Züccaciye Sektöründe Vade Sorunu: Nakit Akışı Baskı Altında
Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder, Türkiye’de imalat sanayisinin, özellikle de züccaciye sektörünün, artan finansman maliyetleri ve yavaşlayan talep nedeniyle ciddi bir likidite sıkışıklığı yaşadığını belirtti. Önder, sektörde ticari vadelerin ortalama 6 ila 8 aya kadar uzadığını ve bu durumun üreticileri doğrudan ‘geçim derdine’ düşürdüğünü ifade etti. Bu tablo altında yakın dönemde yeni bir zam dalgası beklenmediğini de sözlerine ekledi.
Züccaciye ve imalat sanayisinin genel durumu hakkında değerlendirmelerde bulunan Önder, son aylarda iç pazardaki daralmanın derinden hissedildiğini vurguladı. Uygulanan ekonomi politikalarının tüketim eğilimini olumsuz etkilediğini belirten Önder, “Bu ekonomi politikalarıyla zor bir 3 yıl oldu. Tablo giderek ağırlaşıyor. Son aylarda iç pazardaki daralmayı derinden hissediyoruz. İhracatta ise geçen seneyi yakalamamızı başarı olarak görüyorum” şeklinde konuştu.
Vadeler 8 Aya Çıktı, İnovasyon Yerine Hayatta Kalma Savaşı
Piyasadaki likidite sıkışıklığı ve uzayan ticari vadeler, üreticiler üzerindeki finansal baskıyı artırıyor. Mevcut enflasyonist ortamda uzun vadeli çalışmak, üreticiler için ağır maliyetler getiriyor. Sektörde ödeme vadelerinin ortalama 6 ila 8 ay arasına çıkması, üretim süreçlerini ve planlamalarını olumsuz etkiliyor. Bu durum, doğal olarak Ar-Ge ve yatırım iştahını da törpülüyor.
Zücdar Başkanı Burak Önder, bu durumu felsefi bir bakış açısıyla ele aldı. Arthur Schopenhauer’un, “Hayatta iki tür sıkıntı vardır: Birincisi geçim sıkıntısı, ikincisi can sıkıntısı” sözünü hatırlatan Önder, yaratıcılık, felsefe, sanat ve inovasyonun ancak geçim sıkıntısı aşıldıktan sonra ortaya çıkabileceğini belirtti. Sanayiye uyarladığında, sanayicinin biraz ‘canının sıkılması’ gerektiğini, yani temel ihtiyaçların karşılandığı bir ortamda daha yüksek teknoloji ve inovasyon üretebileceğini söyledi. Ancak mevcut durumda üreticilerin önceliğinin sadece hayatta kalmak olduğunu, bu koşullar altında tasarımdan ve Ar-Ge’den söz etmenin gerçekçi olmadığını ifade etti.
Ekonomi Politikaları İç Talebi Soğuttu, Sektörler Dengesiz Büyüyor
Uygulanan ekonomik programın temel hedeflerinden biri olan tüketimin yavaşlatılması stratejisinin sonuçları, iç pazarda belirgin bir daralma olarak kendini gösteriyor. Önder, tüketim malı ithalatındaki negatif seyrin ve 28 aydır 50 eşik değerinin altında seyreden Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerinin bu daralmayı teyit ettiğini belirtti. Kapasite kullanım oranlarındaki düşüş ve büyüme rakamlarında sanayi ile ihracatın payının gerilemeye başlaması da dikkat çekici.
Mevcut büyümenin ağırlıklı olarak savunma sanayisi, otomotiv ve kimya gibi birkaç sektörün performansına bağlı olduğuna işaret eden Önder, nitelikli ve sürdürülebilir bir büyüme için bu tablonun ekonominin geneline homojen bir şekilde yayılmasının şart olduğunu vurguladı. Sektörel bazdaki bu dengesizlik, genel ekonomik sağlığın iyileşmesi önünde bir engel teşkil ediyor. Güncel şirket haberleri için Güncel Şirket Haberleri sayfamızı takip edebilirsiniz.
Küresel Rakipler Düşük Faizle Finansman Bulurken, Türkiye’de Faizler Yüzde 50
İç pazardaki daralmanın yanı sıra, ihracatta da zorlu bir sürecin geride bırakıldığına dikkat çeken ZÜCDER Başkanı, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünün sadece kur üzerinden değerlendirilmesinin yetersiz olacağını belirtti. Türkiye’deki petrokimya ve çelik gibi temel sanayi kollarının, iç pazarın hammadde ihtiyacını karşılamakta zorlandığı ve bu alanlardaki ithalat bağımlılığının yaklaşık yüzde 90 seviyesinde seyrettiği bilgisini paylaştı.
Önder, en çarpıcı tespitlerinden birini finansman maliyetleri konusunda yaptı. Küresel rakiplerin yıllık %2-3 gibi düşük oranlarda faizle finansman sağladığını, buna karşılık Türkiye’deki üreticilerin %50’lere varan faiz oranlarıyla kredi bulmaya çalıştığını dile getirdi. Buna ek olarak, yeterli kapasiteye rağmen hammadde ithalatına getirilen ek vergilerin maliyetleri daha da artırdığına dikkat çekti. ABD ve Avrupa’nın ‘reshoring’ (üretimi ülke içine çekme) adımlarıyla sanayiyi stratejik bir unsur olarak yeniden konumlandırdığı bir dönemde, Türkiye’nin enflasyonla mücadele uğruna sanayi gücünü ve küresel pazar payını kaybetmemesi gerektiğini savundu.
Zayıf Talep Yeni Zamları Engelliyor
Maliyetlerdeki artış eğilimine rağmen, son tüketiciye yansıyacak yeni bir fiyat artışı olup olmayacağı sorusuna Önder, piyasa koşullarının buna izin vermediğini belirterek yanıt verdi. Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) arasındaki makasa ve imalat sanayisinin maliyet artışlarını fiyatlara yansıtamama durumuna dikkat çekti. Üreticilerin mevcut fiyatlarla bile ürün satmakta zorlandığı bir ortamda, zayıf talebe rağmen fiyat artışına gidilmesinin satışları daha da düşüreceği aşikar.
Bu nedenle, makroekonomik görünümde beklenmedik ve köklü bir değişiklik yaşanmadığı sürece, ürünlerde yeni bir zam beklentisi olmadığı yönünde görüş bildirdi.
Züccaciye Sektöründen 5 Maddelik Çıkış Stratejisi
Üreticilerin finansmana erişim, yüksek yatırım maliyetleri, lojistik ve dijital dönüşüm gibi pek çok alanda desteklenmesi gerektiğine inanan ZÜCDER Yönetim Kurulu Başkanı Burak Önder, mevcut zorlu süreçten çıkış için 5 maddelik somut önerilerde bulundu. Enflasyonla mücadelenin devam ederken, sanayinin üretim gücünün korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Önder, sektörün ve sanayinin küresel rekabetçiliğini artıracak adımları şu şekilde sıraladı:
- Üreticilere fatura karşılığında uygun maliyetli işletme kredisi sağlanması.
- Otomasyon, sanayi ve dijital dönüşüm yatırımlarının özel finansman mekanizmaları ile desteklenmesi.
- Lojistik ve liman maliyetlerinin düşürülerek Türkiye’nin küresel rekabetçiliğinin artırılması.
- Yerli e-ticaret altyapısının güçlendirilmesi, e-ihracat ve sınır ötesi e-ticaretin teşvik edilmesi.
- Sanayi arsalarındaki rant beklentisinin önüne geçilerek, bu arsaların üretim yapan sanayiciler tarafından kullanılmasının sağlanması.
Finans Hattı Yorum:
Züccaciye sektöründeki uzayan vadeler ve likidite sıkışıklığı, genel imalat sanayisi için de önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Yüksek finansman maliyetleri ve zayıflayan iç talep, sektörel verimliliği düşürürken, üreticileri kısa vadeli hayatta kalma stratejilerine itiyor. Bu durum, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu zayıflatma potansiyeli taşıyor ve uzun vadeli büyüme hedeflerini sekteye uğratabilecek bir risk unsuru oluşturuyor.
Mevcut tablo, yatırımcılar açısından temkinli bir duruşu gerektiriyor. Özellikle hammaddeye yüksek bağımlılık ve yüksek faiz maliyetleri, şirketlerin kârlılık marjlarını baskılıyor. Sektördeki Fiyat/Kazanç (F/K) ve Piyasa Değeri/Defter Değeri (PD/DD) gibi temel finansal oranların, mevcut ekonomik koşullar ve geleceğe yönelik beklentiler ışığında dikkatle analiz edilmesi önem taşıyor. Teknik analizler ve genel piyasa duyarlılığı, yatırım kararlarında yol gösterici olabilir.
Önerilen 5 maddelik çözüm paketi, sektörün karşı karşıya olduğu temel sorunlara işaret ediyor. Ancak bu önerilerin hayata geçirilmesi, makroekonomik istikrarın sağlanmasına ve enflasyonla mücadelenin kalıcı başarıya ulaşmasına bağlı. Aksi takdirde, üreticilerin finansmana erişimde yaşadığı zorluklar ve artan maliyetler devam edecek, bu da hem sektörün rekabet gücünü hem de genel ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Küresel dinamiklerle uyumlu politikaların benimsenmesi, uzun vadeli stratejik bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.
















