Enerji maliyetlerindeki %35’lik artış ve istihdamdaki yapısal bozulma, durgunluk olasılığını %50 sınırına taşıdı.
Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, Orta Doğu’daki savaşın gölgesinde tarihsel bir yol ayrımına geldi. Artan jeopolitik gerilimler, petrol fiyatlarındaki sert yükseliş ve iş gücü piyasasında beliren yapısal çatlaklar, Wall Street ekonomistlerini “resesyon” teyakkuzuna geçirdi. Moody’s Analytics, önümüzdeki 12 ay içinde bir ekonomik daralma yaşanma ihtimalini %48,6 olarak açıklarken; Wilmington Trust %45, EY Parthenon %40 ve Goldman Sachs %30 seviyesinde bir risk öngörüyor. Moody’s Başekonomisti Mark Zandi, resesyon olasılığının normal dönemlerin iki katına çıktığını ve risklerin artık “rahatsız edici” bir boyuta ulaştığını vurguladı.
Ekonomik kaygıların merkezinde, İran ile devam eden savaşın enerji piyasalarına etkisi yer alıyor. Son bir ayda benzin fiyatlarının galon başına 1,02 dolar artarak %35 değer kazanması, tüketici harcanabilir gelirini doğrudan baltalıyor. İş gücü piyasasında ise 2025 yılı genelinde sadece 116 bin yeni istihdam yaratılabilirken, Şubat ayındaki 92 bin kişilik istihdam kaybı tehlike çanlarını çalıyor. Özellikle sağlık sektörü dışındaki alanlarda son bir yılda yarım milyondan fazla iş kaybı yaşanması, büyümenin tek bir sektöre bağımlı kaldığını gösteriyor. Fed Başkanı Jerome Powell, mevcut tablonun 1970’lerdeki stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) dönemiyle benzerlik taşımadığını savunsa da, Amerikalıların %65’i önümüzdeki bir yılda resesyon bekliyor.
Finans Hattı Yorum:
ABD ekonomisinden gelen bu son veriler, piyasaların uzun süredir umut ettiği “yumuşak iniş” (soft landing) senaryosunun yerini giderek daha karanlık bir “sert çakılma” (hard landing) riskine bıraktığını kanıtlıyor. Finansal perspektiften bakıldığında, resesyon riskini tetikleyen en büyük “siyah kuğu” (black swan) Orta Doğu’daki savaşın enerji maliyetleri üzerinden yarattığı arz şokudur. ABD ekonomisinin lokomotifi olan tüketici harcamaları, benzin fiyatlarındaki %35’lik artışla birlikte “enerji vergisine” dönüşen bir maliyet baskısı altındadır. Tarihsel olarak petrol fiyatlarındaki bu çapta bir sıçrama, ABD’de neredeyse her zaman bir daralmanın öncüsü olmuştur.
İş gücü piyasası tarafındaki “sağlık sektörü illüzyonu” ise durumun vahametini artırıyor. Diğer tüm lokomotif sektörlerde yarım milyon iş kaybı yaşanırken istatistiklerin sadece sağlık sektörü alımlarıyla ayakta kalması, ekonominin genel sağlığının bozulduğunu ve özel sektör yatırım iştahının bıçak gibi kesildiğini gösteriyor. Fed Başkanı Powell’ın “stagflasyon değiliz” açıklaması, piyasaları yatıştırmaya yönelik bir retorik olsa da; fiyatların savaşa bağlı enerji maliyetleriyle yükseldiği, büyümenin ise istihdam kaybıyla yavaşladığı bir ortamda, teknik olarak “stagflasyonist baskı” inkar edilemez bir gerçektir.
Hisse senedi piyasalarında son yıllarda görülen ve “servet etkisi” yaratan ralli, tüketicilere bir güven kalkanı sağlıyordu. Ancak savaşın yarattığı volatilite bu kalkanı delmeye başladı. Yatırımcılar için asıl risk, Fed’in bu tabloda manevra alanının daralmış olmasıdır. Eğer enerji fiyatları enflasyonu körüklemeye devam ederse, Fed ekonomiyi canlandırmak için faiz indirimine gidemeyecek; aksine yüksek faizle ekonomiyi daha da soğutmak zorunda kalacaktır. Bu durum, ABD ekonomisi için “çift dipli resesyon” riskini masada tutuyor. Finans Hattı olarak analizimiz; %48,6’lık resesyon olasılığının, sahadaki enerji fiyatları ve işten çıkarma verileriyle birleştiğinde, 2026’nın ilk yarısının küresel piyasalar için oldukça sancılı geçebileceği yönündedir.

