Madencilik Derneği, ülkenin yer altı zenginliklerinin harekete geçirilmesi gerektiğini vurgularken, ruhsatların işletmeye dönüşme oranının düşüklüğü ve yanlış çevre algısı sorunlarına dikkat çekti.
Türkiye Madenciler Derneği (TMD) verilerine göre, yılın ilk 6 ayında Türkiye’nin 49,3 milyar dolarlık toplam dış ticaret açığının 20,82 milyar doları doğrudan madencilik ve taş ocakçılığı sektöründen kaynaklandı. Bu durum, ülkenin sahip olduğu devasa yer altı potansiyelinin yeterince kullanılamadığına işaret ediyor.
Türkiye Madencilik Sektöründen Öne Çıkan Veriler
| Kategori | Veri | Açıklama |
| H1 2025 Dış Ticaret Açığı Katkısı | 20,82 Milyar Dolar | Toplam dış ticaret açığının %42’si madencilikten. |
| Türkiye Yeraltı Potansiyeli | 3,5 Trilyon Dolar | Mehmet Yılmaz’a göre mevcut potansiyel. |
| İşletme Ruhsatlı Alanlar | %0,1 | Ülke yüzölçümünün sadece binde 1’i maden işletmesi. |
| Arama Ruhsatından İşletmeye Dönüşüm | 1/200 | Her 200 arama ruhsatından sadece 1’i işletmeye dönüyor. |
| Orman Alanlarında Madencilik Kullanımı | %0,038 | Orman alanlarının binde 0,38’i madencilik için kullanılıyor. |
| Bor Rezervleri | %73 | Dünya toplam rezervlerinin %73’ü Türkiye’de. |
| Altın Rezervi Potansiyeli | 5.000 – 10.000 Ton | Mevcut ve güncellenebilecek rezerv tahmini. |
TMD Başkanı Yılmaz: “Lokomotif Sektör Olmalı”
Türkiye Madenciler Derneği (TMD) Başkanı Mehmet Yılmaz, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin yer altı potansiyeli 3,5 trilyon dolar. Bu potansiyeli kullanamayıp her yıl 50-60 milyar dolarlık dış ticaret açığı vermek kabul edilemez,” dedi. Yılmaz, madencilik sektörünün Türkiye ekonomisi için ABD, Kanada, Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi “lokomotif sektör” olması gerektiğini vurguladı.
Çevresel Algılar ve İşletme Zorlukları
Madencilik arama ruhsat sahalarının ülke yüzölçümünün 7,7 milyon hektarını kapsadığını belirten Yılmaz, ancak işletme ruhsatlı alanların toplam yüzölçümünün sadece binde 1’i seviyesinde kaldığına ve neredeyse her 200 arama ruhsatından sadece 1’inin işletmeye dönüştüğüne dikkat çekti.
Yılmaz, madencilik faaliyetlerinin çevre ve yerel halk ile karşı karşıya getirilmesinin yanlış olduğunu belirterek, “Sürdürülebilirlik düzlemi üzerinde insanı ve çevreyi önceleyen her türlü madencilik faaliyetine destek olunmalıdır,” ifadesini kullandı. Orman alanlarında madencilik faaliyetlerinin Türkiye’de orman alanlarının sadece binde 0,38’ini oluşturduğunu ve bu konudaki yanlış algının memleket menfaatine olmadığını kaydetti. Zeytinlik alanlardaki tartışmalara da değinen Yılmaz, dünyadaki örneklere uygun parametrelerle faaliyet yapılabileceğini savundu.
Bor, Altın ve Kritik Minerallerde Stratejik Konum
Türkiye’nin bor rezervlerinde dünya lideri olduğunu (%73’ü Türkiye’de) ancak katma değerli ürün üretiminin sınırlı kaldığını belirten Yılmaz, rafine bor ürünleriyle 2 milyar dolarlık, işlenmiş mermer ihracatıyla ise 1,5 milyar dolarlık ek gelir potansiyeli bulunduğunu ifade etti. Ayrıca Türkiye’nin yaklaşık 5 bin ton (güncellenirse 10 bin tona yaklaşabilir) altın rezerviyle ve doğal taşta önemli markalara sahip olmasıyla stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı.
Enerji dönüşüm sürecinde lityum, grafit, nadir toprak elementleri gibi kritik minerallerin önemine de işaret eden Yılmaz, elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri ve güneş panelleri için 6 ila 9 kat daha fazla madencilik yapılacağını ve Türkiye’nin bu minerallerde stratejik bir konuma sahip olduğunu belirtti. Yılmaz, 2035 hedefi olan 60 gigavat ilave yenilenebilir enerji kapasitesinin madencilik girdilerine büyük talep artışı oluşturacağını da ekledi.
Finans Hattı Yorum:
Türkiye’nin 20 milyar doları aşan madencilik kaynaklı dış ticaret açığı, ülkenin yer altı zenginliklerini yeterince değerlendiremediğinin çarpıcı bir göstergesi. Mehmet Yılmaz’ın belirttiği 3.5 trilyon dolarlık potansiyel göz önüne alındığında, bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda stratejik bir zafiyet olarak da okunabilir.
Madenciliğin bir “lokomotif sektör” olması hedefi, sadece ihracat geliri artışı değil, aynı zamanda sanayinin dışa bağımlılığının azaltılması, istihdamın artırılması ve yüksek katma değerli üretime geçiş için hayati önem taşıyor. Ancak bu potansiyelin harekete geçirilmesi önündeki en büyük engellerden biri, ruhsatlandırma süreçlerinin yavaşlığı ve işletmeye dönüşümdeki düşük oran gibi bürokratik engeller olabilir.
Diğer önemli bir engel ise madencilik faaliyetlerine yönelik çevresel algı ve tepkiler. TMD’nin orman alanlarındaki kullanımın düşük oranını vurgulaması, sektörün bu algıyı kırmak ve sürdürülebilir, çevre dostu madencilik uygulamalarına odaklanarak toplumsal kabulü artırması gerektiğine işaret ediyor. Özellikle enerji dönüşümünde kritik öneme sahip lityum, grafit gibi minerallerin yerli kaynaklardan karşılanması, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak ve dış politikada elini güçlendirecektir. Bu veriler, madencilik sektöründe kapsamlı bir strateji ve yatırım seferberliğine duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor.
