Ticaret dengesizliği rekor seviyeye çıkarken, Pekin’in ihracat kontrolleri ve deflasyonist baskı şirketleri alternatif arayışına itiyor; firmaların %70’i stratejilerini değiştirdi.
Çin’deki Avrupa Birliği Ticaret Odası, Pekin yönetiminin kendi kendine yeterlilik hedefleri ve sıkılaşan ihracat kontrollerinin küresel ticaretteki belirsizliği derinleştirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, bu durumun Avrupalı şirketlerin Çin tedarik zincirlerinden uzaklaşma çabalarını hızlandırdığı belirtildi.
Yayımlanan rapora göre, AB’nin Çin ile konteyner bazlı ticaret dengesizliği dramatik bir şekilde bozularak 2019’daki 1:2,7 seviyesinden 1:4’e genişledi. Oda Başkanı Jens Eskelund, Çin ekonomisindeki en büyük sorunun 37 aydır aralıksız süren fabrika çıkış fiyatlarındaki deflasyon olduğunu vurguladı. Eskelund, “Çin’deki deflasyon ile Avrupa’daki enflasyon arasındaki bu fark, para birimi dengesizliğini artırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Pekin’in özellikle nadir toprak elementleri ve kritik malzemeler üzerindeki kapsamlı ihracat kontrollerinin “Avrupalı işletmeleri kriz moduna soktuğu” ve bazı firmaların üretim duruşları ile milyonlarca euro zararla karşı karşıya kaldığı ifade edildi.
Bu gelişmeler ışığında, Çin’deki Avrupa şirketlerinin yüzde 70’inden fazlası son iki yılda tedarik zinciri stratejilerini gözden geçirdi. Sektörel bazda bakıldığında, ilaç firmalarının %80’i ve makine üreticilerinin %46’sı Çin içinde yerelleşmeyi artırırken; BT ve telekomünikasyon firmalarının %33’ü ile perakendecilerin %25’i Çin’den uzaklaşarak çeşitlendirme (diversification) yoluna gidiyor. Buna rağmen, şirketlerin %22’sinin hala alternatifi olmayan kritik bileşenler için Çin’e bağımlı olması, riskin devam ettiğini gösteriyor.
Finans Hattı Yorumu:
Avrupa Birliği Ticaret Odası’nın bu raporu, küresel ticaretteki “ayrışma” (decoupling) veya “riski azaltma” (de-risking) trendinin artık teoriden pratiğe döküldüğünün en net kanıtıdır. Ticaret dengesizliğinin 1:4’e çıkması, Avrupa’nın Çin’den ithalat bağımlılığının tehlikeli boyutlara ulaştığını, buna karşın Avrupa’nın Çin’e ihracatının zayıfladığını gösteriyor. Çin’in 37 aydır süren deflasyonu, küresel piyasalara ucuz mal pompalayarak Avrupalı yerel üreticileri rekabet edemez hale getiriyor; bu da AB’nin korumacı önlemlerini (örneğin elektrikli araç tarifeleri) haklı çıkaran bir argüman olarak kullanılacaktır.
Sektörel ayrışma ise stratejik bir makas değişikliğine işaret ediyor. İlaç ve makine gibi Çin iç pazarına odaklı sektörler “Çin’de Çin için” stratejisiyle yerelleşirken; teknoloji ve telekomünikasyon gibi stratejik ve güvenlik hassasiyeti yüksek sektörlerin ülkeden kaçış planları yapması, teknoloji savaşlarının tedarik zincirlerini kalıcı olarak böldüğünü gösteriyor. Ancak %22’lik “alternatifsiz bağımlılık” oranı, Avrupa’nın kısa ve orta vadede Çin’den tam anlamıyla kopmasının imkansız olduğunu ve Pekin’in elindeki “ihracat kontrolü” kozunun ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor.

