Ekonomik Gerilimde Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
Ekonomist Mahfi Eğilmez, güncel ekonomik gelişmeler ve uluslararası çatışmaların piyasalara etkilerini mercek altına alarak, savaşın potansiyel kazananlarını ve kaybedenlerini detaylandırdı.
Dört aylık süren bir gerilimin ardından yapılan analizde, İran’ın nükleer gücünü zayıflatma ve rejim değişikliği hedefiyle yola çıkan ABD ve İsrail’in, İran üzerindeki yoğun baskısına rağmen Tahran’ın müzakere masasında kalmayı başardığı belirtildi. Bu durumun, İran’ın yeniden rejim değişikliği riskini uzaklaştırdığı ve dolayısıyla hükümet nezdinde bir zafer olarak değerlendirildiği ifade edildi. Ancak, halkın bu süreçte doğrudan bir kazanç elde edip etmediği sorusunun muğlak kaldığına dikkat çekildi. İsrail’in ise hedeflerine ulaşamadığı ve hem Avrupa hem de ABD’deki lobi gücünü yitirme süreciyle savaşın kaybedenleri arasında yer aldığı vurgulandı.
Rusya’nın yükselen petrol fiyatlarından faydalanarak ekonomik ve itibari olarak toparlandığı öngörülürken, Çin’in başlangıçta İran’dan aldığı ucuz petrolün kesilmesiyle bir miktar zarar etse de, genel olarak bölgesel etkisini güçlendirerek bu süreçten kazançlı çıktığı yorumu yapıldı. Savaşın gerçek mağdurunun ise İran halkı olduğu ve devletin halkının aleyhine bir kazanç elde etmiş gibi göründüğü belirtildi.
Avrupa’nın, artan petrol fiyatları ve zaten var olan ekonomik durgunluk nedeniyle bu süreçten topluca zararla çıktığı, Türkiye’nin ise petrol ithalatçısı bir ülke olarak enflasyonla mücadelesinde ciddi bir yara aldığı, ödemeler dengesinde baskı oluştuğu ve bütçe açığının arttığı ifade edildi. Stratejik bir bakış açısıyla, Türkiye’nin bu durumdan nispeten makul bir zararla çıkmaya çalıştığı kaydedildi.
Finans Hattı Yorum:
Mahfi Eğilmez’in bu derinlemesine analizi, jeopolitik risklerin küresel emtia fiyatları ve dolayısıyla ülkelerin ekonomik kırılganlıkları üzerindeki doğrudan etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların, petrol ithalatına bağımlı ekonomilerde enflasyonist baskıyı nasıl artırdığına dair tespitler, Türkiye ekonomisinin mevcut dinamikleriyle de örtüşmektedir. Bu tür küresel gelişmelerin, Canlı Döviz ve emtia piyasalarındaki hareketliliği de yakından etkilediğini unutmamak gerekir.
Yatırımcı gözüyle bakıldığında, bu tür jeopolitik belirsizlikler piyasalarda volatiliteyi artırırken, savunma sanayi, enerji ve emtia ile ilgili sektörlerdeki şirketler için hem fırsatlar hem de riskler barındırabilmektedir. Eğilmez’in “enflasyonun çözülmesi lazım” vurgusu, Türkiye özelinde enflasyonla mücadele politikalarının, sermaye piyasalarının sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için temel bir gereklilik olduğunu göstermektedir.
Bu analizdeki en önemli “watch-out” faktörü, çatışmaların tırmanma potansiyeli ve bunun küresel enerji arzı üzerindeki olası etkileridir. Eğer petrol fiyatlarındaki yükseliş trendi devam ederse, Türkiye gibi ithalatçı ülkelerin ödemeler dengesi ve enflasyonist baskılar daha da artacaktır. Yatırımcıların, bu tür makroekonomik ve jeopolitik gelişmeleri yakından takip ederek pozisyonlarını gözden geçirmesi önem taşımaktadır.











