TİM Başkanı’ndan TCMB’ye Faiz ve Kur Çağrısı
İhracatçılar, Yüksek Finansman Maliyetleri ve Kur Baskısı Nedeniyle TCMB’den Destek Bekliyor
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, küresel pazarlardaki yavaşlama ve yurt içindeki sıkı para politikalarının getirdiği yüksek finansman maliyetlerinin ihracatçılar üzerindeki baskısını hafifletmek amacıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) yönelik acil çağrılarda bulundu. Gültepe, reeskont faizlerinin düşürülmesi ve döviz dönüşüm desteğinin artırılması gerektiğini vurguladı.
Gültepe, mevcut piyasa koşullarında ticari kredi faizlerinin %45 ile %50 arasında seyrettiğini belirterek, bu seviyelerin işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini ve yatırım yapmasını imkansız hale getirdiğini dile getirdi. Üretimi ve ihracatı desteklemek amacıyla, firmalara yönelik reeskont kredilerindeki mevcut %26’lık faiz oranının yetersiz kaldığını ifade eden Gültepe, “Merkez Bankası’nın firmalara sağladığı reeskont kredisi faizlerinin %26 yerine %14-15 seviyelerine indirilmesi gerekmektedir. İhracatçıların nefes almasını sağlayacak kilit adım budur” dedi. Bu adımın, ihracatçı firmaların finansman yükünü önemli ölçüde azaltarak rekabet güçlerini artırması beklenmektedir.
Finansmana erişimdeki zorlukların yanı sıra, kur baskısının da ihracatın rekabetçiliğini olumsuz etkilediğini vurgulayan Gültepe, döviz dönüşüm desteklerinin oranının artırılması yönünde bir talepte bulundu. Mevcut uygulamada %3 olan döviz dönüşüm desteğinin %10’a çıkarılması gerektiğini belirten Gültepe, bu adımın ihracatçılara nefes aldırarak döviz kazandırıcı faaliyetleri teşvik edeceğini, pazar payını büyütme potansiyeli taşıdığını ve istihdamı artırabileceğini ifade etti. Bu tür destekler, döviz kurundaki dalgalanmaların ihracatçıların maliyet yapısı üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamaya yardımcı olabilir.
Gültepe, uygun maliyetli kredilerin amacına uygun kullanılmasını sağlamak için bankalar ve Eximbank’ın sıkı denetimler yapması gerektiğini de sözlerine ekledi. Kredilerin, yalnızca fatura karşılığında ve işletme giderleri (mal alımı, maaş ödemeleri gibi) için kullandırılmasının önemini vurguladı. Bu denetim mekanizmaları, finansal kaynakların verimli ve hedefe yönelik kullanılmasını sağlayarak, genel ekonomik istikrara katkıda bulunacaktır.
Nakit Akışı Yönetimi ve Finansal Sağlık
Gültepe, reel sektördeki finansal rasyoların son üç yıldır bozulduğunu ve kar marjlarının azaldığını belirterek, geçmiş yıllara kıyasla artan finansman ihtiyacının boyutunu gözler önüne serdi. “Üç yıl önce 100 TL’ye ihtiyacı olan bir işletmenin, artan maliyetler ve düşen karlılık nedeniyle bugün 150 TL’ye ihtiyacı var” diyerek, piyasadaki nakit akışı sorunlarının geldiği vahim noktayı ortaya koydu. Vardiya sayılarının azalması ve ödeme vadelerinin uzaması gibi faktörlerin en büyük problemlerden olduğunu belirten Gültepe, firmaların genellikle zarar ettikleri için değil, nakit akışlarını etkin yönetemedikleri için battıklarını vurguladı. Kısa vadede zarar eden bir firmanın hemen batmayacağını, ancak nakit akışının durması durumunda ayakta kalmasının mümkün olmayacağını belirtti. Bu kritik akışın sağlanması için kredilere zamanında, hızlı ve uygun maliyetle erişimin hayati önem taşıdığını söyledi. Bu durum, özellikle güncel şirket haberleri takibi yapan yatırımcılar için de firmaların operasyonel sağlığı hakkında önemli ipuçları sunmaktadır.
Temmuz İhracat Verileri ve Sektörel Değerlendirmeler
Temmuz ayı dış ticaret verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gültepe, toplam ihracatın %2.9 artışla 25.6 milyar dolar olarak gerçekleştiğini ve bunun son yılların en yüksek temmuz ayı verisi olduğunu belirtti. Yılın ilk 7 ayındaki artışın ise %3.4 olduğunu ekledi. Parite etkisinin temmuz ayı ihracatına yaklaşık 290-300 milyon dolar civarında negatif bir yansıması olduğunu hatırlattı. Demir ve demir dışı metaller ile yaş meyve sebze sektörlerinin ihracatta öne çıktığını ifade etti. Ancak, lokomotif sektörler olan otomotiv ve kimya sanayiindeki duruma dair kritik uyarılarda bulundu.
“Otomotiv sektörü uzun bir süredir ilk kez negatif bir performans sergiledi. Bu durum temmuz ayındaki tatil günlerinin kaymasından kaynaklanmış olabilir; ancak küresel ölçekte talep düşüşü sinyali verme ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Bu iki ana sektörün negatif seyretmesinin geçici olmasını umarak ağustos ve eylül ayı verilerini yakından takip edeceğiz. Özellikle hazır giyim gibi emek yoğun sektörlerde istihdam daralması yaşanıyor ve rekabet gücümüzü kaybediyoruz. Bu olumsuz gidişatın durdurulması için acil önlemler alınması gerekmektedir.”
Finans Hattı Yorum:
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) Merkez Bankası’ndan yaptığı reeskont faizlerinin düşürülmesi ve döviz dönüşüm desteğinin artırılması yönündeki çağrı, reel sektörün mevcut ekonomik konjonktürdeki zorluklarını ve beklentilerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Küresel enflasyonist baskılar, yüksek seyreden emtia fiyatları ve sıkılaşan küresel finansman koşulları, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için dış ticarette önemli bir dezavantaj yaratmaktadır. Özellikle ihracatçı firmaların artan finansman maliyetleri, kar marjlarını eritebilmekte ve operasyonel sürdürülebilirliklerini tehdit edebilmektedir. TİM Başkanı’nın dile getirdiği %14-15 seviyesindeki reeskont faizi talebi, firmaların nefes alabilmesi için kritik bir eşiktir. Bu talebin karşılanması, üretim ve istihdam üzerindeki olumsuz baskıyı hafifleterek dış ticaret performansını olumlu etkileyebilir.
Piyasa sentimenti açısından bakıldığında, ihracatçıların bu talepleri, genel ekonomik beklentilerde bir miktar iyileşme ve daha destekleyici bir para politikası yönünde bir isteği yansıtmaktadır. Mevcut yüksek faiz ortamı, şirketlerin yatırım iştahını azaltmakta ve finansal risklerini artırmaktadır. Teknik olarak, bu tür iyileştirme beklentileri, Borsa İstanbul’daki sanayi ve ihracatçı şirketlerinin hisseleri üzerinde kısa vadeli pozitif bir etki yaratabilir. Ancak, bu etkinin kalıcılığı, atılacak somut adımların büyüklüğü ve zamanlaması ile doğrudan ilişkili olacaktır. Fiyat/Kazanç (F/K) ve Piyasa Değeri/Defter Değeri (PD/DD) gibi temel analiz oranları açısından, finansman maliyetlerindeki düşüş, şirket kârlılıklarını artırarak bu oranların daha cazip hale gelmesini sağlayabilir.
Yatırımcılar için potansiyel risk faktörü, bu taleplerin ne ölçüde karşılık bulacağının belirsizliğidir. Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele hedefleri doğrultusunda atacağı adımlar, sıkı para politikasını ne kadar sürdüreceği ve bu politikaları reel sektörü gözeterek ne kadar dengeleyeceği önemli bir “watch-out” noktasıdır. Ayrıca, küresel talepteki yavaşlamanın ve jeopolitik risklerin devam etmesi, ihracatçı firmaların dış pazarlardaki performansını olumsuz etkilemeye devam edebilir. Otomotiv sektörü gibi ana lokomotiflerde görülen daralma eğiliminin devam etmesi, genel ekonomik görünüm üzerinde daha geniş çaplı baskı yaratabilir.
















