AYSAD Başkanı Salıcı: Sorunları Değil, Çözümleri Konuşalım
Ayakkabı Yan Sanayii Başkanı Sait Vakkas Salıcı’dan Kritik Çağrı: ‘Ticari Depresyon’dan Çıkış İçin Kolektif Akıl Şart
Türkiye’nin ayakkabı ve yan sanayi sektörü, küresel belirsizlikler, yükselen hammadde ve işçilik maliyetleri ile ithalat baskısı altında zorlu bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Ayakkabı Yan Sanayicileri Derneği (AYSAD) Başkanı Sait Vakkas Salıcı, bu durumu “ticari depresyon” olarak tanımlarken, sektörün acil olarak güveni yeniden tesis ederek “kolektif akıl” ile hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Salıcı, sadece sorunları konuşmak yerine, çözüm odaklı bir yaklaşımla ekosistem kurmanın önemine dikkat çekti.
Sektörde Güven Erozyonu ve Talep Daralması
Sait Vakkas Salıcı, sektörün içinde bulunduğu ekonomik durumu “ticari depresyon” olarak nitelendirerek, bunun özellikle emek yoğun sektörlerde derinleştiğini belirtti. Salıcı’ya göre, üreticilerin talep artışı için öncelikle güven duymaya ihtiyacı var. Pandemi sonrasında 2022 sonunda başlayan ve son iki yılda krize dönüşen bu süreçte temel sıkıntının, güven ve talebin aynı anda düşmesi olduğunu ifade etti. Düşen alım gücünün özellikle alt gelir grubunu harcamalarını kısmaya ittiğini kaydeden Salıcı, “Talep tarafına şu an direkt etki edemeyiz, önce güveni tekrar sağlamamız gerekiyor. Eğer bir gelecek görürsek, talebi miktar değil ‘değer’ bazında rekabetçilikle yeniden oluştururuz” şeklinde konuştu.
‘Ekosistem’ Kurma Gerekliliği
Sektörün zorlu süreci aşabilmesi için “kolektif akıl” ve “ekosistem” kurmanın önemini vurgulayan Salıcı, “Artık ego sistemini bırakıp ekosisteme geçmek zorundayız. Ayakkabı sektörü, perakendecisi, üreticisi ve yan sanayicisiyle bir bütün. Bu üç ana damarın aynı yuvarlak masada buluşması şart” dedi. Sektörün bekası için ortak bir paydada buluşulması gerektiğini belirten Salıcı, büyük masadan çıkan fikirlerin ekonomi yönetimine tek ses olarak sunulması ve yeni nesil sanayicilerin bu sürece dahil edilmesi gerektiğini savundu.
Çözüm Odaklı Yaklaşım Vurgusu
Sorunların çok fazla konuşulduğunu, artık çözüm üretme zamanı geldiğini savunan Sait Salıcı, “Artık 2026’da tüm STK’ların, odaların, birliklerin bundan sonraki çözüm sürecini konuşması gerekiyor. Artık sektörlerin bekası için çözüm üretme zamanı. Yüksek faiz, enflasyon, düşük kur… zaten iki yıldır konuştuğumuz sorunlar. 2026’da da hâlâ sorunları konuşuyorsak bir adım yol gidememişiz demektir. O yüzden çok hızlı beyin fırtınası gerekiyor” ifadelerini kullandı. Küresel gelişmelerden etkilenilen alanlara müdahale edilemese de, etkinin olduğu alanlara, özellikle ithalata odaklanılması gerektiğini belirtti. Mısır’dan yapılan ithalatın %350 arttığına dikkat çeken Salıcı, ayakkabının 39 malzemeden oluştuğunu hatırlatarak, bu malzemelerin Türkiye’de nasıl üretilebileceğinin konuşulması gerektiğini ifade etti. Devletin bu noktada “vergiyi artırıyorum, üreticimi koruyorum” diyerek rol alabileceğini, ancak STK’ların bunu yapamayacağını söyledi.
Devlet Desteği ve Hesap Sorulabilirlik
Devlet desteği verilirken sonuçlarının sıkı takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Salıcı, “Burada ithalat vergisini koyup, teşvikleri verip geri çekilme olmamalı. Verimliliği artıracak, standartları belirleyecek yol haritası olmalı. Devlet, ‘sana yolu açıyorum, sen de üretimini artır, teknolojini geliştir’ demeli. Çünkü hep yıllarca krediler verilmiş, hesabı sorulmamış. Vergiler konulmuş, hesabı sorulmamış. Teşvikler verilmiş, yatırımın sonucu sorulmamış. Teşvik alınıp da temeli atılan ama yarım bırakılan birçok bina var. 1 TL bile destek verilmişse ‘sen ne yaptın?’ diye hesabı sorulsun. Tabii ki desteğin her türlüsüne razıyız ama bunlar sadece destek, çözüm değil. Biz devletten yardım isterken aslında çözüm istiyoruz. Sadece günü kurtarmak değil daha kalıcı çözümler bekliyoruz. Bir yol haritası istiyoruz. Ve bu yol haritası için de sektörün söz sahipleri, gerçekten bu sektörü kendine dava etmiş insanların o masada oturup konuşması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Fırsatçılığa Karşı Devlet Denetimi
Orta Doğu’daki savaş nedeniyle yan sanayide hammadde maliyetlerinin %30 arttığını belirten Sait Salıcı, bu dönemin fırsatçılığa kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin jeopolitik olarak “savaşın tam merkezinde” olduğunu ifade eden Salıcı, bu zorlu dönemin ancak devlet denetimi ve sanayicinin dürüst yaklaşımıyla bir avantaja dönüşebileceğini söyledi. Piyasalarda yaratılan panik havasına tepki gösteren Salıcı, hammadde ve ürün fiyatlarındaki haksız artışlara dikkat çekti: “Henüz füze düşmeden zam yapmaya başladılar. Ortada bir hammadde sıkıntısı yokken panik ortamı yaratılıyor. Bu durum gıdadan sanayiye kadar her sektörde yaşanıyor. Bu dönemi stokçulukla, mal tutarak veya fırsatçılık yaparak geçirmememiz lazım.” Salıcı, çözümün sıkı kontrolden geçtiğini belirtti.
Küresel Ticarette Alternatif Pazar Potansiyeli
Türkiye’nin Orta Doğu’nun dirençli yapısını kullanarak küresel ticarette yeniden alternatif pazar olabileceğini ifade eden Salıcı, bunun temel şartının fırsatçılıktan vazgeçip kolektif bir disiplinle hareket etmek olduğunu söyledi. Savaş nedeniyle tedarik zincirindeki sıkıntılara değinen Salıcı, dışarıdan gelen “ne oluyor ne bitiyor, mal bulamayabiliriz, Türkiye alternatif pazar olur mu” şeklindeki yoklamaların ticarete dönüşebileceğini, ancak bunun bireysel değil, kolektif hareketle mümkün olacağını belirtti. “Bireysel değil, kolektif hareket edersek fırsatlar büyük” dedi.
Değer Bazlı Rekabetçilik ve Fuarın Rolü
Sanayi ve ticaretteki dönüşümü bir denizci benzetmesiyle anlatan Salıcı, “Şu an Karadeniz’den Marmara’ya, hatta okyanusa geçer gibi bir deniz değiştiriyoruz. Bu geçişte sallanmamız, sarsılmamız çok normal. Bizler şu an yalpalıyoruz ama bu dalgalı denizde iyi kaptan belli olacak. Güven erozyonunu ortadan kaldırırsak, Türkiye tekrardan en güçlü alternatif pazar olacaktır. Burada sadece kılavuz kaptana ihtiyacımız var” dedi. Fiyat ve miktar rekabetinin bittiğini, niceliğin yerini niteliğin aldığını vurgulayan Salıcı, geleceğin “değer bazlı” rekabetçilikte olduğunu kaydetti. Dünya ayakkabı pazarının 100 milyar dolar olduğunu, Avrupa’da bunun 60 milyar dolar olduğunu, Türkiye’nin ise rekor ihracatla bile 1,5 milyar dolara ulaştığını hatırlatarak, önlerinde büyük bir potansiyel olduğunu dile getirdi.
Sektörel etkinliklerdeki katılımcı düşüşünü “psikolojik bir kırılma” olarak değerlendiren Salıcı, geçmişte 300 firmanın katıldığı AYSAF fuarına bu sene 70 firmanın katılacağını bildirdi. Bu durumun hem hammadde bulamama endişesinden hem de sektörden ayrılanların etkisiyle oluştuğunu söyledi. Salıcı, “Yatırımcı bekliyoruz diyoruz ama biz kendi ülkemizde yatırım yapmıyoruz. ‘Bu iş yapılmaz’ diyen yorgun isimleri değil, işine aşık, gelecek vizyonu olan sevdalıları yuvarlak masaya bekliyoruz” diye konuştu.
AYSAD tarafından düzenlenen 74. AYSAF fuarı, 21 Nisan‘da kapılarını açıyor. Tasarım ve AR-GE yetkinliklerinin öne çıkacağı fuar, “yakından tedarik” avantajını kullanarak Avrupalı ve yakın coğrafyadaki alıcıları İstanbul’da buluşturmayı hedefliyor. Sait Salıcı, fuarın küresel zorluklara karşı sektörün direncini ve istikrarını sergileyeceğini, yeni iş birlikleri doğurarak sektöre nefes aldıracağına inandığını belirtti.
Finans Hattı Yorum:
AYSAD Başkanı Sait Vakkas Salıcı’nın açıklamaları, Türkiye ayakkabı ve yan sanayi sektörünün içinde bulunduğu derin ekonomik sıkıntıları ve bu sıkıntılardan çıkış yollarına dair stratejik bir çerçeve çiziyor. Salıcı’nın “ticari depresyon” olarak tanımladığı mevcut durum, özellikle küresel belirsizlikler, artan maliyetler ve ithalat baskısı altında sektörün ne kadar kritik bir eşikte olduğunu gözler önüne seriyor. Sektörün acilen güveni yeniden tesis etmesi ve sadece günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlardan sıyrılarak, uzun vadeli ve kolektif çözümler üretmesi gerektiği mesajı, piyasa oyuncuları için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Salıcı’nın “ekosistem” kurma ve “kolektif akıl” ile hareket etme çağrısı, sektörün kendi içindeki tüm paydaşları (perakendeci, üretici, yan sanayici) bir araya getirme gerekliliğini vurguluyor. Bu iş birliği modelinin, dış şoklara karşı daha dirençli bir yapı oluşturarak küresel pazarda Türkiye’nin konumunu güçlendirebileceği öngörülüyor. Özellikle ithalata bağımlılığı azaltma ve yerli üretimi destekleme yönündeki devlet politikalarının, hesap sorulabilirlik prensibiyle harmanlanması, verimlilik artışını tetikleyerek uzun vadeli bir dönüşüm sağlayabilir. Öte yandan, hammadde ve ürün fiyatlarındaki spekülatif artışlara karşı devlet denetiminin sıkılaştırılması, piyasadaki panik havasını dağıtarak daha sağlıklı bir ekonomik ortam yaratılmasına katkıda bulunacaktır.
Geleceğin “değer bazlı” rekabetçilikte yattığına dair tespit, sektörün sadece fiyatla değil, nitelikli ürün ve tasarımlarla küresel pazarda fark yaratması gerektiğini ortaya koyuyor. AYSAF fuarı gibi etkinliklerin, “yakından tedarik” avantajını kullanarak Avrupalı alıcıları çekmesi ve yeni iş birliklerine zemin hazırlaması, bu dönüşüm sürecinde önemli bir rol oynayabilir. Sektör temsilcilerinin, “işine aşık, gelecek vizyonu olan sevdalıları” masaya davet etmesi, yenilikçi ve uzun vadeli bakış açısının ne kadar kritik olduğunu vurguluyor. Yatırımcılar için bu süreç, potansiyel olarak yüksek riskli ancak doğru stratejilerle yüksek getiri sağlayabilecek bir sektörel dönüşüme işaret ediyor. Bu nedenle, sektörün karşılaştığı zorlukların yanı sıra barındırdığı fırsatları da göz önünde bulundurmak, stratejik yatırım kararları için elzemdir.











