlığına terk edebileceği endişelerine karşı Trump güvence vermezken, aksine “Rusya’nın açıkça Ukrayna’dan daha güçlü bir konumda olduğunu” ilan etti.
Trump ayrıca, son günlerde yayınlanan ve Avrupa başkentlerinde endişe yaratan Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne atıfta bulunarak, Londra ve Paris gibi şehirlerin Orta Doğu ve Afrika’dan gelen göç yükü altında “kırıldığını” savundu. Trump yönetimi, bu yeni strateji ile kendisini ana akım Avrupa siyasi kuruluşuna muhalif olarak konumlandırıyor.
Finans Hattı Yorumu:
Donald Trump’ın Avrupa’yı “çürüyen” bir yapı olarak tanımlaması ve iç siyasete müdahale sinyali vermesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan transatlantik ittifakın fiilen “bitkisel hayata” girdiğinin resmidir. Bu söylem, ABD’nin Avrupa’ya sağladığı güvenlik şemsiyesinin artık koşulsuz olmadığını, aksine Washington’ın siyasi ajandasına uyum sağlayanlara sunulacak bir ayrıcalık haline geldiğini gösteriyor.
Piyasalar açısından bu durum, Euro Bölgesi üzerindeki “jeopolitik risk primini” kalıcı hale getirecektir. Trump’ın Rusya’nın üstünlüğünü vurgulaması, Ukrayna’nın masada elini zayıflatırken, Avrupa ülkelerini savunma bütçelerini astronomik seviyelere çıkarmaya zorlayacaktır. Zaten durgunlukla boğuşan Avrupa ekonomileri için bu durum, bütçe açıklarının artması ve sosyal harcamaların kısılması anlamına gelir. Ayrıca, Trump’ın “kendi adaylarını destekleme” tehdidi, Avrupa’da yaklaşan seçimlerde aşırı sağ ve popülist hareketlerin güçlenmesi ihtimalini artırarak, Euro’nun siyasi istikrarını ve dolayısıyla değerini orta-uzun vadede baskılayabilir.
