BOŞ BAŞLIK
Türkiye Lüks Markalar İçin Yeni Üretim Üssü Oluyor
“İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, küresel pazarlardaki değişimler ve sektörün markalaşma hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin “satın alınabilir lüksün” üretim merkezi haline geleceğini duyurdu. Ticaret Bakanlığı’nın yurt dışından marka alımı yapacak firmalara yönelik yeni destek paketinin detayları bekleniyor.”
Küresel pazarlarda yaşanan daralma ve maliyet artışları nedeniyle ihracatta 4.4 milyar dolarlık kayıp veren Türkiye hazır giyim sektörü, stratejik bir dönüşüme hazırlanıyor. Fiyat odaklı rekabetten sıyrılarak markalaşma ve “ikiz dönüşüm” ile katma değerli üretime odaklanacak sektörde, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, gelecek vizyonunu paylaştı. Paşahan, “Avrupa’da üretim ve tedarik zinciri kökten dönüşüyor. Kullan-at devri kapanırken döngüsel, sürdürülebilir, daha uzun ömürlü ve akıllı üretim dönemi başlıyor. Daha az adetli, daha nitelikli ve uzun ömürlü ürünler üreteceğiz. Özetle satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olacağız” dedi. Bu dönüşümü desteklemek amacıyla Ticaret Bakanlığı’nın, yurt dışından marka alımı yapacak firmalara yönelik kira, tanıtım ve depo alanı gibi giderleri kapsayan yeni bir destek paketi açıkladığı bilgisi verildi. Destek detaylarının haziran ayında açıklanması bekleniyor.
Sektörün son 3 yılda yaklaşık 400 bin kişilik istihdam kaybına rağmen 2025’te 12 milyar dolar cari fazla vererek Türkiye ekonomisine net döviz kazandırdığını belirten Paşahan, hazır giyimin ekonomik önemine vurgu yaptı. Paşahan, “81 ilimizde ve yüzlerce ilçemizde üretim yapıyoruz. İstihdamımızın yüzde 55’inden fazlasını kadınlar oluşturuyor. Bütün bu verileri alt alta topladığımızda hazır giyimin ülkemizde ekonomik ve sosyal hayatın en kritik sigortalarından biri olduğunu görüyoruz. Ancak son üç yılda o sigortanın direncinin çok fazla aşındığını söylemek durumundayım” dedi. Krizlerden hızlı etkilenen sektörün aynı hızda toparlanacağına inancını dile getiren Paşahan, “Türkiye’de bu iş bitmedi, bitmeyecek” ifadelerini kullandı.
Sektörün yaşadığı sorunların temelinde enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan “düşük kur yüksek faiz” politikasının yattığını belirten Paşahan, mevcut teşvik sisteminin yetersizliğini vurguladı. Paşahan, sektörün taleplerini şu şekilde sıraladı:
- Doğrudan desteklerle asgari ücret maliyetinin 800-850 dolar seviyelerine indirilmesi.
- İstihdam desteğinin 3 bin 500 liradan 6 bin liraya, asgari ücret desteğinin ise bin 270 liradan 2 bin 500 liraya çıkarılması.
- Cari fazla veren sektörlerde döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten yüzde 10’a yükseltilmesi.
- İhracatçının yüzde 15’in altında maliyetle finansmana erişiminin sağlanması.
- Tüm bölgelerdeki tekstil ve konfeksiyon yatırımlarının 3 yıl boyunca 6’ncı bölge teşviklerinden yararlandırılması.
- Mevcut teşvik belgelerinin süresinin 10 yıl uzatılması.
- Teşvik belgeli yatırımlarda, asgari ücretin yüzde 50 fazlasına kadar ücret verilen personelin SGK primlerinin tam teşvik kapsamına alınması ve emekli çalışan SGK primlerinin kaldırılması veya indirilmesi.
Paşahan ayrıca, küresel ticaretin mevcut gerçeklerine uygun bir “master plan” hazırlanması gerektiğini ve AB’nin Hindistan ve MERCOSUR ülkeleri ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının (STA) sektöre vereceği zararları önlemek için “ticaret diplomasisinin” hızlandırılmasını savundu. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de, AB’nin STA’larının Türkiye için bir “pranga” oluşturmasından endişe duyduklarını belirterek, Hindistan ve Güney Amerika menşeli ürünlerin AB üzerinden dolaylı olarak gümrüksüz giriş ihtimaline itiraz etti. Uluslararası Hazır Giyim Federasyonu (IAF) Başkanı Stefano Festa Marzotto ve Avrupa Hazır Giyim ve Tekstil Konfederasyonu (EURATEX) Başkanı Mario Jorge Machado da sektörün küresel değişimlere uyum sağlaması ve üretici odaklı bir yaklaşımla hareket etmesi gerektiği yönünde görüş belirtti.
Finans Hattı Yorum:
Bu gelişme, Türkiye hazır giyim sektörünün global arenadaki konumunu yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Lüks segmentte üretim merkezi olma hedefi, yüksek katma değerli ürünlere yönelimi ve marka bilinirliğini artırmayı amaçlıyor. Özellikle Ticaret Bakanlığı’nın yabancı marka alımlarına yönelik teşvikleri, Türk firmalarının global marka portföylerini genişletmesine ve daha sofistike pazarlarda yer edinmesine olanak tanıyabilir. Bu stratejik hamle, sektörün sadece üretim gücünü değil, aynı zamanda marka yönetimi ve pazarlama yetkinliklerini de geliştirmesini teşvik edecektir.
Yatırımcılar açısından bakıldığında, bu dönüşüm, sektördeki rekabet dinamiğini değiştirebilir. Geleneksel “hızlı moda” anlayışından sürdürülebilir ve kaliteli üretime geçiş, firmaların karlılık marjlarını iyileştirebilir ve kur dalgalanmalarına karşı daha dirençli hale gelmelerini sağlayabilir. Ancak, bu geçişin maliyetli olabileceği ve kısa vadede bazı firmalar için finansal zorluklar yaratabileceği unutulmamalıdır. Sektörün genel olarak toparlanma eğiliminde olması ve güçlü bir cari fazla potansiyeli sunması, uzun vadede yatırımcılar için olumlu sinyaller vermektedir.
Önümüzdeki dönemde, Ticaret Bakanlığı’nın açıklayacağı destek paketinin detayları ve bu teşviklerin firmalar tarafından ne kadar etkin kullanılacağı yakından takip edilmelidir. Ayrıca, AB’nin STA’larına karşı Türkiye’nin atacağı adımlar ve bu durumun mevcut Gümrük Birliği anlaşması üzerindeki etkileri, sektörün gelecekteki ihracat potansiyeli açısından kritik öneme sahip olacaktır. Sektördeki firmaların “ikiz dönüşüm” gerekliliklerine ne kadar hızlı adapte olabildikleri ve teknolojik yatırımlarını ne kadar artırabildikleri de rekabet avantajı elde etmeleri açısından belirleyici olacaktır.
















