ABD ile İran arasında, 28 Şubat tarihinde patlak veren ve binlerce can kaybı ile yaralanmaya sebebiyet veren çatışmaları sonlandırmak amacıyla bu sabah iki haftalık bir ateşkes süreci başlatıldı. Hafta sonu gerçekleştirilecek müzakereler için bir hazırlık niteliği taşıyan bu adım, İsrail kanadında sert eleştirileri ve başarısızlık iddialarını beraberinde getirdi. Başbakan Netanyahu’nun 19 Mart’ta kamuoyuna duyurduğu; İran rejimini devirme ve nükleer/balistik füze kapasitesini tamamen yok etme hedefleri, mevcut tabloda ulaşılamaz görünüyor.
“İsrail ve ABD Savaşı Açık Farkla Kaybetti”
İsrail’in önde gelen yayın organlarından Maariv gazetesinin askeri analisti Avi Aşkenazi, sahadaki durumu oldukça karamsar bir dille değerlendirdi. Aşkenazi, “Anlaşma geçici olmasına rağmen hafta sonu başlayacak müzakereler öncesinde sahada şu ana kadar yalnızca İran ve müttefikleri kazançlı çıktı” ifadelerini kullandı. Analiste göre İsrail ve ABD savaşı ağır bir yenilgiyle kapattı ve bu durumun stratejik bedeli uzun yıllar boyunca ödenecek.
Aşkenazi, İran’ın taktiksel olarak ABD’ye Pakistanlılar ve Türkler üzerinden pazarlanan bir anlaşmayı kabul ettirmeyi başardığını savundu. 41 günlük yoğun çatışma sürecine rağmen Tahran yönetiminin sarsılmadığını ve saldırı kabiliyetini koruduğunu belirten Aşkenazi, Washington ve Tel Aviv’in adeta teslimiyet şartlarını içeren bir masaya oturduğunu vurguladı. Ayrıca, İran’daki rejimin bu süreçten daha radikal bir genç nesil desteğiyle güçlenerek çıktığına dikkat çekti.
Stratejik Hedefler ve Sahadaki Gerçeklik
Netanyahu hükümetinin savaşın başında belirlediği temel gayeler ile gelinen nokta arasındaki uçurum, askeri uzmanlar tarafından bir başarısızlık tablosu olarak yorumlanıyor. Aşağıdaki tablo, belirlenen hedefler ile mevcut durumu özetlemektedir:
| Netanyahu’nun Stratejik Hedefleri | Analistlerin Belirlediği Mevcut Durum |
|---|---|
| İran rejiminin devrilmesi | Ayetullah rejimi ayakta ve toplumsal desteğini koruyor |
| Nükleer programın tamamen yok edilmesi | 450 kg zenginleştirilmiş uranyum hala İran’ın elinde |
| Balistik füze tehdidinin sonlandırılması | Füze programı ve kapasitesi aktif durumda |
| Bölgesel tehdidin bertarafı | İran, Hürmüz Boğazı’nda kontrolü ve baskısını artırdı |
Enerji ve Siyaset: Trump’ın Çekincesi
Walla haber sitesinin analizlerini paylaşan Eidan Kevler, ABD cephesindeki siyasi hesaplara odaklandı. Donald Trump’ın petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle çatışmanın uzamasını istemediğini belirten Kevler, yaklaşan Kasım ara seçimlerinin Trump’ın kararlarında etkili olduğunu ifade etti. Öte yandan, ateşkes anlaşmasının İsrail’in bilgisi dışında formüle edilmesinin Tel Aviv yönetiminde ciddi bir güvensizlik yarattığı bildirildi. Netanyahu’nun askeri baskıyı sürdürme isteğine rağmen, Washington ile açık bir kriz yaşamaktan çekindiği kaydedildi.
Kevler ayrıca, savaşın İran’ın füze sistemlerine bir miktar zarar verdiğini ancak bunun İsrail tarafında büyük bir yıkım, can kaybı ve iç cephede ağır hasarlarla dengelendiğini dile getirdi. İran tehdidinin kalıcı olarak ortadan kaldırılamaması, İsrail kamuoyunda endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
“İran Rejimi ve Nükleer Dosya Sorunu Çözülemedi”
Haaretz gazetesinden Amos Harel, mevcut sonuçların teşvik edici olmaktan çok uzak olduğunu savundu. Harel, özellikle nükleer başlıkta 440 kilogram zenginleştirilmiş uranyum stoğu için hala somut bir çözüm üretilemediğinin altını çizdi. Netanyahu’nun çevresi tarafından belirlenen üç ana hedefin (rejimi devirmek, nükleer ve füze tehdidini yok etmek) hiçbirine ulaşılamadığını belirten Harel, İsrail’in ABD nezdindeki imajının da zedelendiğini söyledi.
Harel, ateşkesin bozulması durumunda çatışmaların daha şiddetli şekilde başlayabileceği uyarısında bulunurken, kuzey sınırında Hizbullah ile yaşanan gerilimin güvenlik risklerini katladığını ekledi. Bu süreçte İsrail muhalefeti de sesini yükselterek, Netanyahu hükümetini savaşı yönetememekle ve başarısız bir ateşkesi kabul etmekle suçladı.
Sonuç olarak askeri uzmanlar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti talep edebilecek kadar baskın bir bölgesel güç haline geldiğini ve Körfez’deki olayların kontrolünü eline aldığını belirterek, savaşın asıl kazananının Tahran olduğu noktasında birleşiyor.










