TCMB, Dijital Türk Lirası Projesi’nin ikinci fazını tamamlayarak sistemi ‘asgari çalışır ürün’ seviyesine taşıdı; programlanabilir ve internetsiz ödeme altyapısı hazır hale getirildi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Dijital Türk Lirası Projesi’nde önemli bir virajı daha döndü. 24 Kasım 2025 tarihli İkinci Faz İlerleme Raporu’na göre, ASELSAN, HAVELSAN ve TÜBİTAK iş birliğiyle yürütülen projede sistem artık “asgari çalışır ürün” (MVP) seviyesine ulaştı. Rapor, dijital paranın sadece bir ödeme aracı olmaktan öte, akıllı ve programlanabilir bir yapıya kavuştuğunu ortaya koyuyor.
İkinci faz çalışmalarının en dikkat çekici çıktısı programlanabilir ödemeler oldu. Geliştirilen altyapı sayesinde kullanıcılar, belirlenen koşullar sağlandığında (ileri tarihli, periyodik veya şarta bağlı) otomatik ödeme yapabilecek. Ayrıca dijital varlıkların sistem içindeki ödeme zincirlerinde kullanılabilmesi için Taklit Varlık Sistemi (TVS) oluşturuldu.
Nakit paranın yerini alabilmesi için hayati önem taşıyan çevrimdışı ödeme teknolojisi de bu fazda tamamlandı. TCMB, internet veya ağ bağlantısı gerektirmeyen ödemeler için bakiye saklama aracı olarak “akıllı kartları” tercih etti. İlk aşamada QR kod ile çalışan sistemin, ilerleyen süreçte Bluetooth ve NFC teknolojileriyle de entegre olması planlanıyor.
Raporda öne çıkan bir diğer kritik husus ise mahremiyet oldu. “Kullanıcı Egemen Kimlik (KEK)” modeli sayesinde, kullanıcı verileri yalnızca finansal aracı kurumlarda tutulacak ve TCMB, kullanıcının işlem geçmişini veya tercihlerini doğrudan göremeyecek. İkinci fazın tamamlanmasıyla birlikte proje, tedavüle geçiş kararının verileceği ve yasal düzenlemelerin yapılacağı son aşamaya hazırlanıyor.
Finans Hattı Yorumu:
TCMB’nin açıkladığı İkinci Faz Raporu, Dijital Türk Lirası’nın (DTL) artık bir Ar-Ge projesi olmaktan çıkıp, somut ve kullanılabilir bir finansal ürüne dönüştüğünü gösteriyor. Özellikle “çevrimdışı ödeme” yeteneğinin akıllı kartlarla sağlanması stratejik bir hamle. Bu özellik, DTL’nin doğal afetler veya internet kesintileri gibi kriz anlarında bile nakit para gibi işlev görmesini sağlayarak finansal sistemin dayanıklılığını artıracaktır.
Programlanabilir para özelliği ise para politikasının geleceği açısından devrim niteliğinde. Bu altyapı, devlet yardımlarının veya teşviklerin sadece belirli alanlarda harcanabilmesini (örneğin tarım desteğinin sadece gübre ve tohum alımında kullanılabilmesi gibi) teknolojik olarak mümkün kılıyor. Bu durum, paranın akış hızını ve yönünü kontrol etmede TCMB’ye benzersiz bir güç sağlayabilir.
En hassas nokta olan “mahremiyet” konusunda TCMB’nin “verileri biz görmeyeceğiz, aracı kurumlar tutacak” yaklaşımı, küresel çaptaki “dijital para gözetimi” endişelerini gidermeye yönelik proaktif bir adımdır. Ancak projenin nihai başarısı, bankaların sisteme entegrasyon maliyetleri ve vatandaşın bu yeni teknolojiye adaptasyon hızıyla belirlenecektir. Üçüncü faza geçişle birlikte artık teknolojik değil, hukuki ve toplumsal kabul süreçlerinin konuşulacağı bir döneme giriyoruz.
