Türkiye’nin kuru meyve ve mamulleri sektörü, 2026 yılının ilk çeyreğinde 404 milyon 460 bin dolarlık ihracat geliri sağlayarak yıla güçlü bir başlangıç yaptı. Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) tarafından açıklanan verilere göre, toplam 120 ülke ve serbest bölgeye 75 bin 866 ton ürün sevkiyatı gerçekleştirilerek Türkiye’nin bu alandaki küresel etkinliği bir kez daha kanıtlandı.
Kuru Üzüm, İncir ve Kayısı İhracatın Lokomotifi Oldu
Dış satım rakamları incelendiğinde, 106 milyon dolarlık payı ile çekirdeksiz kuru üzüm en çok kazandıran ürün olarak listenin başında yer aldı. Bu ürünü 97 milyon dolarlık gelirle kuru incir ve 66 milyon dolarla kuru kayısı takip etti. Sektörün bir diğer stratejik ürünü olan Antep fıstığı ise 32 milyon dolarlık ihracat başarısı sergiledi.
Ürün Bazlı İhracat Performansı
Sektördeki ana ihraç kalemlerinin dağılımı aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
| Ürün Grubu | İhracat Geliri (Milyon $) |
|---|---|
| Çekirdeksiz Kuru Üzüm | 106 |
| Kuru İncir | 97 |
| Kuru Kayısı | 66 |
| Antep Fıstığı | 32 |
Avrupa Pazarı ve Almanya İlk Sırada
İhracat rotalarında Avrupa, toplam 176,9 milyon dolarlık satışla en büyük pazar konumunu sürdürdü. Ülke bazlı bakıldığında ise Almanya 56 milyon dolarlık alımıyla zirvede yer alırken; İngiltere, ABD ve Fransa Türkiye’den en çok kuru meyve talep eden diğer önemli pazarlar olarak kayıtlara geçti.
Bölgesel İhracat Dağılımı
Türkiye genelindeki toplam ihracatın yüzde 61,5 gibi büyük bir bölümü Ege İhracatçı Birlikleri üyeleri tarafından gerçekleştirildi. Güneydoğu Anadolu bölgesi ise 69 milyon dolarlık bir katkı sunarak sektörün performansına destek verdi.
İklimsel Etkiler ve Sürdürülebilirlik Hedefleri
Geçtiğimiz yıl yaşanan don olaylarının üretim süreçlerini etkilediğine dikkat çeken sektör temsilcileri, buna karşın birim fiyatlarda görülen artışın toplam gelirdeki kaybı dengelediğini ifade etti. Konuyla ilgili olarak, “Sektör temsilcileri, geçen yıl yaşanan don olaylarının üretimi etkilediğini ancak birim fiyat artışıyla gelir kaybının dengelendiğini belirtti.” Uzmanlar, sektörün sürdürülebilir bir büyüme ivmesi yakalayabilmesi için AR-GE yatırımları ve lisanslı depoculuk faaliyetlerinin hayati önem taşıdığını vurguluyor.












