İHRACAT YÜKSELİŞİ: TÜRKİYE ASYA’NIN GÜNEY KORE’Sİ OLMALI
Sanayiciler Üretimden Ticarete Kayıyor: Seyit Ardıç’tan Kritik Uyarılar
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye’deki sanayicilerin artan finansman zorlukları ve düşük karlılık nedeniyle üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finans alanına kaydığına dair ciddi endişelerini dile getirdi. Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulan AVM’nin kira getirisi, fabrikanın üç yıllık kârından fazlaysa, sanayiciyi üretimde tutmak zorlaşır. Mesele niyet değil, kuralın yönüdür,” diyerek mevcut ekonomik politikalara dikkat çekti.
Ardıç, altı ay önceki yüksek faiz politikası uyarısının geçerliliğini yitirmediğini, aksine daha acil hale geldiğini belirtti. Reel sektör üzerindeki baskının arttığını, finansmana erişimin zorlaştığını ve yatırım iştahının zayıfladığını vurgulayan Ardıç, Türkiye’nin yeniden üretim ekonomisine odaklanması gerektiğini savundu. Yüksek teknolojili ürünlerde 2025 yılında 9,9 milyar dolar ihracat hedefine karşılık, 35 milyar doların üzerinde ithalat yapıldığını ve bu alanda yıllık 25 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı verildiğini belirtti. Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla kalıcı mücadele edilemeyeceğini söyleyen Ardıç, Türkiye’nin Avrasya’nın üretim üssü olma hedefinde teknoloji, verimlilik ve yerli katma değer konularında eksik kaldığını ifade etti.
Ardıç, toplam faktör verimliliğinin artırılması gerektiğini belirterek, bilgi, teknoloji, Ar-Ge ve inovasyon alanlarında beklenen sıçramanın gerçekleştirilemediğini dile getirdi. Sanayi politikasının, eğitim sisteminin, finansman yapısının ve Ar-Ge desteklerinin ihracatın teknoloji ağırlığını artırmaya odaklanması gerektiğini vurguladı. İmalat sanayiinin milli gelirdeki payındaki gerilemenin, “sanayisizleşme” riskini somut bir politika başlığı haline getirdiğini söyleyen Ardıç, sanayi olmadan kalıcı ihracatın, nitelikli istihdamın ve teknolojinin olamayacağını belirtti.
Ardıç, küresel sanayi düzeninde devletlerin yeniden piyasaya müdahil olduğunu ve Türkiye’nin tarihî bir tercihle karşı karşıya olduğunu söyledi. Bu tercihleri ikiye ayıran Ardıç, bir yanda Brezilya gibi hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomi, diğer yanda ise Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı ve verimliliği merkeze alan bir üretim gücü olduğunu belirtti. Türkiye’nin tercihi net olmalı: Avrasya’nın Brezilya’sı değil, Güney Kore’si olmak.
Bankacılık sistemine de çağrıda bulunan Ardıç, güçlü bilançoların sanayinin yatırım kapasitesine dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Sanayicinin sadece işletme kredisi değil, geleceği kuracak, üretimi büyütecek, yatırımı hızlandıracak ve teknoloji dönüşümünü finanse edecek uzun vadeli kaynağa ihtiyacı olduğunu belirtti. Makine ve enerji verimliliği yatırımı, dijital dönüşüm, yeşil mutabakata uyum ve ihracat pazarında kalıcılık gibi hedeflere kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla ulaşılamayacağını ifade etti.
OECD verilerine göre Türkiye’de KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payının 2024’te 35,2’ye gerilediğini, oysa OECD ortalamasının yaklaşık 47 olduğunu kaydeden Ardıç, Türkiye’deki özel sektöre banka kredilerinin GSYİH’ye oranının 2024’te 37 olduğunu, yüksek gelirli ülkelerde bu oranın çok daha yüksek seviyelerde olduğunu belirtti. Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse, Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin eksik kalacağını savunan Ardıç, kefalet limitleri, teminat koşulları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerektiğini söyledi. Teknoloji yeniliği ve üretken yatırımı daha fazla ödüllendiren bir finansman mimarisine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Ardıç, Türkiye’nin önünde iki net yol olduğunu dile getirdi: Düşük katma değer, yüksek ithalat bağımlılığı, kırılgan büyüme ve fakirleşme yolu veya planlı sanayi politikası, seçici teşvik, uygun finansman koşulları, nitelikli insan ve teknoloji odaklı üretimle yeni dünyanın üretim merkezlerinden biri olma yolu. Tarihin sunduğu bu kapının her geçen gün daraldığını ve sadece hazırlığını yapmış olanların geçebileceğini vurguladı.
Finans Hattı Yorum:
ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın açıklamaları, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına ve sanayinin geleceğine dair önemli bir bakış açısı sunuyor. Özellikle yüksek teknoloji ürünlerindeki dış ticaret açığı ve KOBİ’lerin finansmana erişimindeki yetersizlik, üretim odaklı bir büyüme stratejisinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Sanayicilerin üretimden uzaklaşması, sadece istihdam kaybına değil, aynı zamanda katma değer üretiminin azalmasına ve uzun vadede ekonomik kırılganlığın artmasına yol açacaktır. Bu durum, enflasyonla mücadele çabalarını da zayıflatabilir.
Piyasada genel olarak, “sanayisizleşme” riskinin somutlaştığı yönünde bir endişe hakim. Yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimdeki zorluklar, reel sektörün yatırım iştahını törpülerken, daha likit ve kısa vadeli kazançlar sunan alanlara yönelim kaçınılmaz görünüyor. Ancak bu durumun sürdürülebilir olmadığı ve uzun vadede ülkenin rekabet gücünü ve büyüme potansiyelini olumsuz etkileyeceği açıktır. Bankacılık sektörünün de bu dönüşümde proaktif bir rol üstlenmesi ve finansal gücünü reel sektörü destekleyecek şekilde yönlendirmesi gerekmektedir.
Yatırımcıların önümüzdeki dönemde dikkat etmesi gereken en önemli konu, sanayi politikalarındaki olası değişimler ve hükümetin üretimi teşvik edici adımları olacaktır. Özellikle teknoloji odaklı yatırımların desteklenmesi, Ar-Ge teşviklerinin artırılması ve finansman mekanizmalarının iyileştirilmesi gibi adımlar, “güney kore modeli”ne geçişin önünü açabilir. Kurun istikrara kavuşması ve faiz oranlarının makul seviyelere inmesi de yatırım ortamını olumlu etkileyecektir. Global tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma fırsatlarını değerlendirmek ve nitelikli iş gücü yetiştirmek, Türkiye’nin küresel üretimdeki yerini sağlamlaştırması açısından kritik önem taşımaktadır.











