Kredi derecelendirme kuruluşu, faaliyet ortamındaki iyileşmeyi ve hükümetin destekleme kapasitesindeki artışı gerekçe göstererek Ziraat, Vakıfbank, Halkbank ve TSKB dahil 8 bankanın notunu artırdı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türk bankacılık sektörüne yönelik pozitif bir adım atarak, faaliyet ortamındaki iyileşme ve hükümetin sektörü destekleme kapasitesindeki artışı gerekçe göstererek 8 bankanın kredi notunu yükseltti.
Fitch’in not artışı kararları, kurumun Türkiye bankacılık sektörü faaliyet ortamı değerlendirmesini “b+/pozitif” seviyesinden “bb-/stabil” seviyesine yükseltmesinin ardından geldi.
Bu çerçevede, Türkiye’nin en büyük kamu bankaları ve kalkınma bankasının notları bir kademe artırıldı. Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) uzun vadeli döviz cinsi notları B+’dan BB-‘ye yükseltildi. Bu bankaların not görünümleri “stabil” olarak belirlenirken, devlet desteği notları da “b+”dan “bb-“ye çıkarıldı.
Katılım bankacılığı sektörünün önemli oyuncuları olan Emlak Katılım Bankası ve Vakıf Katılım Bankası da not artışından payını aldı ve uzun vadeli döviz cinsi notları B+’dan BB-‘ye yükseltildi.
Fitch ayrıca, Arap Türk Bankası’nın uzun vadeli notunu B’den B+’ya yükseltti. Kurum, büyük özel bankalar olan İş Bankası, Akbank ve Yapı Kredi Bankası’nın ise devlet desteği notlarını b-‘den b’ye çıkardı. Bu karar, hükümetin bu “sistemik öneme sahip” özel bankalara ihtiyaç duymaları halinde destek sağlama kapasitesinde bir artış olduğu görüşünü yansıtıyor.
Finans Hattı Yorumu:
Fitch’in bu not artışı, Türkiye’nin uyguladığı ortodoks ekonomi politikalarının meyvelerini vermeye başladığının ve uluslararası finans çevreleri tarafından takdir edildiğinin en somut ve en güncel göstergesidir. Bu karar, basit bir not artışından öte, “güvenin yeniden tesisi” sürecinde atılmış önemli bir adımdır.
Kararın arkasındaki iki temel gerekçe son derece anlamlıdır. Birincisi, “faaliyet ortamındaki iyileşme”. Bu, Fitch’in artık Türkiye’de daha öngörülebilir bir para ve maliye politikası olduğunu, bankacılık sektörünün makroekonomik risklere karşı daha dayanıklı hale geldiğini ve regülasyonların daha tutarlı olduğunu kabul ettiği anlamına gelir. Bu, tüm sektör için bir “karnedir” ve notu “geçer” olarak tescillenmiştir.
İkinci ve daha kritik gerekçe ise, özellikle kamu bankaları için “hükümetin destekleme kapasitesindeki artıştır”. Bu, Türkiye’nin mali pozisyonunun güçlendiği, kamu borcunun yönetilebilir seviyelerde olduğu ve en önemlisi, Merkez Bankası’nın rezerv biriktirme stratejisi sayesinde Hazine’nin döviz bazında bir zorluk anında bankalarına destek olabilecek “cephanesinin” arttığı yorumunu içerir. Bu, ekonomi yönetiminin son bir yılda attığı adımlara verilmiş net bir onayıdır.
Bu not artışının en önemli pratik sonucu, Türk bankalarının yurt dışından borçlanma maliyetlerinin düşmesidir. Notu yükselen bankalar, uluslararası piyasalardan daha uygun koşullarla sendikasyon kredisi veya tahvil ihracı yoluyla kaynak bulabilirler. Bu da hem bilançolarını güçlendirir hem de Türkiye ekonomisine daha fazla kredi sağlayabilmelerinin önünü açar. Bu karar, diğer kredi derecelendirme kuruluşları için de pozitif bir emsal teşkil edebilir ve Türkiye’nin “yatırım yapılabilir” seviyeye doğru yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olabilir.










