Sigortacılık, Enstrüman Değil, Ülkenin Ana Unsuru Olmalı
Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) yeni başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sektörünün geleceğine dair vizyonunu ve önceliklerini DÜNYA Gazetesi ile paylaştı. Global krizlerin etkileri, demografik değişimlerin getirdiği yeni ürün ihtiyaçları ve Türkiye’nin önemli “koruma açığı”nın kapatılmasına yönelik atılacak adımlar, Yaşar’ın gündemindeki temel başlıkları oluşturdu. Yaşar, sektörün sadece bir finansal araç olmanın ötesine geçerek, devlet politikalarında anahtar rol oynaması gerektiğini vurguladı.
Sektörün Gündemi: Mikro ve Makro Stratejiler
Yaşar, TSB’nin ana gündem maddelerini iki farklı ölçekte ele aldıklarını belirtti. Mikro düzeyde, 68 üye şirketin her birinin kendine özgü öncelikleri ve uzmanlık alanları olduğunu (hayat dışı, hayat, bireysel emeklilik, reasürans gibi) ve bu çeşitliliğe rağmen hiçbir üyenin dışlanmayacağını ifade etti. Bu konuların, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) ile yapılacak istişare süreçleriyle çözüleceğini dile getirdi.
Makro stratejiler kısmında ise Yaşar, “Sigortacılığı, bir enstrüman olmaktan çıkarıp, hükümet ve politika yapıcılar için ana unsur haline getirmeyi amaçlıyoruz” diyerek, devletin yeni politikalar geliştirirken “Bunu sigortayla nasıl çözebilirim?” sorusunu sorması hedefini ortaya koydu. Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası sigorta kapsamının %6 gibi düşük bir seviyede kaldığını ve bunun %94‘lük bir koruma açığı anlamına geldiğini belirtti. Aynı yıl dünyada sigorta korumasının %40 seviyesinde olduğunu hatırlatan Yaşar, bu açığı kapatmak için trilyonlarca lira kaynak ayrılmak zorunda kalındığını ekledi.
Tarım Sigortalarında Farkındalık ve Koruma Açığı
Yaşar, yakın zamanda yaşanan don olaylarının gıdada enflasyona yol açan bir süreci tetiklediğini ve devletin bu noktada önemli sübvansiyonlar sağladığını hatırlattı. Bu nedenle tarım sigortalarındaki farkındalığın artırılması gerektiğini savundu. Devletin tarım sigortalarını bir enstrüman olarak kullanmaya devam etmesi gerektiğini belirten Yaşar, kendilerinin temel hedefinin ise ülkenin koruma açıklarını kapatmak ve sigorta sektörünü hak ettiği konuma taşımak olduğunu vurguladı.
Hedeflenen Üretim Büyüklüğü ve Ekonomik Etkiler
Türkiye’deki sigorta penetrasyon oranının şu anda %2,6 seviyesinde bulunduğunu hatırlatan Yaşar, bu oranın yaklaşık iki katına çıkarılarak 50 milyar dolar üretim büyüklüğüne ulaşılmasının hedeflendiğini açıkladı. Bu hedefin sadece sektörel bir büyümeyi değil, daha fazla bireyin güvence altına alınmasını, daha güçlü bir finansal sistemin ve daha dayanıklı bir ekonominin inşasını simgelediğini belirtti. “Bugün ülkemizin sahip olduğu sorunların birçoğunun aslında, özünde sigortayla çözülebileceğini düşünüyoruz” diyen Yaşar, sigortacılığı sadece finansal bir teknoloji ürünü olarak görmenin ve şirketleri sadece ürün sağlayıcı konumuna indirgemenin doğru olmadığını savundu.
Sektörün İdeal Modeli ve Sürdürülebilirlik
Sektör için ideal bir model tanımlayan Yaşar, bu modelde bankaların ölçek sağladığını, acente ve brokerların derinlik kattığını, teknolojinin hız kazandırdığını ve sigorta şirketinin ortak aklı temsil ettiğini belirtti. “Bu model kurulmadan büyüme olur ama sürdürülebilir olmaz” uyarısında bulunan Yaşar, bu entegre yapının önemine dikkat çekti.
Reasürans Piyasasındaki Rekabet ve Fırsatlar
Mevcut durumda reasürans piyasasında ciddi bir rekabet yaşandığına işaret eden Yaşar, bu “yumuşak piyasa” döneminin, sigortalı adayları için önemli bir fırsat sunduğu mesajını verdi. Jeopolitik riskler ve yeni normalin getirdiği belirsizliklere rağmen, piyasadaki bu rekabetçi ortamın iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle savaşın etkisinin maliyetleri artırdığını ve bazı ürün gruplarında %150‘lere varan fiyat artışları görüldüğünü belirten Yaşar, bu rekabetin uzun süre sürdürülemeyebileceği uyarısında bulundu.
Dijitalleşme ve İnsan Odaklı Yaklaşım
Bankasürans Zirvesi’ndeki konuşmasına atıfta bulunan Yaşar, sigorta sektörünün son yıllarda güçlü bir büyüme sergilediğini ve 2025 itibarıyla prim üretiminin %46 artışla 1,22 trilyon TL‘ye ulaştığını belirtti. Dijitalleşmenin süreci hızlandırdığını ve fintech çözümlerinin kolaylık sağladığını kabul etmekle birlikte, sigortacılığın sadece teknolojiyle yürütülebilecek bir alan olmadığını bir kez daha vurguladı. Sahadaki bilgi birikimi, doğru analiz ve insan temasının belirleyici olmaya devam ettiğini, acenteler, brokerlar ve saha satış ekiplerinin sektörün omurgası olduğunu ve bu rollerinin gelecekte de devam edeceğini kaydetti. “Sigorta bir ürün satışı değil, bir güven ilişkisi kurma işidir” diyen Yaşar, sigortacılığın aynı zamanda bir “risk terziliği” olduğunu söyledi.
Finans Hattı Yorum:
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar‘ın sigorta sektörüne yönelik ortaya koyduğu vizyon, sektörün mevcut konumunu ve gelecekteki potansiyelini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Özellikle sigortacılığın sadece bir finansal enstrüman olmaktan çıkarılıp, politika yapıcılar için “ana unsur” haline getirilmesi hedefi, sektöre stratejik bir önem kazandırma çabasını yansıtıyor. Bu durum, devletin ekonomik ve sosyal politikalarında sigortanın daha proaktif bir rol üstlenmesi gerektiği yönündeki bir anlayışın işareti olarak okunabilir. Yaşar’ın, ülkenin %94‘lük sigorta koruma açığını kapatma ve penetrasyon oranını %2,6‘dan %5′lere çıkarmasıyla 50 milyar dolarlık bir üretim büyüklüğüne ulaşma hedefi, sektör için iddialı ancak gerçekleşebilir bir yol haritası sunuyor.
Yaşar’ın açıklamaları, küresel ekonomik dalgalanmalar ve jeopolitik risklerin sigorta sektörü üzerindeki etkilerini de gözler önüne seriyor. Reasürans piyasasındaki “yumuşak dönem” olarak tabir edilen rekabetçi ortamın, artan maliyetler ve savaşın yarattığı belirsizlikler nedeniyle uzun sürmeyebileceği uyarısı, sektör oyuncuları için dikkat çekici. Bu durum, sigorta şirketlerinin fiyatlandırma stratejilerinde ve risk yönetiminde daha temkinli olmaları gerekliliğini ortaya koyuyor. Bankasürans gibi iş modellerinin yanı sıra acenteler ve brokerların sektördeki “omurga” rolünün devam edeceğine dair vurgusu ise, insan odaklı ve güven ilişkisine dayalı satış stratejilerinin önemini koruduğunu gösteriyor.
Yatırımcılar açısından bakıldığında, sigorta sektörü, potansiyel olarak artan penetrasyon oranları ve devletin stratejik desteğiyle büyüme potansiyeli taşıyor. Ancak, Yaşar’ın da belirttiği gibi, sürdürülebilir büyüme için entegre bir modelin (bankalar, acenteler, brokerlar, teknoloji ve şirketlerin ortak aklı) benimsenmesi kritik. Sektördeki rekabet dinamiklerinin yanı sıra, regülatif gelişmeler ve küresel risklerin seyrinin yakından takip edilmesi, yatırım kararlarında önemli rol oynayacaktır. Uzun vadede, sigortacılığın ekonomik istikrar ve toplumsal refahı destekleyici bir araç olarak konumlandırılması, hem sektör hem de ülke ekonomisi için olumlu sonuçlar doğurabilir.











