TÜRKİYE EKONOMİSİ YILMAZ: MİLLİ GELİR 1,6 TRİLYON DOLARA ULAŞTI
Yılmaz: Küresel Kırılganlığa Rağmen Türkiye Ekonomisi Güçlü Dayanıklılık Gösteriyor
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Vizyon 100 İstanbul Summit etkinliğinde yaptığı açıklamada, Türkiye ekonomisinin küresel ölçekteki zorluklara rağmen güçlü bir dayanıklılık sergilediğini ve milli gelirin 2025 yılında 1,6 trilyon dolara ulaşacağını bildirdi. Etkinlikte ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu da yer aldı.
Yılmaz, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler, yapay zeka devrimi, iklim değişikliği ve demografik dönüşümler gibi pek çok faktörün şekillendirdiği tarihi bir eşikten geçtiğini belirtti. Küresel büyümenin son üç yıldır yüzde 3 civarında seyrederek 2000-2019 ortalaması olan yüzde 3,7‘nin altında kaldığını vurgulayan Yılmaz, mal ve hizmet ticaretinin büyüme hızının da 2000-2019 dönemindeki yüzde 4,8‘den 2020-2025 döneminde yüzde 3‘e gerilediğini ve ticaretin giderek daha bölgesel ve güvenlik odaklı hale geldiğini ifade etti. Orta Doğu’da yaşanan savaşın enerji fiyatlarından finansal piyasalara kadar geniş bir alanda etkisini hissettirdiğini, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların petrol ve LNG arzını olumsuz etkileyerek enerji fiyatlarını yükselttiğini, artan güvenlik risklerinin ise sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini artırdığını söyledi. Bu durumun küresel enflasyon beklentilerini bozarak fiyatlar üzerinde ilave baskı oluşturduğunu ve risk algısındaki artışın risk primlerini ve borçlanma maliyetlerini yükselterek finansal koşulları sıkılaştırdığını dile getirdi.
IMF‘nin güncel tahminlerine göre 2026 yılı küresel büyüme beklentisinin yüzde 3,1‘e gerilediğini ve enflasyon beklentisinin yüzde 4,4‘e yükseldiğini hatırlatan Yılmaz, bu kırılgan ve belirsiz küresel tabloda Türkiye ekonomisinin güçlü bir dayanıklılık ortaya koyduğunu ve birçok alanda pozitif yönde ayrıştığını vurguladı. Uygulanan ekonomi programı sayesinde makroekonomik ve finansal istikrarın belirgin şekilde güçlendiğini ve ekonominin dış şoklara karşı direncinin arttığını belirtti. 2020-2025 döneminde dünya ekonomisi yüzde 19 büyürken, Türkiye ekonomisinin yüzde 35 büyüme kaydettiğini söyledi. Gerçekleştirilen yüksek büyüme performansı sayesinde milli gelirin 2025 yılında 1,6 trilyon dolara ulaşacağını ve kişi başına gelirin ise 18 bin doların üzerine çıkacağını ifade etti.
Yılmaz, Türkiye’nin çatışmalardan uzak, siyasi istikrarı ve politika öngörülebilirliği ile bir ‘istikrar adası’ ve ‘Güvenli Liman’ konumunda olduğunu hatırlatarak, 2025 yılında Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırım tutarının 13,1 milyar dolara ulaşacağını, aynı yıl 475 yatırım projesi için karar alındığını ve bu projeler kapsamında yaklaşık 21 milyar dolarlık yatırım ve 47 binin üzerinde istihdam öngörüldüğünü belirtti.
Türkiye’ye nitelikli insan kaynağını çekmeye yönelik teşviklerin, Türkiye’yi yatırımcılar açısından üretim ve değer oluşturma bakımından daha güçlü bir merkez haline getirdiğini vurgulayan Yılmaz, geçtiğimiz günlerde açıklanan ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nın, Türkiye’nin yeni dönemdeki ekonomik konumlanmasını netleştiren kapsamlı bir strateji olduğunu söyledi. Program kapsamında üretim ve ihracat odaklı firmalar için rekabetçi bir vergi yapısı oluşturulduğunu ve ihracat yapan firmalar için kurumlar vergisinin önemli ölçüde indirilerek Türkiye’nin küresel ölçekte güçlü bir üretim üssü haline getirildiğini ifade etti.
İstanbul Finans Merkezi’nin küresel ölçekte etkin bir finans üssü olarak konumlandırılması hedefi doğrultusunda finansal piyasaların derinliğinin artırıldığını ve uluslararası sermaye ile entegrasyonun güçlendirildiğini kaydeden Yılmaz, küresel ekonominin yönünün yeniden belirlendiği bu dönemde, doğru konumlanan ülkelerin önümüzdeki yılların kazananları olacağını, Türkiye’nin ise güçlü makroekonomik temelleri, stratejik konumu, nitelikli insan kaynağı ve kararlılıkla uyguladığı politikalarla bu yeni dönemin merkezinde yer almaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Özetle:
- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin küresel zorluklara rağmen dayanıklılık gösterdiğini belirtti.
- 2025 yılı için milli gelir beklentisi 1,6 trilyon dolar, kişi başına gelir beklentisi ise 18 bin dolar olarak açıklandı.
- Uluslararası doğrudan yatırımın 2025‘te 13,1 milyar dolara ulaşması ve 475 proje ile 47 binin üzerinde istihdam yaratılması hedefleniyor.
- ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’ ile üretim ve ihracat odaklı firmalara yönelik teşvikler güçlendiriliyor.
Finans Hattı Yorum:
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz‘ın açıklamaları, Türkiye ekonomisinin mevcut küresel belirsizlik ortamında sergilediği direncin altını çizmekle birlikte, önemli bir büyüme ve gelir artışı projeksiyonu sunmaktadır. Milli gelirin 1,6 trilyon dolara ulaşması ve kişi başına gelirin 18 bin doları aşması beklentisi, özellikle uluslararası doğrudan yatırımlardaki artış öngörüsüyle birlikte değerlendirildiğinde, Türk ekonomisinin makroekonomik istikrarı sağlama ve dış şoklara karşı direncini artırma yolundaki çabalarının somut sonuçlar vermeye başladığına işaret etmektedir. Bu durum, özellikle global likidite daralması ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin bir “güvenli liman” olarak konumunu pekiştirebilir.
Yatırımcılar açısından, Türkiye’nin “istikrar adası” olarak vurgulanması ve ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’ gibi yapısal reformlara odaklanılması olumlu bir algı yaratmaktadır. Üretim ve ihracat odaklı firmalara yönelik vergi avantajları, özellikle tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye’yi cazip bir üretim üssü haline getirme potansiyeli taşımaktadır. Ancak, bu hedeflerin gerçekleşmesinde küresel enflasyonist baskıların seyri, enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin etkileri yakından takip edilmelidir. İstanbul Finans Merkezi’nin küresel bir merkez olma vizyonu, finansal piyasalardaki derinleşme ve uluslararası sermaye ile entegrasyonun başarısına bağlı olacaktır.
Önümüzdeki dönemde, açıklanan ekonomi programının uygulama sonuçları, enflasyonla mücadeledeki kararlılık, faiz oranlarının seyri ve döviz kurundaki istikrar yatırımcıların ana odak noktaları olacaktır. Ayrıca, açıklanan yatırım projelerinin fiziki olarak hayata geçirilme hızı ve yarattığı istihdam rakamları, Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelini teyit edecektir. Siyasi istikrarın korunması ve politika öngörülebilirliğinin devamı, uzun vadeli yabancı sermaye akışını teşvik etmede kritik bir rol oynamaya devam edecektir.












