Mimarlık dünyasında 25 yıllık bir kariyere sahip olan Ömer Atakan, sinemaya olan derin tutkusunu grafik sanatıyla harmanlayarak oldukça özgün bir üretim tarzı ortaya koyuyor. James Bond evrenine ait yaklaşık 4 bin parçalık devasa bir koleksiyonun da sahibi olan Atakan; illüstrasyon, resim ve afiş tasarımı arasındaki sınırları ortadan kaldırıyor. Sanatçı, ağır gramajlı kağıtlar üzerinde Dali, Picasso ve Miro gibi dev isimleri aynı düzlemde buluştururken, normal şartlarda bir araya gelmesi imkansız karakterleri de kendi “zemininde” yan yana getiriyor. Sanat yolculuğunu “Sahneyi değil, o sahnenin akılda bıraktığı hissi çiziyorum” sözleriyle özetleyen Atakan’ın, görsel hafızanın derinliklerine odaklanan “Fragments of Collective Memory” isimli son sergisi, 18 Nisan tarihine kadar Chi Art Gallery’de sanatseverleri bekliyor.
Mimariden Sinemaya Uzanan Disiplinli Bir Yolculuk
Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından California Üniversitesi Los Angeles (UCLA) bünyesinde bu alanla daha yakın bir temas kuran Atakan, mesleki disiplinini sanatına nasıl yansıttığını şu sözlerle açıklıyor: “Aslında bu iki alan hiçbir zaman birbirinden ayrı olmadı benim için. Mimarlık bana kurgu kurmayı, mekân düşünmeyi ve kompozisyon disiplinini verdi. Ama sinema hep arka planda çalışan bir obsesyondu.” UCLA’deki deneyimiyle görsel anlatının sadece mekânla sınırlı kalmadığını; zaman, ışık ve kadrajla da şekillenebileceğini fark eden sanatçı, pop art ve grafik anlatımı bu hikayeyi en özgür şekilde ifade etme yolu olarak seçmiş.
Atakan, yaptığı işi sadece bir resim olarak görmüyor. Üretimlerini, “Ben resim yapmıyorum sadece, sahne kuruyorum. Her iş, aslında çekilmemiş bir filmin karesi gibi” şeklinde tanımlayarak, her bir çalışmasının arkasındaki kurgusal derinliğe dikkat çekiyor.
Sanat ve Zanaat Ayrımı: Anlamın Önemi
Eserlerindeki titiz işçilik, izleyicide sanat ve zanaatın iç içe geçtiği hissini uyandırsa da Atakan bu konuda net bir duruş sergiliyor. Sanatçıya göre iyi bir işçilik, tek başına anlam üretmeye yetmiyor: “Zanaatten kastınız el işçiliğiyse, evet, o benim işimin içinde var. Ama beni tanımlayan şey bu değil. Zanaat tek başına sanat değildir. İyi yapılmış olmak, anlam üretmez. Bir iş, ancak bir fikri taşıyorsa, bir dil kuruyorsa ve izleyiciyle yüzeyin ötesinde bir ilişki kurabiliyorsa sanat eseri olur. Özgün olmak zorundadır. Bir şey söylemek zorundadır.”
Sanatçının Üretim Metodolojisi
Ömer Atakan’ın eserleri, dijital araştırmalarla başlayıp tamamen fiziksel dokunuşlarla son bulan katmanlı bir süreçten geçiyor. Teknolojiyi sadece araştırma ve referans toplama aşamasında kullanan sanatçının teknik detayları şu şekildedir:
| Aşama / Unsur | Detaylar |
|---|---|
| Zemin | Ağır gramajlı özel kağıtlar |
| Teknik Katmanlar | Kurşun kalem, mürekkep, marker, pastel ve akrilik |
| İlham Kaynakları | Film sahneleri, müzikler ve hafızadaki detaylar |
| Teknoloji Kullanımı | Sadece araştırma ve dönem dokusu analizi için |
Üretim sürecinde finalin her zaman fiziksel olması gerektiğini savunan Atakan, yüzeydeki doku ve hataların yarattığı eşsizliğin teknolojiyle ikame edilemeyeceğini vurguluyor. Katmanlı yapının, sinemadaki “ışık kurma” hissiyatını yakalamasına yardımcı olduğunu ifade ediyor.
Küresel Vizyon ve Kolektif Hafıza
Yurt dışında pek çok sergiye katılan ve önemli koleksiyonlarda kendine yer bulan Atakan, küresel sanat ortamındaki deneyimlerini değerlendirirken, özgün dilin her türlü engeli aştığını belirtiyor. İstanbul’da üretmenin büyük bir enerji kaynağı olduğunu düşünen sanatçı, global arenada sürekliliğin ve görünürlüğün önemine değiniyor.
Manifesto niteliğindeki son sergisinde Duran Duran’dan Peaky Blinders’a kadar geniş bir seçki sunan Atakan, bu çeşitliliğin temelinde yatan ortak noktayı şu sözlerle aktarıyor: “Hepsinin ortak noktası ‘kolektif hafıza’. Duran Duran da, Peaky Blinders da, bir Bond sahnesi ya da bir 70’ler film estetiği de… Bunların hepsi, aslında bizim zihnimizde yer etmiş görsel kodlar. Benim yaptığım şey, bu kodları alıp yeniden kurgulamak. Yani bir nostalji üretmek değil, hafızayı yeniden inşa etmek.” “Fragments of Collective Memory” sergisi, farklı dönem ve karakterleri aynı evrenin birer parçası olarak yeniden yorumluyor.












