Kişi başına düşen gelirde 802 bin TL ile İstanbul liderliği alırken, deprem bölgesi Adıyaman %31,4’lük rekor büyüme hızıyla dikkat çekti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılına ilişkin İl Düzeyinde Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Rapor, Türkiye ekonomisinin coğrafi yoğunlaşmasını ve İstanbul’un ezici ağırlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Verilere göre, İstanbul 13 trilyon 10 milyar 693 milyon TL ile en yüksek GSYH’ye ulaşarak, Türkiye’nin toplam milli gelirinden %29,2 oranında pay aldı.
İstanbul’u, 4 trilyon 672 milyar TL ve %10,5 pay ile Ankara, 2 trilyon 562 milyar TL ve %5,7 pay ile İzmir takip etti. Ekonomik büyüklüğün belirli merkezlerde toplandığını gösteren verilere göre, GSYH’den en yüksek payı alan ilk beş il, 2024 yılında toplam milli gelirin %53,0’ını tek başına oluşturdu. Listenin son sıralarında ise Bayburt, Ardahan ve Gümüşhane yer aldı.
Kişi başına düşen gelir liginde de zirve değişmedi. İstanbul, kişi başına 802 bin 669 TL GSYH ile ilk sırada yer alırken, sanayi üssü Kocaeli 788 bin 873 TL ile ikinci, Ankara ise çok küçük bir farkla üçüncü oldu. Türkiye genelinde kişi başına GSYH’nin en düşük olduğu il ise 188 bin 144 TL ile Şanlıurfa olarak kaydedildi.
Sektörel bazda bakıldığında İstanbul; finans, teknoloji ve hizmetler sektörünün mutlak hakimi konumunda. Megakent, bilgi ve iletişim faaliyetlerinin %64,0’ını, finans ve sigorta faaliyetlerinin ise %59,3’ünü tek başına sırtladı. Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe ise liderlik %5,6 pay ile Konya’nın oldu.
Büyüme hızlarında ise deprem sonrası toparlanma etkisi görüldü. Türkiye ekonomisinin %3,3 büyüdüğü 2024 yılında, Adıyaman %31,4’lük rekor bir büyüme oranı yakalayarak en hızlı büyüyen il oldu. Onu %17,1 ile Bayburt ve %17,0 ile Malatya izledi.
Finans Hattı Yorumu:
TÜİK verileri, Türkiye ekonomisindeki “İstanbul merkezli” yapının derinleşerek devam ettiğini gösteriyor. Ülke ekonomisinin %30’unun, finansal sistemin ise %60’ının tek bir şehirde toplanmış olması, verimlilik ve sinerji açısından bir avantaj gibi görünse de, “bölgesel risk dağılımı” açısından ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Olası bir İstanbul depreminin ulusal güvenlik ve ekonomi üzerinde yaratacağı tahribatın boyutu, bu verilerle matematiksel olarak da kanıtlanmış oluyor.
Kişi başına düşen gelirde en zengin il (İstanbul) ile en yoksul il (Şanlıurfa) arasındaki farkın 4 katı aşması, bölgesel gelir adaletsizliğinin boyutlarını ortaya koyuyor. Öte yandan Adıyaman ve Malatya gibi illerde görülen çift haneli büyüme rakamları, deprem felaketi sonrası başlayan yoğun inşaat ve yeniden imar faaliyetlerinin ekonomik aktiviteye (baz etkisiyle de birleşerek) yansımasıdır. Bu büyümenin sürdürülebilir olup olmadığı, imar faaliyetleri tamamlandığında bölgenin üretim kapasitesinin ne kadarının geri kazanıldığıyla anlaşılacaktır.
