Yeni Nesil Kanser Molekülleri İçin Kritik TÜBİTAK Desteği
Erzurum Teknik Üniversitesi akademisyenlerinin yürütücülüğünü üstlendiği ve akciğer ile kolorektal kanserlerine yönelik yeni nesil biyolojik aktif moleküllerin geliştirilmesini amaçlayan bir proje, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye layık görüldü.
Fen Fakültesi Temel Bilimler Bölümü’nden Doç. Dr. Bünyamin Özgeriş’in liderliğindeki “Potansiyel Biyoaktif Benzil Üreler: Sentezi, Karakterizasyonu ve Biyolojik Aktivitelerinin İncelenmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1002-A Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı dahilinde fon sağlayacak. Bu çalışma, yüksek ölüm oranlarına sahip kanser türleri için yeni tedavi yaklaşımları sunmayı hedefliyor.
Proje yürütücüsü Doç. Dr. Bünyamin Özgeriş, projenin, antikanser etkisinin yanı sıra düşük toksisiteye sahip, oksidatif stresi baskılayabilen ve patojen mikroorganizmalara karşı etkili moleküller geliştirmeyi amaçladığını belirtti. Mevcut kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarındaki toksisite, ilaç direnci ve enfeksiyonlara yatkınlık gibi dezavantajların, çok yönlü biyolojik özelliklere sahip yeni ilaç adaylarının geliştirilmesini daha da kritik hale getirdiğini vurguladı. Elde edilecek bulguların, yapı-aktivite ilişkilerinin anlaşılmasına ve gelecekte yeni nesil terapötik ilaç adaylarının geliştirilmesine önemli bir bilimsel altyapı oluşturacağına inanılıyor.
Finans Hattı Yorum:
TÜBİTAK’ın bu tür yenilikçi sağlık projelerine sağladığı destek, Türkiye’nin biyoteknoloji ve ilaç geliştirme alanındaki potansiyelini ortaya koyuyor. Özellikle akciğer ve kolorektal kanser gibi küresel ölçekte önemli sağlık sorunlarına odaklanılması, projenin hem toplumsal fayda hem de gelecekteki ticari potansiyel açısından değerini artırıyor. Bu tür projeler, yerli ve milli ilaç geliştirme kapasitemizi güçlendirerek, uluslararası alanda da rekabet edebilirliğimizi yükseltme potansiyeli taşıyor.
İnvstörler açısından bakıldığında, bu tür bilimsel gelişmelerin doğrudan bir borsada işlem gören şirketle ilişkisi olmasa da, Türkiye’deki Ar-Ge ekosisteminin sağlığına ve ileri teknolojiye yapılan yatırımların artışına işaret etmesi açısından önemlidir. Bu durum, dolaylı olarak teknoloji ve sağlık odaklı şirketlere olan ilgiyi artırabilir.
Projenin başarısı ve klinik uygulamaya geçiş süreci, uzun vadeli bir yatırım gerektiren karmaşık bir yolculuktur. Bu süreçte karşılaşılacak bilimsel, düzenleyici ve finansal zorluklar potansiyel risk faktörleridir. Ancak, başarılı sonuçlar elde edilmesi durumunda, geliştirilecek yeni moleküllerin patent ve lisanslama süreçleri ile önemli bir ekonomik değer yaratması beklenmektedir.










