TCMB BAŞKANI KARAHAN: KÜRESEL GERİLİM ENFLASYON RİSKİ
Küresel Enerji Şokları ve Jeopolitik Riskler Enflasyon Dinamiklerini Yeniden Şekillendiriyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunumda, küresel gerilimlerin ve enerji şoklarının Türkiye ekonomisi ve enflasyon üzerindeki kritik risklerine dikkat çekti. Karahan, jeopolitik gelişmelerin ekonomik programlar üzerindeki belirleyici rolünü vurgulayarak, enerji fiyatlarındaki keskin artışların ve tedarik zincirlerindeki aksamaların küresel iktisadi faaliyette yavaşlamaya yol açtığını belirtti.
Karahan, şubat ayı sonunda başlayan ve enerji fiyatlarını doğrudan etkileyen Orta Doğu’daki gerilimin, küresel ekonomik görünümdeki belirsizlikleri artırdığını dile getirdi. Hürmüz Boğazı’nın potansiyel kapanmasının küresel enerji arzı için ciddi bir risk teşkil ettiğini belirten Karahan, öncü göstergelerin küresel iktisadi faaliyette yavaşlama, girdi maliyetlerinde artış ve tedarik zincirlerinde aksamalara işaret ettiğini söyledi. Mevcut durumda ham petrol ve doğal gaz fiyatlarının savaş öncesi seviyelerin oldukça üzerinde seyrettiğini, petrol fiyatlarındaki oynaklığın azalmış olsa da tarihsel ortalamasının üzerinde kaldığını ifade etti. Bu durumun, küresel ekonomiyi önemli bir negatif arz şoku ile karşı karşıya bıraktığını ve tüketici ile üretici güvenini olumsuz etkilediğini vurguladı. Birçok ekonomide büyüme öngörülerinin aşağı yönlü güncellendiğini ve 2026 yılında küresel büyümenin ivme kaybetmesinin beklendiğini, bunun da Türkiye’nin dış talebini zayıflatacağını öngördüğünü sözlerine ekledi.
Enerji fiyatlarına bağlı olarak küresel ölçekte manşet enflasyonun arttığını kaydeden Karahan, gelişmiş ülkelerde beklenen faiz indirimlerinin ötelenmesinin bu duruma bir tepki olduğunu belirtti. Enerji arzındaki aksamaların sürmesi halinde, fiyat artışlarının ikincil etkilerini kontrol altına almak ve beklentileri çıpalamak için küresel çapta daha güçlü bir para politikası tepkisinin gerekebileceği değerlendirmesinde bulundu.
Yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin de tespitlerini paylaşan Karahan, sıkı para politikalarının talep kompozisyonunda dengeli bir seyir izlediğini, 2025 yılında tüketimin büyümeye katkısının 2023’e göre belirgin şekilde gerilediğini ancak yatırımların katkısının devam ettiğini söyledi. Hizmet üretiminin ilk çeyrekte arttığını, ancak ulaştırma ve konaklama gibi hanehalkı talebiyle yakından ilişkili alt kalemlerde ise bu üretimin azaldığına dikkat çekti. İşgücü piyasasında manşet işsizlik oranının sınırlı gerilediğini, ancak geniş tanımlı göstergelerin yüksek seviyesini koruduğunu kaydetti. Küresel ticaret ve jeopolitik zorluklara rağmen nisan ayında ihracatın arttığını, ithalatın ise azaldığını ve yılbaşından bu yana tüketim malı ithalatının gerilediğini belirtti.
Cari açığın yılın ilk çeyreğinde dış ticaret ve hizmetler dengesindeki görünüm nedeniyle arttığını ancak milli gelire oran olarak tarihsel ortalamaların altında kalmayı sürdürdüğünü ifade eden Karahan, savaşın enerji fiyatlarında tetiklediği artışın mart ayında enerji ithalatını belirgin şekilde yükselttiğini ancak altın ithalatındaki gerilemenin cari dengeye olumlu katkı verdiğini söyledi. Korumacı önlemlerin küresel talep üzerindeki risklerine jeopolitik riskler ve enerji fiyatlarındaki artışın ikincil etkilerinin eklendiğini ve bu durumun yılın geri kalanında dış ticaret açığı üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırdığını dile getirdi. 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngörmekle birlikte, jeopolitik gelişmelerin seyrinin belirsizlik içerdiğini belirtti.
Yılın ilk çeyreğindeki enflasyon görünümüne ilişkin değerlendirmelerinde Karahan, Mayıs 2024 zirvesine kıyasla enflasyonda belirgin bir düşüş yaşandığını ancak yüksek seyrini koruduğunu ifade etti. Yıllık enflasyonun geçmiş dönem artışlarını barındırması nedeniyle yakın dönüm görünümünü tam yansıtmayabileceğini, göstergelerin son üç aylık ortalamalarının ana eğilimde bir miktar yükselişe işaret ettiğini söyledi. Yılın ilk dört ayında temel mal ve hizmet gruplarında enflasyonun yavaşladığını, ancak gıda ve enerjide yükseldiğini gözlemlediklerini belirtti. Özellikle sebze fiyatlarındaki dalgalanmaların ve jeopolitik gelişmelerle yurt içi enerji fiyatlarındaki artışların etkisine dikkat çekti. Buna karşın, para politikasındaki sıkı duruşun etkisiyle hizmet ve temel mal gruplarında yavaşlamanın devam ettiğini vurguladı.
Şubat ayı sonundaki Orta Doğu geriliminin enflasyonist baskıları artırdığını ve yurt içi enerji fiyatlarının petrol ve doğalgaz fiyatları öncülüğünde hızlandığını belirten Karahan, yıllık enerji enflasyonunun son iki ayda 19 puan arttığını söyledi. Maliyet artışları sonucunda elektrik ve doğal gaz tarifelerinde güncellemeler yapıldığını, özellikle doğal gazda kademeli fiyat uygulamasına geçilmesinin belirgin fiyat artışına neden olduğunu aktardı. Ham petrol fiyatlarındaki artışların tüketici fiyatlarına etkisini sınırlamak üzere akaryakıt ürünlerinde eşel mobil sisteminin devreye alındığını ve bu sistemin enflasyon üzerindeki etkisini önemli ölçüde sınırladığını belirtti. Örneğin, Brent petrol fiyatının 85 dolara çıktığı bir senaryoda, eşel mobilin olmadığı durumda yıllık enflasyonu 4,5 puan artıracak bir şokun, eşel mobil ile 1,3 puana gerilediğini hesapladıklarını ifade etti.
Son bir yıllık dönemde kira ve eğitim hizmetleri enflasyonunda önemli düşüşler yaşandığını ve bunun hizmetlerde süregelen ataletin güç kaybetmeye başladığını gösterdiğini vurgulayan Karahan, kira ve eğitim dışındaki hizmet kalemlerinde ise tüketici enflasyonuna daha yakın bir resim görüldüğünü söyledi. Kira tarafında, mevsim etkilerinden arındırılmış verilerin ve yeni kiracı kira endeksinin enflasyonda eğilimin aşağı yönlü olduğuna işaret ettiğini belirtti.
Enflasyon beklentilerinin arzu edilen ölçüde gerilemediğini ve beklentilerin halen enflasyon tahminlerinin üzerinde seyrettiğini ifade eden Karahan, yılın ilk aylarındaki yüksek gıda fiyatları ve Orta Doğu’daki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde belirsizlik yarattığını ve beklentilerde bozulmaya neden olduğunu söyledi. Bu dönemde jeopolitik gelişmelerin olası ikincil etkilerinin önem taşıdığını ve gerilimin süresinin enflasyon görünümü açısından kritik bir risk unsuru olduğunu belirtti.
Finans Hattı Yorum:
TCMB Başkanı Fatih Karahan‘ın sunumu, küresel jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların Türkiye’nin enflasyonist görünümü üzerindeki belirgin etkisini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle Orta Doğu’daki gerilimin yarattığı arz şokları ve bunun enerji maliyetlerine yansıması, enflasyonla mücadelede yeni zorluklar teşkil ediyor. Hükümetin ve TCMB’nin uyguladığı eşel mobil sistemi gibi mekanizmaların, petrol fiyatlarındaki artışların tüketici üzerindeki etkisini bir nebze olsun sınırlaması olumlu bir gelişme olarak görülse de, bu tür dışsal şoklara karşı kırılganlık devam ediyor.
Yatırımcılar ve piyasa aktörleri açısından, Karahan‘ın açıklamaları, enflasyon beklentilerinin henüz istenen seviyelere inmediğini ve jeopolitik risklerin bu beklentiler üzerindeki baskısının sürdüğünü teyit ediyor. Bu durum, para politikasının sıkı duruşunun bir süre daha devam etmesi gerekliliğini güçlendiriyor. Hizmet sektöründeki yavaşlama eğilimi ve özellikle kira gibi alanlardaki olumlu gelişmeler, enflasyonun genel seyrini aşağı çekme potansiyeli taşısa da, enerji ve gıda gibi oynaklığı yüksek kalemlerdeki belirsizlikler genel endişeyi artırıyor. TCMB’nin sıkı para politikasının sürmesi, Türk Lirası üzerindeki baskıyı azaltma ve cari açığı kontrol altında tutma çabaları açısından kritik öneme sahip.
Önümüzdeki dönemde, gözler jeopolitik gelişmelerin seyrine ve enerji fiyatlarındaki olası değişimlere çevrilecektir. Ayrıca, TCMB’nin enflasyonla mücadeledeki kararlılığını ve iç dinamiklere yönelik alınacak ek önlemleri yakından takip etmek önem kazanacaktır. Özellikle gıda fiyatlarındaki dalgalanmaların kontrol altına alınması ve enflasyon beklentilerindeki düşüşün somutlaşması, para politikasının etkinliği açısından belirleyici olacaktır. Teknik olarak, BIST 100 endeksi üzerinde enflasyonist baskıların hissedilebileceği, ancak TCMB’nin güvercin olmayan duruşunun TL üzerindeki olası pozitif etkilerinin de göz ardı edilmemesi gereken bir denge unsuru olacağı öngörülebilir.


















