İnsan Müdahalesiyle Tetiklenen Heyelanlar: Türkiye Risk Haritasında Üst Sırada
Dağlık bölgelerdeki heyelanların yalnızca doğal birer felaket olduğu yönündeki yaygın kanı, Science Advances dergisinde yayımlanan ve 60 yıllık arazi kullanımı verilerini inceleyen yeni bir araştırmayla sarsıldı. Araştırma, ölümcül heyelanların büyük çoğunluğunun insan kaynaklı arazi dönüşümünün yoğun olduğu alanlarda meydana geldiğini ortaya koyuyor. Türkiye ise bu dönüşümün hızı ve yarattığı can kaybı verileriyle Avrupa’da en riskli ülke konumunda bulunuyor.
İnsan Eliyle Değişen Doğa ve Artan Risk
Science Advances dergisinde yayımlanan ve 46 ülkeyi kapsayan 60 yıllık arazi kullanımı verilerini analiz eden bir araştırmanın sonuçları, heyelanlara ilişkin yerleşik algıyı kökten değiştiriyor. Araştırma, ölümcül heyelanların büyük bir bölümünün, insanın doğayı hoyratça dönüştürdüğü alanlarda yaşandığını net bir şekilde gösteriyor. Bu durum, özellikle Türkiye’nin de içinde bulunduğu “üst-orta gelir” grubunda dikkat çekiyor.
Türkiye: Dönüşüm Hızı ve Can Kaybında Avrupa Lideri
Küresel ölçekte dağlık alanlara yönelik insan müdahalesi, düşük gelirli ülkelerde %50 seviyelerine ulaşırken, yüksek gelirli ülkelerde bu oran yalnızca %7 bandında kalıyor. Türkiye, “üst-orta gelir” grubunda yer almasına rağmen, arazi örtüsü değişiminde kendi grubunun ortalamasını önemli ölçüde geride bırakarak Avrupa’nın en riskli ülkesi konumuna yükseliyor. Bu durum, sadece coğrafi bir kader olmaktan öte, ekonomik kısıtlar, hızlı nüfus artışı ve “kalkınma öncelikli” altyapı projelerinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlardan Çarpıcı Tespitler
Dr. Bikem Ekberzade, heyelanların çoğunlukla şiddetli yağışlar, dik yamaçlar ve zayıf jeolojik yapı gibi doğal süreçlerin bir sonucu olarak değerlendirilmesi yönündeki yaygın algıya dikkat çekerek, yeni araştırmanın en çarpıcı bulgusunu vurguluyor: “Ölümcül heyelanların büyük bir bölümünün, insan tarafından doğrudan müdahale edilerek dönüştürülmüş çevrelerde meydana gelmesi. Yamaçların doğal dengesine yapılan her müdahale, doğanın savunma mekanizmasını yıkıyor.”
Ekonomik Refah ve Afet Yönetimi İlişkisi
Araştırma, ekonomik refah düzeyi ile afet yönetimi arasındaki doğru orantıyı heyelanlar özelinde de gözler önüne seriyor. İsviçre veya Japonya gibi benzer topografyaya sahip ülkelerde düşük can kayıpları, gelişmiş mühendislik çözümleri ve katı arazi kullanım planlarının bir sonucu olarak öne çıkıyor. Buna karşın, Türkiye’de, özellikle Doğu Karadeniz gibi bölgelerde yol yapımı ve tarım alanı açma gibi faaliyetler yamaç dengesini bozuyor.
Araştırmanın yazarlarından Dr. Seçkin Fidan, “İsviçre’de arazi değişim oranının Fransa’dan 4 kat fazla olması, beraberinde daha yüksek ölüm oranlarını getiriyor. Yani mesele sadece zolluk değil, yamaç üzerindeki insan ‘izi’ diye konuştu.” ifadesini kullanarak, insan etkisinin önemini vurguladı.
İklim Değişikliği ve Zayıflamış Zeminler
İklim değişikliği, insan eliyle zaten zayıflatılmış olan zeminler için en büyük tetikleyici unsur olarak karşımıza çıkıyor. Artan hava sıcaklıkları ve değişen yağış rejimleri, aşırı yağış olaylarının sıklığını artırıyor. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Ömer Lütfi Şen, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki yağış artışına dikkat çekerek, bu durumun zayıflamış yamaç dengesini tamamen bozabileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Şen, “Artık sadece yağmur yağdı heyelan oldu diyemeyiz. İnsan yamacı bozdu, yağmur ise bardağı taşırdı gerçeğiyle yüzleşmeliyiz.” şeklinde konuştu.
Nepal Modeli: Farkındalık ve Yerel Stratejiler
Araştırmanın en şaşırtıcı bulgularından biri ise Nepal’in durumu. Düşük gelir düzeyine ve yüksek arazi değişimine rağmen Nepal, ölümcül heyelan yönetiminde yüksek gelirli ülkelerle benzer bir performans sergiliyor. Bu başarının ardında yatan sır ise toplumsal farkındalık ve yerel risk azaltma stratejileri. Nepal örneği, kısıtlı imkanlarla bile doğru davranış modellerinin can kurtarabileceğini kanıtlıyor.
Finans Hattı Yorum:
Yapılan bu kapsamlı araştırma, heyelan riskinin sadece coğrafi faktörlere bağlı olmadığını, aksine insan kaynaklı arazi kullanım değişikliklerinin bu riskleri katlayarak artırdığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’nin, hem arazi dönüşümündeki hızı hem de bunun yarattığı can kaybı verileriyle Avrupa’da üst sıralarda yer alması, acil eylem planlarının gerekliliğini gözler önüne seriyor. Ekonomik kalkınma çabaları içinde çevreye duyarlı planlamanın göz ardı edilmesi, uzun vadede daha büyük maliyetlere yol açacaktır. Özellikle yol yapımı ve yerleşim alanlarının genişletilmesi gibi projelerde alınacak teknik ve önleyici tedbirler hayati önem taşıyor. İklim değişikliğinin yarattığı aşırı hava olayları düşünüldüğünde, insan müdahalesiyle zayıflamış zeminlerde yaşanabilecek felaketlerin önüne geçmek için yerel halkın bilinçlendirilmesi ve sürdürülebilir arazi yönetimi stratejilerinin benimsenmesi büyük önem taşıyor. Nepal gibi ülkelerin gösterdiği toplumsal farkındalık ve yerel risk azaltma stratejileri, Türkiye için de ilham verici bir model teşkil edebilir.












