ASO Başkanı Ardıç’tan Sanayiye Destek Çağrısı: “Nefes Almakta Zorlanıyoruz”
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye ekonomisinin lokomotifi konumundaki sanayi sektörü için acil çözüm önerileri sundu. Ardıç, yalnızca sorunları tespit etmekle yetinilmemesi gerektiğini belirterek, “Ne istediğimizi, neyi savunduğumuzu ve hangi zeminde ilerlemek istediğimizi de açık biçimde ortaya koymak zorundayız” dedi. Sanayicilerin temel taleplerini sıralayan Ardıç, üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci, erişilebilir finansman ve tutarlı bir teknoloji politikasının altını çizdi.
Sanayicilerin Temel Talepleri
Ardıç, politika yapıcı ve uygulayıcılara yönelik temel taleplerini şu şekilde sıraladı:
- Üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci.
- Döviz riskini büyütmeyen, erişilebilir ve öngörülebilir finansman imkanları.
- Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üretimi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası.
- Yapay zeka, yeşil dönüşüm ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alanları haline getirecek kararlı bir eylem programı.
Dirençli ve İstikrarlı Büyüme Vurgusu
ASO Başkanı Ardıç, DÜNYA gazetesine yaptığı değerlendirmede, bu çağın meselesinin yalnızca büyümek değil, dayanıklı ve istikrarlı büyümek olduğunu belirtti. Katma değeri yüksek, teknolojik ve sürdürülebilir üretim yapmanın önemine değinen Ardıç, “Yalnızca bugünü kurtarmayalım, geleceğin rekabet gücünü bugünden inşa edelim. Bizim görevimiz sadece günü yönetmek değil, istikameti de belirlemektir” diye konuştu.
Mevcut Koşulların Ağırlaştığına Dikkat Çekti
Sanayicilerin gündeminin sadece üretim yapmak olmadığını vurgulayan Ardıç, “Üretimi rekabetçi maliyetlerle sürdürebilmek, finansmana erişebilmek, nitelikli iş gücünü bulabilmek ve önümüzü görebilmektir. Fabrikalarımızda üretim zor koşullarda da olsa devam ediyor; ama şartlar her geçen gün daha da ağırlaşıyor” ifadelerini kullandı.
Küresel Ekonomide Türbülans ve Riskler
Küresel ekonominin kalıcı bir türbülans içinde yol aldığını belirten Ardıç, IMF‘nin Nisan 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na atıfta bulundu. Rapora göre, küresel büyümenin 2025’e göre 0,1 puan azalarak 2026’da %3,1‘e gerileyeceği, küresel enflasyonun ise %4,1‘den %4,4‘e yükseleceği öngörülüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu’nun ise dünyayı iş birliğinin azaldığı, jeopolitik ve ekonomik rekabetin üst düzeye çıktığı bir rekabet çağı olarak tanımladığını söyledi.
Desteklerin Sonuç Üretmesi Gerektiği Vurgusu
Ardıç, çözümün artık yalnızca daha fazla destek vermek olmadığını, verilen desteğin sonuç üretip üretmediğine bakılması gerektiğini söyledi. Teşvik mimarisinin çıktıya göre yeniden kurulması, alan işletmeciliğinden teknoloji yatırımcılığına geçilmesi, OSB ve Teknoloji Geliştirme Bölgesi entegrasyonu gibi önerilerde bulundu. İhtiyaç duyulanın, yalnızca firma sayısını artıran bir teknopark modeli değil, sonuç üreten, ürüne dönüşen ve sanayiyle bütünleşen bir model olduğunu belirtti.
Enerji Maliyetleri ve Yatırım Ortamı Üzerindeki Baskılar
Son dönemde alınan bazı politika kararlarının, özellikle enerji maliyetleri ve yatırım ortamı üzerinden sanayiciyi zorladığına dikkat çeken Ardıç, yerli ve milli üretim hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarına gösterilen ilgiye rağmen, uygulanan politikalardaki ani ve öngörülemeyen değişikliklerin bu olumlu ivmeyi sekteye uğratma riski taşıdığını ifade etti. Özellikle lisanssız elektrik üretiminde “saatlik mahsuplaşma” uygulamasına geçişin, mevcut yatırımların fizibilitesini zayıflattığını ve yatırımcı güvenini sarstığını dile getirdi.
Oyunun Kuralı Maç Başladıktan Sonra Değişmemeli
Ardıç, “Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmemelidir” diyerek, saatlik mahsuplaşmaya yönelik mevcut mevzuatın sanayinin ihtiyaçları, ülke hedefleri ve yatırım güvenliği perspektifinden yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı.
Fırsat Penceresi ve Türkiye’nin Potansiyeli
Ülkemiz açısından bu dönemin sadece risk yaratmadığını, aynı zamanda önemli fırsat pencereleri de açtığını belirten Ardıç, Türkiye’nin coğrafi konumu, güçlü üretim altyapısı, geniş pazar erişimi ve yetişmiş insan kaynağıyla bu yeni dönemde öne çıkabilecek ülkelerden biri olduğunu söyledi.
Yapısal Reformların Önemi
Potansiyelin kalıcı avantaja dönüşebilmesi için yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi, uluslararası alandaki etkinliğin, görünürlüğün ve diplomatik gücün artırılması gerektiğini ifade etti. Güçlü bir sanayinin, güçlü bir dış politikayı beslediğini ve güçlü bir dış politikanın da sanayicinin küresel pazarlarda elini kuvvetlendirdiğini belirtti.
Reel Sektörün Zor Durumu
Ardıç, sanayicilerin nefes almakta zorlandığını belirterek, Haziran 2023’te %38,21 olan yıllık enflasyonun Mart 2026 itibarıyla %30,87‘ye gerilediğini ancak reel sektör üzerindeki baskının hafiflemediğini söyledi. Sanayi üretimi, İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI), kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi gibi göstergelerin, üretim tarafının henüz nefes alabilmiş olmadığını açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Finans Hattı Yorum:
ASO Başkanı Seyit Ardıç‘ın açıklamaları, Türkiye sanayisinin mevcut durumu ve geleceğine dair kritik bir tablo çiziyor. Ardıç’ın dile getirdiği üretim ve ihracatı koruyan dezenflasyon, öngörülebilir finansman ve tutarlı teknoloji politikası gibi temel talepler, reel sektörün içinde bulunduğu zorlukları ve çözüm beklentilerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle küresel ekonomideki belirsizlikler ve jeopolitik riskler dikkate alındığında, Türkiye’nin sanayi gücünü koruması ve artırması stratejik bir önem taşıyor.
Enerji maliyetleri ve yatırım ortamına yönelik getirilen eleştiriler, politika tutarlılığının ve öngörülebilirliğinin sanayici güveni üzerindeki doğrudan etkisini gözler önüne seriyor. “Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmemeli” şeklindeki vurgu, yatırımcı güvenini sarsacak ani düzenlemelerden kaçınılması gerektiği mesajını veriyor.
Ardıç’ın fırsat penceresi olarak nitelendirdiği mevcut küresel dinamiklerden Türkiye’nin faydalanabilmesi için yapısal reformların hızlandırılması ve diplomasinin etkin kullanılması gerektiği tespiti, sadece üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerle de rekabet gücünün belirlendiği yeni döneme işaret ediyor. Reel sektörün yaşadığı “nefes alma zorluğu”, makroekonomik göstergelerdeki kısmi toparlanmaların henüz üretim tarafına tam olarak yansımadığını gösteriyor. Bu durum, sanayiye yönelik daha etkin ve sonuç odaklı destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.












