TCMB Faiz İndirimi Ekim’de Başlayabilir
Deutsche Bank Türkiye Ekonomisti Yiğit Onay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimlerine Ekim ayında başlayabileceği öngörüsünü paylaştı. Onay, CNBC-e yayınında yaptığı değerlendirmelerde, yıl sonu enflasyon beklentisinin %30, politika faizi beklentisinin ise %35 seviyesinde olduğunu belirtti. Türkiye ekonomisinin 2026 yılında %4 büyüme potansiyeline sahip olduğunu dile getiren Onay, petrol fiyatlarındaki kısmi toparlanmayla cari açıkta iyileşme beklediklerini ve bu yıl cari açığın %3‘ün altında kapatılacağını ifade etti. Dolar/TL kuruna ilişkin beklentilerini de paylaşan Onay, kurun bu yıl sonunda 51-52, gelecek yıl sonunda ise 61-62 seviyelerine ulaşacağını öngördü.
Fonlardan 6 Milyar Dolarlık Çıkış ve Döviz Hareketleri
Onay, piyasalardaki fonlardan yaklaşık 6 milyar dolarlık bir çıkış yaşandığını vurgulayarak, TCMB’den ise 10 milyar dolar civarında döviz çıkışı olduğunu gözlemlediklerini söyledi. Bu çıkan döviz miktarının yaklaşık 9 milyar dolarının yabancılardan kaynaklandığını belirtti. Çekilen paranın büyük ölçüde bankalardaki mevduatlara yöneldiğini ve mevcut fon krizinin başarılı bir şekilde yönetildiğini, bu nedenle fon krizi kaynaklı belirgin bir döviz talebi gözlemlenmediğini ekledi.
TL’ye Güven ve Makro Göstergeler Kritik Öneme Sahip
Türkiye’nin finansal piyasalarda ‘carry trade’ stratejisinin devamı için dirençli makroekonomik göstergelerin sürdürülmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Onay, yerli yatırımcının Türk Lirası’na olan güveninin ‘carry trade’ için en temel gösterge olduğunu belirtti. Yakın dönemde seçim kaygılarının azaldığını ve 2027 ilk yarısında bir seçimin düşük bir olasılık olduğunu, piyasaların ise daha çok 2027 ikinci yarısı veya 2028 ilk yarısında bir seçim beklediğini söyledi. Kurdaki aylık %1,6-1,6‘lık değer kaybı politikasının devam ettiğini hatırlatan Onay, faiz indirimlerine piyasanın göstereceği tepkinin yakından izleneceğini ve mevcut durumda temkinli bir seyir beklendiğini dile getirdi. Gelecek yılın ilk yarısında olumlu baz etkilerinin enflasyon görünümünü destekleyeceğini öngören Onay, Haziran sonu enflasyon beklentisinin %26 civarında olması durumunda TCMB’nin politika alanının önemli ölçüde rahatlayacağını sözlerine ekledi.
Deutsche Bank’ın bu değerlendirmeleri, Türkiye ekonomisinin mevcut durumu ve gelecek beklentileri hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Özellikle faiz kararları, döviz kurları ve yabancı yatırımcı davranışları, piyasaların yakından takip ettiği unsurlar olmaya devam edecektir. Bu gelişmeler, Canlı Döviz Fiyatları ve genel piyasa dinamikleri açısından yakından incelenmelidir.
Finans Hattı Yorum:
Deutsche Bank ekonomistinin faiz indirimi beklentileri ve kur tahminleri, küresel faiz ortamındaki değişimler ve Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinin birleşimiyle şekillenecektir. Ekim ayında başlayabilecek olası bir faiz indirimi döngüsü, TL üzerindeki değer kaybı baskısını artırabilir. Ancak, bu indirimin makroekonomik göstergelerdeki iyileşmelerle desteklenmesi, yabancı sermaye çıkışlarını sınırlayabilir ve yerel yatırımcının TL’ye olan güvenini pekiştirebilir. Özellikle cari açık beklentisindeki iyileşme, kur üzerindeki baskıyı bir miktar hafifletebilecek olumlu bir unsurdur.
Fonlardan çıkan 6 milyar dolarlık çıkışa rağmen piyasada döviz talebinde belirgin bir artış yaşanmaması, fon krizinin yönetimine dair olumlu bir işaret olarak algılanabilir. Ancak, bu durumun kalıcı olup olmayacağı, küresel likidite koşulları ve jeopolitik risklerin seyrine bağlı olacaktır. TL’nin reel değerini koruma çabası ile faiz politikası arasındaki denge, yatırımcı güveni açısından kritik önem taşımaktadır. Beklenen baz etkisiyle enflasyonun düşüş trendine girmesi, TCMB’nin elini rahatlatacak bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Gelecek dönemde piyasaların odağında, TCMB’nin para politikası iletişiminin şeffaflığı, enflasyonla mücadeledeki kararlılığı ve yapısal reformların ilerlemesi olacaktır. Seçim takvimine ilişkin belirsizliklerin azalması kısa vadede bir miktar rahatlama sağlasa da, uzun vadeli ekonomik istikrarın sağlanması için atılacak adımlar büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte, olası dış şoklara karşı Türkiye ekonomisinin kırılganlığı ve dış finansmana erişimdeki potansiyel zorluklar yakından izlenmelidir.
















