Gıda Etiketlerindeki Gizem: STT ve TETT Ayrımı Bilgilendiriyor mu?
Gıda sektöründe Son Tüketim Tarihi (STT) ve Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) arasındaki farklar, tüketicilerin kafasını karıştırıyor. Bu iki tarihin birbirinden farklı anlamlar taşıdığı ve doğru anlaşılmadığında hem gıda israfına yol açtığı hem de sağlık riskleri oluşturabildiği belirtiliyor. Gıda mühendisi Dr. Ebru Akdağ, bu karmaşanın temelinde yatan nedenleri ve çözüm önerilerini paylaştı.
Dr. Ebru Akdağ, STT’nin bir güvenlik sınırı olduğunu, özellikle et, süt, tavuk gibi mikrobiyolojik açıdan hızlı bozulabilen ve insan sağlığı için risk oluşturabilecek gıdalarda kullanıldığını belirtti. Bu tarihin, ürünün uygun saklama koşullarında güvenle tüketilebileceği son günü ifade ettiğini vurguladı. STT’si geçmiş bir ürünün görünüşü normal olsa dahi sağlık riski taşıyabileceğini ve yasal olarak satışının yasak olduğunu ekledi. TETT ise makarna, bakliyat, bisküvi gibi dayanıklı ürünlerde kullanılan bir kalite göstergesidir. Bu tarih, ürünün duyusal özelliklerini (tat, koku, kıvam) en iyi koruduğu dönemi ifade eder. TETT geçmiş ürünler, uygun koşullarda saklandıysa ve ambalajı sağlam ise, genellikle güvenle tüketilebilir. Akdağ, “STT bizi hastalıktan korur, TETT ise paramızı ve gıdamızı korumamıza yardımcı olur” şeklinde özetledi.
Akdağ, tüketicilerin bu iki kavramı ayırt edememesinin hem gereksiz gıda israfına hem de riskli ürünlerin tüketilmesine yol açtığını dile getirdi. Sosyal medyadaki yanlış bilgilerin ve korku odaklı algıların bu durumu daha da kötüleştirdiğini söyledi. Özellikle ambalajlı gıdalara karşı yaygınlaşan olumsuz söylemin, kayıt dışı ve denetimsiz üretime yönlendirdiğini belirtti. Çalışan ebeveynler için pratiklik ve raf ömrü açısından ambalajlı ürünlerin bir ihtiyaç haline geldiğini ancak bu durumun hatalı önyargılarla gölgelendiğini ifade etti. Sonuç olarak, ambalaj karşıtlığının, etiket bilgilerinin doğruluğu ve şeffaflığı yerine ambalajı düşmanlaştırdığını ve gıda okuryazarlığı düşük tüketicileri daha büyük risklere açık hale getirdiğini vurguladı.
Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) de STT ve TETT’nin farklı anlamlar taşıdığına dikkat çekerek, STT’si geçen ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini, TETT’li ürünlerin ise kalite kaybı dışında güvenlik riski taşımayabileceğini belirtti. Doğru bilgilendirmenin tüketici farkındalığı ve gıda israfının azaltılması açısından önemini vurguladı.
- STT, gıdanın güvenle tüketilebileceği son günü belirtir ve sağlık açısından risk oluşturabilecek ürünleri kapsar.
- TETT, ürünün duyusal özelliklerini en iyi koruduğu dönemi ifade eder ve daha çok dayanıklı ürünlerde kullanılır.
- Tüketicilerin iki tarihi ayırt edememesi, gıda israfına ve potansiyel sağlık risklerine yol açmaktadır.
- Ambalajlı gıdalara yönelik olumsuz söylemler, denetimsiz üretime yönlendirme riski taşımaktadır.
Finans Hattı Yorum:
Gıda sektöründe etiket bilgilerinin doğru anlaşılması, sadece tüketici sağlığı açısından değil, aynı zamanda sektördeki verimlilik ve güvenilirlik açısından da kritik önem taşıyor. Tüketicilerin STT ve TETT arasındaki farkı doğru anlaması, gereksiz gıda israfını önemli ölçüde azaltabilir. Bu durum, perakendeciler ve üreticiler için maliyetleri düşürürken, aynı zamanda sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasına da katkı sağlayacaktır. Ambalajlı gıdalara yönelik artan önyargıların, kayıt dışı ve denetimsiz üretime olan talebi artırma potansiyeli, sektörde yeni risk alanları yaratmaktadır.
Piyasada “ambalajlı gıdadan uzak dur” söyleminin yaygınlaşması, özellikle doğal ve işlenmemiş ürünlere olan talebi artırırken, aynı zamanda bu tür ürünlerin tedarik zincirinde ve fiyatlandırmasında dalgalanmalara neden olabilir. Bilimsel gerçeklerden uzak, korku odaklı bu tür tüketici eğilimleri, markaların pazarlama stratejilerini yeniden gözden geçirmesine ve daha şeffaf, bilgi odaklı iletişim kurmasına neden olabilir. Güvenlik ve kaliteyi doğru bir şekilde ayrıştıran ve aktaran şirketler, uzun vadede tüketici güvenini kazanarak pazarda avantaj elde edecektir.
Gelecek dönemde yatırımcıların, gıda etiketleme düzenlemelerindeki olası değişiklikleri ve gıda güvenliği standartlarının nasıl uygulandığını yakından takip etmesi faydalı olacaktır. Ayrıca, “doğal” ve “sağlıklı” gibi geniş kavramlar yerine, somut bilimsel verilerle desteklenen ürünler sunan şirketlere olan ilginin artması beklenmektedir. Tüketici okuryazarlığının artırılmasına yönelik çabalar, sektördeki genel algıyı olumlu yönde etkileyebilir ve güvenilir markaların öne çıkmasını sağlayabilir.












