Mayıs Ayı Rekorları: Yenilenebilir Enerji Üretimi Yüzde 84’e Ulaştı, Kömür 22 Yılın Düşük Seviyesinde
Türkiye’nin enerji üretiminde tarihi bir dönüm noktası yaşanıyor. Mayıs ayında, hem aylık hem de saatlik bazda yenilenebilir enerji üretiminde rekorlar kırılırken, kömür santrallerinin payı 22 yılın en düşük seviyesine geriledi. Enerji Piyasaları İşletme AŞ (EPİAŞ) verilerine göre, bu değişim Türkiye’nin enerji bağımlılığını azaltma ve sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli bir ilerlemeyi gösteriyor.
Mayıs ayında, özellikle 24 Mayıs saat 13.00 itibarıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarının anlık elektrik üretimindeki payı %84‘e ulaşarak son 12 yılın en yüksek saatlik seviyesi olarak kayıtlara geçti. Daha önceki rekor ise Nisan 2024’te %83 olarak belirlenmişti. Bu dönemde güneş ve rüzgar santralleri, toplam elektrik üretiminin yaklaşık %23‘ünü karşılayarak, nisan ayında da geride bıraktıkları kömür santrallerini ikinci kez geride bıraktılar. Bu performansın lokomotifi, mevsim normallerinin üzerinde seyreden yağışlar sayesinde %58‘lik bir artış gösteren hidroelektrik santralleri oldu.
Yılın ilk beş ayında (1 Ocak-31 Mayıs) gerçekleşen üretim rakamları da yenilenebilir enerjinin yükselişini destekliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, hidroelektrik santralleri 46,4 milyar, rüzgar santralleri 18 milyar ve güneş santralleri ise 14,2 milyar kilovatsaat elektrik üreterek yılın ilk beş ayı için en yüksek üretim seviyelerine imza attı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın daha önceki açıklamalarına göre, mayıs ayında elektrik üretiminde yerli kaynakların payı %85‘e, yenilenebilir enerjinin payı ise %72,3‘e ulaşmıştı. Bakan Bayraktar, bu başarının mimarı olan hidroelektrik santrallerinin 11,71 milyar kilovatsaat üretimle yeni bir rekora imza attığını ve toplam elektrik üretiminin %43,1‘inin sudan karşılandığını belirtmişti.
Bu gelişmeler, yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye’nin elektrik üretimindeki ağırlığını artırmaya devam ettiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Ember Türkiye ve Kafkaslar Bölge Lideri Ufuk Alparslan, mayıs rekorlarının yenilenebilir enerjinin Türkiye’nin elektrik sisteminde giderek daha belirleyici bir rol üstlendiğini gösterdiğini vurguladı. Alparslan, bu artışın enerji dönüşümü açısından önemine dikkat çekerek, Türkiye’nin enerji ithalatının yalnızca yaklaşık %16‘sının elektrik üretiminden kaynaklandığını belirtti. Ancak, enerji dönüşümünün elektrik sektörüyle sınırlı kalmaması gerektiğini, Türkiye’nin enerji ithalatının yaklaşık üçte birinden sorumlu olan kara yolu ulaşımı gibi diğer alanların da bu dönüşüm planına dahil edilmesinin gerekliliğini ifade etti. Alparslan, yerli elektrikli araçlar, toplu ulaşım çözümleri ve raylı sistem yatırımlarının yaygınlaştırılmasının, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla birlikte Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedeflerine katkı sağlayacağını sözlerine ekledi.
Finans Hattı Yorum:
Türkiye’nin enerji sektöründe kömüre dayalı üretimden yenilenebilir kaynaklara doğru köklü bir dönüşüm yaşandığı, mayıs ayında kırılan rekorlarla somut bir şekilde görülmektedir. Bu durum, sadece çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve dışa bağımlılığın azaltılması açısından da stratejik bir öneme sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının (özellikle hidroelektrik, rüzgar ve güneş) üretimdeki payının artması, enerji ithalatına dayalı cari açık üzerinde olumlu bir baskı oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Bu eğilimin devam etmesi, enerji maliyetlerinde istikrar sağlayarak sanayi ve hanehalkı üzerindeki yükü hafifletebilir.
Yatırımcı ve piyasa açısından bakıldığında, yenilenebilir enerji sektörüne olan ilginin artması beklenmelidir. Özellikle Borsa İstanbul‘da faaliyet gösteren enerji şirketlerinin yenilenebilir portföylerinin genişletilmesi ve bu alana yapılan yatırımlar, hisse değerlemelerinde ve piyasa algısında pozitif bir etki yaratacaktır. Teknik olarak, enerji endekslerindeki ve ilgili şirket hisselerindeki hareketler, bu dönüşümün ne kadar hızlı ve güçlü bir şekilde fiyatlandığını gösterecektir. Temel analizde ise, yenilenebilir enerji projelerinin karlılığı, devlet teşvikleri ve uzun vadeli enerji anlaşmaları gibi faktörler ön plana çıkacaktır. Şirket analizleri bu bağlamda daha da derinleşecektir.
Potansiyel riskler arasında, yenilenebilir enerji kaynaklarının doğası gereği hava koşullarına bağlı dalgalanmalar yer almaktadır. Elektrik şebekesinin bu dalgalanmaları absorbe etme kapasitesi ve depolama çözümlerinin yetersizliği, arz güvenliği açısından kısa vadeli zorluklar yaratabilir. Ayrıca, yeni nesil enerji teknolojilerine geçişin gerektirdiği yüksek başlangıç yatırımları ve bu yatırımların geri dönüş süreleri de dikkatle izlenmelidir. Enerji dönüşümünün kara yolu ulaşımı gibi diğer sektörlere yaygınlaştırılması stratejisinin başarısı, genel enerji ithalatını azaltma hedefine ulaşmada kritik olacaktır.












