İTO Başkanı Avdagiç’ten Faiz ve İhracatçı Görüşleri
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, 12 Haziran 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, yüksek faiz ortamının reel sektör üzerindeki baskısını sürdürdüğünü ve özellikle ihracatçı firmaların finansman maliyetleri ile zayıf dış talep nedeniyle kârlılık baskısı altında kaldığını belirtti.
Avdagiç, Türkiye ekonomisinde dezenflasyon programının üç yılı geride bıraktığına dikkat çekerek, sürdürülebilir ve nitelikli büyüme için sanayi ve ihracat odaklı bir ekonomi modelinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Maliye politikaları, teşvikler ve finansman imkanlarıyla desteklenen bir üretim modelinin Türkiye’yi küresel ticaret haritasında güçlü bir konuma taşıyacağına inandığını ifade eden Avdagiç, enflasyonla mücadeleyi tehlikeye atmayacak şekilde finansman ve kur politikalarının revize edilmesiyle ihracattaki sıkıntıların aşılabileceğini söyledi. Son büyüme verilerinin, gayrisafi katma değer içinde kârı temsil eden “net işletme artığı” payının düştüğünü gösterdiğini ekledi.
Küresel jeopolitik gelişmelerin Türkiye için yarattığı fırsatlara da değinen Avdagiç, Avrupa’nın tedarik güvenliği arayışının, Çin+1 stratejisinin devam etmesinin ve deniz taşımacılığındaki aksamaların Türkiye’nin lojistik ve üretim merkezi olma potansiyelini güçlendirdiğini dile getirdi.
Finans Hattı Yorum:
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç’in mevcut ekonomik konjonktüre ilişkin değerlendirmeleri, Türkiye’deki reel sektörün karşı karşıya olduğu yapısal sorunları bir kez daha gözler önüne seriyor. Özellikle yüksek faiz oranlarının, üretim ve yatırım kararları üzerindeki caydırıcı etkisi, cari denge ve istihdam açısından kritik önem taşıyor. İhracatçıların yaşadığı çift yönlü baskı (yüksek finansman maliyetleri ve zayıf dış talep), küresel ekonomik yavaşlamanın ve jeopolitik risklerin Türkiye ekonomisi üzerindeki somut yansımalarını ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye’nin rekabet gücünü korumak adına politika yapıcıların hem iç hem de dış dinamikleri dikkatle gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor.
Avdagiç’in açıklamaları, yatırımcı duyarlılığının da genel olarak temkinli olduğuna işaret ediyor. Şirketlerin kârlılık marjlarındaki daralma eğilimi, hisse senedi piyasalarındaki sektörel ayrışmaları da derinleştirebilir. Özellikle finansman maliyetleri yüksek firmalar ile döviz bazlı gelir elde eden ancak TL maliyetleri artan şirketlerdeki durum, temel analizlerde öncelikli olarak incelenmelidir. Güçlü bir Canlı Borsa takibi ve şirketlerin finansal sağlıklarını gösteren güncel KAP bildirimleri, bu dönemde yatırımcılar için daha da önem kazanacaktır.
Bu ortamda en önemli risk faktörü, faiz indirimlerinin enflasyonu körüklemesi ve dezenflasyon programının sekteye uğraması ihtimalidir. Para politikasının sıkılaşma veya gevşeme kararlarındaki olası hatalar, reel sektör üzerindeki baskıyı daha da artırabilir veya tersine, sürdürülebilir büyüme için yeni alanlar açabilir. Yatırımcıların, döviz kurları, emtia fiyatları ve küresel talep göstergelerindeki değişimleri yakından izlemesi, stratejik kararlarını buna göre şekillendirmesi önerilir.












